Av. Fatih Coşkun: ‘’Türkiye’nin Ermeni meselesi diye bir sorunu yoktur.’’

Av. Fatih Coşkun: ‘’Türkiye’nin Ermeni meselesi diye bir sorunu yoktur.’’

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Av. Fatih Coşkun: 1990 Edirne doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Edirne’de bitirdim. Edirne Lisesini bitirdikten sonra 2010-2014 yılları arasında Konya Selçuk Üniversitesi’nde Hukuk eğitimimi tamamladım ve ardından Edirne’ye döndüm. Staj döneminin bitmesinin ardından, 3 yıldır serbest avukat olarak Edirne’ye hizmet veriyorum.

  • Edirne’yi turizm açısından değerlendirir misiniz?

Av. Fatih Coşkun: Edirne aslında tarih ve kültür kenti Edirne kimlikli bir şehir. Neolitik çağdan, Traklar’dan  Roma’dan ve 92 yıl Osmanlı devletine başkentlik yapmış bir şehirden bahsediyoruz. Edirne sekiz bin yıllık  bilinen tarihi ile dünyada  medeniyet tasavvuru çok yüksek sayılı kentlerdendir. Edirne bu tarihi geçmişi sebebiyle yüzlerce nadide tarihi esere sahiptir.  Bu duruma rağmen turizmden maalesef gerekli katkıyı alamıyoruz. Son 10 yıl içerisinde vakıf eserlerinde gözle görülür bir iyileşme var; bununla beraber meşhur camilerimizin onarım ve bakımı konusunda da önemli adımlar atıldı. Ayrıca ‘Sağlık Müzesi’ olarak isimlendirdiğimiz Beyazıt Külliyesi de daha profesyonel bir şekilde hizmet vermeye başladı. Bunlar elbette son on yıl içerisinde meydana gelen önemli değişiklikler; ancak Edirne bununla yetinmemelidir. Edirne turizmi maalesef bölgesel nitelikte. Bunu uluslararası anlamda da geliştirmek zorundayız. İnsanlar Edirne’ye sadece köfte-ciğer yemek için değil, Edirne’yi yaşamak ve burada konaklamak için de gelmeliler. Yerel yönetimler bu hususta valilik ve özel sektörde faaliyet gösteren müteşebbisler ile işbirliği yapmak durumunda. Bu işbirliği ile birlikte Kırkpınar etkinliğinin uluslararası manada tanınırlığını arttırmak için çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kırkpınar alanı daha temiz, daha nezih bir alan haline getirilmeli, güreş sahası yenilenmeli… Edirne gerek tarihi eserleri gerekse Kırkpınar şöleni ile dünya çapında marka haline getirilmelidir. Bunun yolu da ulusal ve uluslararası alanda tanıtım ve reklam ile birlikte daha fazla yatırımla mümkün olacaktır.

  • Bir hukukçu gözü ile ‘Ermeni Meselesi’ hakkında görüşlerinizi rica ediyoruz. ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ iddiaları ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Av. Fatih Coşkun: Bir hukukçu olarak şunu ifade etmek istiyorum ki; iddialar tamamen mesnetsizdir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine atılan alçakça bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu asılsız iddianın arkasında bir kısım emperyal devletlerin siyasi ve politik menfaat elde etme amacını bulunmaktadır. Meselenin çıkış noktasına bakmamız gerekmektedir. Yüzyıllardır bizler Osmanlı da Millet-i Sadıka olarak adlandırılan Ermeni vatandaşlarımızla birlikte yaşadık ve Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşamaya devam ediyoruz. Ermeni sorunu olarak adlandırılan gözle görülür bir şekilde ortaya çıkışı 93 Harbi olarak adlandırdığımız 1877-1878 Osmanlı Rus Harbinden sonra imzalanan Yeşilköy anlaşmasında Osmanlı Devleti’nden Ermeniler lehine ıslahat yapılmasının istenmesiyle başlamıştır. Bu istek, Yeşilköy anlaşmasından sonra imzalanan Berlin anlaşmasında da güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Yani Ermeni sorunu uluslararası arenada ilk kez 93 Harbi ile beraber gündeme gelmiştir. Bu tarihten itibaren bu mesele ciddi bir şekilde kaşınmaya başlanmıştır. Heveslere kapılan Ermeniler, Ruslar başta olmak üzere Emperyal devletler ile işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’nin Doğu vilayetlerinde isyanlar çıkartıp; kadın, çocuk demeden on binlerce masum Türk’ün kanını dökmüş, canını almıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda bu isyanlar artarak devam eder. Osmanlı’nın Doğu vilayetlerinde; bilhassa Kars, Ardahan, Erzurum, Adana gibi vilayetlerde Ermeniler büyük isyanlar çıkartıp, yedi düvelle cenk eden Osmanlı ordusunu arkasından hançerlemiştir. Osmanlı Devleti de 27 Mayıs 1915 yılında tehcir ve iskân kanununu çıkartmak durumunda kalmıştır. Bu kanun ile isyan çıkartılan köylerde yaşayan Ermeniler, başta Suriye olmak üzere çeşitli yerlere iskân edilmiştir. Bu iskân faaliyeti esnasında Osmanlı Devleti’nin görevlendirdiği askerler, Ermenilere eşlik etmiş, onları korumuştur. Kaldı ki iskân edilenlerin sayısı iddia edildiği gibi bir milyonlara ulaşan rakamlar da değildir. Osmanlı Devleti kendisine ihanet eden, özellikle çetecilik faaliyetlerine tevessül eden Ermeniler ve ailelerini iskân etmiştir. Dolayısıyla 1 milyon ya da 1,5 milyon Ermeni’nin öldürülmesi mümkün değildir. Dönem itibariyle Osmanlı Devleti’nin nüfus kayıtlarına bakıldığında, Türkiye coğrafyasında 1.300.000 civarında Ermeni yaşamaktadır. Bu yüzden iskân esnasında 1,5 milyon Ermeni’nin ölmesi mümkün değildir. Osmanlı Devleti tehcir edilen Ermenilerin her ihtiyacını karşılamıştır. Hatta Osmanlı Devleti tehcirden sonra Ermenilerin yerleştiği bölgelerde uygulanacak kural ilişkin kanun dahi çıkarmıştır. Arşivlerimizde bu kanun ve kurallara kolayca ulaşılabilmektedir. Bu durum dahi Osmanlı Devleti’nin tehciri en uygun şekilde icra etmeye çalıştığının en somut göstergesidir. Aksine buna rağmen sözde soykırım uygulandığı iddiası bu gelişmelere karşılık soyut iddiadan ibarettir. Uluslar arsı kamuoyu bu gerçekleri net bir şekilde bildiği için arşivlerimizi ortak kurulacak tarih komisyonuna açmak isteğimize yanıt vermemektedirler. Yanıt vermezler veremezler zira arşivlerimizi açtığımızda biliyorlar ki Ermeni çetecilerin Erzurum da Van da nasıl katliam yaptığı ortaya çıkacaktır.

Şunu da ifade etmek gerekiyor, Ermeni diasporası ve işbirlikçilerinin ‘Sözde Soykırım Günü’ olarak andığı tarih olan 24 Nisan tarihi, tehcir kanununun çıkartıldığı tarih değildir. Bu tarih, Hınçak ve Taşnak, Sutyun partisine mensup katil çetecilerin tutuklandığı tarihtir. Osmanlı Devleti’nin Edirneli Başbakan Talat Paşa’nın öncülüğünde çıkardığı tehcir kanunu 27 Mayıs’ta çıkartılmıştır. Başta Amerika’daki Ermeni Diasporası olmak üzere tarihleri soy kırmak ile eşdeğer olan Avrupa Devletleri; Fransa, Almanya, İngiltere… Bu iftirayı bizlere atarak kendi yaptıkları soykırımları tarih nezdinde yok etmeye çalışmaktadır. Şunu unutmamak gerekiyor, Türk milleti şerefli tarihi boyunca hiçbir milletin canına kast etmemiştir. Bir hukukçu olarak şunu da ifade edeyim, Birleşmiş Milletler, ‘Jenosit’ yani ‘bir milleti bilinçli olarak yok etme’ kanununu 1948 yürürlüğe sokmuştur, Türkiye ‘jenosit’ yani soykırım kanununu 1950’li yılların başında imza etmiştir. Ermeni hadiseleri ise 1915 yılında gerçeklemiştir. Dolayısıyla hukuk geriye doğru işlemez ve Türkiye o gün her ne olursa olsun olanlardan sorumlu tutulamaz.

Son günlerde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un açıklamaları ile birlikte konu yine ‘papazın pilavı’ gibi önümüze getirildi. Fransa, Almanya, İngiltere gibi devletlerin devamlı surette bu tarz açıklamalar yapması ve her yıl 24 Nisan’ın ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ anma günü olarak anılması iki amaca hizmet etmektedir. Birincisi kendi yaptıkları soykırımları unutturmak, ikincisi Türklere yönelik nefret söylemleri ile ülke kamuoyunu etki altına alarak oy devşirmek. Bu tarz siyasi hamlelerin tümü Ermenilerin ‘Denizden denize büyük Ermenistan’ hayalini gerçekleştirmeye yöneliktir ve Emperyalist devletlerin doğu sınırlarımızda kurmak istediği kukla bir Ermeni devletini kurmak hülyasından başka bir şey değildir. Ermenilerin bayrak ve haritalarında Van, Ağrı ve çevresinin hala olduğunu unutmamak gerekiyor. Ermeniler, 3 T ismini verdikleri propagandaları ile(Tanıma, Tazminat ve Toprak) Türkiye’yi Uluslararası alanda küçük düşürmek ve topraklarına sahip olmak istememektedir. Türkiye bu yüzden söz konusu iddiaları her daim kesin bir dille yalanlamalı, bu hususta en ufak bir çatlak sese bile müsaade etmemeli ve bu mesele karşısında her zaman dik durmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yetkilileri her yıl 24 Nisan’da Amerikan Başkanı ne diyecek, ‘Acaba bu yıl soykırım kelimesini kullanacak mı?’ diye beklememeli, konuyu her daim sıcak tutmalıdır. 90’lı yılların sonunda sözüm ona çağdaş dünyanın gözü önünde Azerbaycan Türklerine, Hocalı ’da hakiki bir soykırım uygulayanlar bizi soy kırmakla itham edemez. Soykırım kelime anlamı itibariyle bir milleti, bir toplumu sistematik bir şekilde yok etme anlamına gelmektedir. O kadar açık ve nettir ki Türklerin hiçbir zaman bir topluluğa sistematik şekilde eylemi olmamıştır. Aksine geçmişten bugüne bizler gittiğimiz her toprağa adaletin ve barışın sancağını dikmiş bir milletiz. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun Fransız Parlamentere Ermeni meselesiyle ilgili verdiği tokat gibi cevap bu konuda düsturumuz olmalıdır.  Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de özetle açık ve kesin bir şekilde ifade ettiği gibi: ‘’Türkiye’nin Ermeni meselesi diye bir sorunu yoktur.’’  diyerek bitirelim.

Bu vesileyle tehcir kararını uygulayan başta Talat Paşa ve Enver Paşa olmak üzere bütün İttihat Terakki mensuplarını, devlet büyüklerimizi ve bu uğurda şehit düşen askerlerimizi hayırla ve saygıyla yâd ediyorum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: