Av. Satuk Buğrahan Mirzabey: “Hedef tahtasına “düşman lider” olarak nitelendirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi konuldu.”

Av. Satuk Buğrahan Mirzabey: “Hedef tahtasına “düşman lider” olarak nitelendirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi konuldu.”

  • Kendinizi tanıtırmısınız?

Av. Satuk Buğrahan Mirzabey: Edirne Barosu’nda avukatım. Ayrıca, akademisyen arkadaşlarımla “Performans Akademisi” adı altında bir spor kulübü kurduk ve bu spor kulübünde çalışmalar yürütmekteyiz. Spor kulübümüzde yakın zamanda paraşüt ve dalgıçlık sporları üzerine eğitimler vermeyi planlıyoruz. Bununla birlikte konferans vb. etkinlikler de düzenleyeceğiz. Diğer taraftan yerel bir gazete de yazıyorum. Elimden geldiğince ülkeme ve Edirne’ye faydalı olmaya çalışıyorum.

  • 8 yıldır Edirne’de yaşayan bir birey olarak Edirne’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Av. Satuk Buğrahan Mirzabey: Edirne maalesef hak ettiği yerde değil. Şehir tarihi ve kültürel mirası düşünüldüğü vakit, kötü yönetiliyor ve Edirne’nin mirasına sahip çıkılamıyor. Başta altyapı olmak üzere temel şehir planlamaları çağın çok gerisinde. Bu durum turizm faaliyetlerini de olumsuz etkilemekte. Şehrimiz Avrupa’ya açılan bir kapı ama bunun nimetlerinden yararlanamıyoruz. Altyapı ve şehir planlamasının eksik olması dolayısıyla şehrimize yeteri kadar turist çekemiyoruz. Turistler şehrimizi ziyarete geldiklerinde, şehrimizi tanıtma noktasında, onları yönlendirme noktasında oldukça eksiğiz. Birçok tarihi eser onarılmaya muhtaç ve bu bizim için tanıtım açısından büyük sıkıntı yaratıyor. Kaleiçi semtimiz, eski Edirne olarak, turizmin cazibe merkezi olması gerekirken, tarihi konaklar yıkılmaya yüz tutmuş durumda. Birkaç tane butik otel ve kafe tarzı işletme ile Kaleiçi’ni turizm değeri olarak satamazsınız. Bence acil olarak restorasyon çalışmalarına bu bölgeden başlamak gerekiyor.

  • Yazdığınız yazılarda Türkiye ve etrafındaki terör olaylarına değindiğinizi görüyoruz. Terörle mücadelenin şu anki durumu ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Av. Satuk Buğrahan Mirzabey: Terörle mücadele kararlılıkla devam etmeli. Sorunuzu önce stratejik açıdan cevaplandıracağım, ardından hukukçu gözüyle değerlendireceğim. Ülkemizin etrafında NATO’nun taşeronluğunda oluşturulan kuşatmayı kırmanın yolu sınır ötesi operasyonların devam etmesi.

Kuşatma kelimesini özellikle kullanıyorum.

Bu kuşatma, Türk askerinin kararlılığı ile nihayete erecektir. Ancak burada önemli olan terörle mücadele ederken bir yandan da Batı diye konumlandırdığımız Avrupa ülkelerinin algı operasyonları ile mücadele etmek. Başta Almanya, Fransa, İngiltere bu algı operasyonunu basın yoluyla gerçekleştiriyor ve Türkiye’nin terör örgütleri ile cansiperhane verdiği mücadeleyi küçültücü, karalayıcı haberler yapıyor. Acilen hukuki ve stratejik karşı savunma geliştirilmeli.

Fırat’ın doğusunda terör örgütünün yapılanması varlığını koruyor. Sincar’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir terör devleti kurulması konusunda çok ciddi çalışmalar var ve Batılı devletler bunu alenen destekliyor. Bir an evvel Fırat’ın doğusuna askeri operasyonların başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Mesele beka meselesinden de büyük. NATO ve terör örgütleri etrafımızı sarmış durumda. NATO tatbikatında, hedef tahtasına “düşman lider” olarak nitelendirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi konuldu, ayrıca geçtiğimiz haftalarda Afrika’da yapılan NATO tatbikatında Türkiye haritasına çok benzeyen bir harita “operasyon yapılacak alan” olarak ifade edildi, bu alan NATO’ya göre “düşman unsurların” bölgesiydi.

PKK Güneydoğu kırsalında bitme noktasına getirilmiştir. Bunda güvenlik güçleri içinde bir virüs gibi dolaşan Fetullahçı Terör Örgütü’nün büyük ölçüde bertaraf edilmesinin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Bir süre önce İçişleri Bakanı da ifade etmişti. Bu şüphesiz bölge halkının demokratik tavırlarını özgürce sergilemesine ve günlük hayatını insan gibi yaşayabilmesine imkân sağlayacaktır. Zira PKK’nın bölge halkı üzerinde nasıl bir politik ve silahlı vesayet uyguladığını 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonrasında hep beraber gördük ve yaşadık. Bölgede PKK gibi silahlı bir unsur oldukça bölge halkının kan kusmaya devam edeceğini, devletiyle arasını kaçınılmaz olarak açmak durumunda kalacağını ve Türkiye’nin demokratik gelişimini tamamlayamayacağını en açık şekilde görenlerdendik.

PKK’ya yönelik bu temizlik şüphesiz güvenlik güçlerimizin; birikim, moral ve teknoloji gücünün de bir yansımadır. Bu konunun stratejik bakımdan gösterdiği asıl önem ise, Türkiye’nin yaşanan Ortadoğu türbülansı içinde arka bahçesini güvene alması, yani askeri tabiriyle geri bölge emniyetini sağlamasıdır.

Bu durum Suriye’deki gelişmelere yönelik oluşturulması gereken bir altyapıdır ve başarıyla da oluşturulmuştur diye düşünüyorum. Geri bölgeyi bu şekilde değerlendirdikten sonra Suriye cephesine gelirsek;

Suriye bağlamlı yaşanan gelişmelerde gösterilen tepkilerin, çoğu zaman ABD karşısında geleneksel “eziklik” hafızasının etkisi altında kaldığını görüyorum. Bu durum ABD’nin Suriye’den çekilmesi kararının hemen ardından yapılan birçok yorumda da kendisini gösteriyor. Burada mutlaka bir “bit yeniği” ve “uzun dönemli bir komplo” olduğu ileri sürülebiliyor. Halbuki ortada çok net beş somut husus var;

  1. Diplomasi ve askeri harekât yöntemleri, milli stratejinin birbirini destekleyen unsurlarıdır. Milli stratejiler bu ikisinin arasında geliştirilen sinerjiler ile geliştirilir ve uygulanır.
  2. Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak bir PYD/YPG/PKK oluşumu Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik kısa ve uzun vadede tezahür edebilecek en tehlikeli durumdur.
  3. Son çekilme kararında, ABD’nin kendi iç dinamikleri de rol oynamış olsa da sonuçta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin aktif caydırıcılığı ve siyasi iradenin sergilediği kararlılık önemli etkiye sahiptir.
  4. Türkiye’nin bölgedeki hareket serbestliği, hem siyasi hem de askeri olarak daha net, sade ve basit bir şekilde gelişmiştir.
  5. Bu durum Türkiye’nin savaşmadan veya daha az bir risk ile bölgedeki menfaatlerini korumasına katkıda bulunacaktır.

Unutmayalım ki daha az risk; daha az külfet ve daha az şehit demektir. Sonuçta Türkiye, artan psikolojik gücü ve politik askeri pozisyonu ile bölgede daha etkili olacaktır.

Yine bu bağlamda unutulmaması gereken diğer bir husus da bir yandan ABD ile etkili ve aktif bir diplomasi geliştiren Türkiye’nin bir yandan da Astana Süreci bağlamında Rusya ve İran karşısında sahadaki etkinliğini tescillediğidir.

Bu durum bize, çok ama çok uzun yıllardan sonra dış politika alanında nihayet ABD’ye göbekten bağlı olmayan, çok eksenli, gerçekçi, milli çıkarlara uygun, aktif ve esnek bir milli güvenlik stratejisinin uygulandığını açıkça göstermektedir.

Atatürk’ün dış politikada milli çıkarlarımızın emrettiği yolu seçmek şeklinde özetlenebilecek temel dış politika ilkesi vardır.

Türkiye’nin ayağında ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok uzun bir süre, çoğu zaman askeri vesayet üzerinden dolanan çalıların temizlenmekte olduğunu ve ülkemizin Atatürk döneminden bu yana ilk defa ileri derecede politik bağımsızlık çizgisine yaklaştığını söyleyebiliriz. Bence son yaşanan gelişmeler bu durumu teyit etmektedir.

Son tahlilde, güncel haberlere baktığımızda, elde edilen bu pozitif diplomatik, askeri ve siyasi zeminin hızla ve belli bir hedefe yönelik olarak takviye edildiğini görüyoruz. TSK stratejik harekât yapıyor. Çankırı’dan tankların ve Kars’tan komandoların Karkamış bölgesine sevk edildiğini izledik. Bir kurmay subay, hatta herhangi bir askeri personel bu sevkiyatların anlamını çok iyi değerlendirecektir. Çankırı ve Kars’tan Karkamış’a… Bilen bilir, bu stratejik bir askeri harekettir.

Kabaca geleceğe baktığımda gördüğümüz ise şudur; ABD’nin bölgeden çekilmesi, Türkiye’nin Rusya ile geliştirdiği diplomatik zeminler, bugün yaşanan Suriye güçlerinin Münbiç’e girmesi ve Türk ordusunun devam eden yığınağı dikkate alındığında bölgede suların ısınmakta olduğu aşikârdır. Bir askeri çatışma gittikçe daha da kaçınılmaz hale gelecektir.

Bu noktada hiç kimse Türk Ordusunun belinin kırıldığı safsatalarına filan itibar etmesin! Türkiye’nin bu zor dönemde küresel ve bölgesel aktörlere yönelik uygulamakta olduğu bıçak sırtı diplomasisi şu ana kadar milli menfaatlerimizin korunmasına hizmet etmiştir. Ve Türkiye kendi güvenliğini sağlamaya yönelik askeri ve diplomatik tedbirleri almaya devam edecektir.

Ve yine daha önce de belirttiğim gibi, hiç kimse bu durumu iç politika saikleri ve iktidar karşıtlığıyla ilişkilendirmemelidir. Diğer her türlü düşünceler bir tarafa Türkiye gerçekten zorlu bir süreçten oldukça başarıyla geçmektedir. 2019 yılı daha sıcak bir yıl olarak yaşanmaktadır ve bu süreçte Türkiye’nin başına simetrik/asimetrik birçok çalının daha takılmasına gayret edileceği aşikârdır.

Türk Milleti zor süreçler karşısında topyekûn birleşmeyi bilen bir millettir…

Terörün maddi kaynağını kesmemiz gerekiyor. PKK, Almanya’da aktif olarak 14 bin üyesini barındırıyor. Almanya’da çeşitli dernekler vasıtasıyla örgütlenen bu teröristler toplumu terörize ediyor, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımıza yapılan saldırılarda endişe verici boyutta bir artış var. Terör örgütü sanki ‘özgürlük savaşı’ veriyormuş gibi gösteriliyor. Türkiye’deki Kürtlere yönelik, bir baskı olduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Türkiye’yi uluslararası arenada yalnız bırakmaya çalışıyorlar.

Almanya’da YPG ve PKK üyelerinden ‘Kürt Milis Grubu’ diye bahsedildiğini de hatırlatmak gerekiyor. Bu sözüm ona derneklerin düzenlediği toplantılara terör örgütünün kurucu liderlerinden, KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan, telekonferans sistemi ile bağlanarak miting yapıyor. Bu Almanya’nın Köln şehrinde gerçekleşiyor. Meselenin vahametini buradan anlayabiliriz. Gerçekten ciddiye almamız gereken bir konu. Yine BBC Yayın organının Zeytin Dalı harekâtımız ile ilgili ‘Zeytin Dalının Vaat Etmediği Barış’ şeklinde algı yaratıcı haberler yaptığını ve PKK güzellemelerinin her daim devam ettiğini belirtmek gerekiyor.

Meseleleri hukukçu gözüyle değerlendirdiğimde, Zeytin Dalı harekâtının milletlerarası hukuka uygun şekilde icra edilmesi, bölgede terör örgütlerinin sivil halka yönelik katliamlarının Türkiye’nin müdahalesi sonrası ortadan kalkması, vs. bu harekât, terörle milletlerarası hukuka uygun şekilde nasıl mücadele edilebileceği noktasında çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Harekâtın bölgede yaşayan halk için büyük bir nimet olduğunu ifade etmek isterim. Yani Türkiye hukuki açıdan sıkıntı yaratacak bir iş yapmamıştır tam aksine terör mağduru insanlara yardım eli uzatmıştır. Harekât, milletlerarası hukuka uygundur, konuyla ilgili uzun uzadıya incelediğim yazılarım var, Birleşmiş Milletler Anlaşması bize bu yetkiyi veriyor. Türk askerinin girdiği ve terörü temizlediği yerlerde bugün insani bir yaşam sağlanmıştır. Türkler burada sağlık ocağı, okullar kurarak bölge halkına hizmet etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde tekrar inceledim, notlar aldım, Afrin’deki okullar Türk askerinin şehri teröristlerden temizlemesinin hemen ardından eğitime başladı, çocuklara verilen karneleri gördüm. Türk askerinin girdiği her yerde bir huzur ve barış ortamı olduğunu herkes biliyor ama bu gerçek büyük devletlerin işine gelmediği için çarpıtılıyor.

Burada ayrıca eklemek istediğim hususlar var, konuşmayı çok uzun tutmak istemiyorum ancak, özellikle Almanya’da terör örgütü PKK/PYD’nin faaliyetleri üzerine konuşmalıyım, Die Welt’in bir haberi, kendileri söylüyorlar, Die Welt’in haberine göre Suriye’de terör örgütü YPG saflarında 130 Alman vatandaşı bulunuyor. Terör örgütü PKK’nın kurucuları arasında yer alan Sakine Cansız için, Avrupa’da her yıl anma etkinlikleri düzenleniyor. Geçtiğimiz yıl, Almanya, Fransa ve İsviçre’de yapılan Sakine Cansız Festivali, ayrıca Zilan Kadın Festivali, AB üyesi ülkelerde terör örgütü PKK/PYD’nin propaganda faaliyetlerinin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.

PKK’nın kurucuları arasında yer alan ve KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan, Köln’de video-konferans sistemiyle miting yapıyor. Karayılan, konuşmasının başında, yanında bir grup teröristle ekran karşısına geçiyor ve PKK bayrağının önünde Köln’deki yandaşlarına sesleniyor. Akabinde, Karayılan’ın Türkiye’ye “işgalci” dediği Köln’deki miting için soruşturma dahi açılmıyor.

Şimdi biz Almanya’da hukuktan adaletten bahsedebilir miyiz? 2017 yılında da Almanya’nın Hildesheim kentinde terör örgütü PKK’nın kuruluş yıl dönümü kutlanıyor. Almanya’nın Nordrhein – Westfalen Eyaleti Başbakanı Armin Laschet, “uluslararası toplumun Suriye’de barış süreci başladığında aldığı toprakları boşaltması için Türkiye’ye baskı yapması gerektiğini” söylüyor. Konuşmasının devamında “YPG’ye silah gönderdiklerini” ifade ediyor ve YPG üyeleri için “cesur ve yetenekli insanlar” diyor.

Türkiye Fırat’ın doğusuna kararlılıkla, bir an evvel girmeli ve askeri operasyonlarını devam ettirmelidir. Savunmada kalan kaybeder. Uluslararası güçlerin, İsrail’in güvenliğini sağlama adına; Fırat ve Dicle üzerine ortaya koyduğu emelleri tersine çevirmek için buna mecburuz. Terörle mücadele ile birlikte uluslararası alanda haklılığımızı savunacak hukuki mücadelede aynı anda devam ettirilirse Türkiye’nin beka meselesi çözülecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: