Barış Gündoğdu: “Edirne bütün tarihi değerleriyle birlikte tarihin ta kendisidir.”

Barış Gündoğdu:  “Edirne bütün tarihi değerleriyle birlikte tarihin ta kendisidir.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Barış Gündoğdu: Aslen Elazığ’lıyım. İstanbul’da doğup, büyüdüm. 2014 yılında Trakya Üniversitesi, Tarih bölümünü kazanarak, yükseköğretim için Edirne’ye geldim. Dört yıllık eğitimimi tamamladıktan sonra, Edirne’de kaldım. Daha sonra Sami Arda ile birlikte Reisler Gayrimenkul’u kurduk. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in katılımı ile kısa süre önce açılışımızı yaptık. Sami Arda ağabeyimin de benim de ikimizin de emlakçı belgesi var. Amacımız Edirne halkına kaliteli hizmet verebilmek. İşyerimiz Abdurrahman Mahallesi, Tarlakapı mevkiinde… Bununla birlikte 2017 yılından beri Edirne Ülkü Ocağı Başkanlığını yürütmekteyim.

  • O halde Ülkücülüğü tarif etmenizi rica edelim. Ülkücülük sizin gözünüzde nedir?

Barış Gündoğdu:  Dünya’da tarifi en zor şeyi sordunuz. Ülkücülük ağızdan çabuk çıkar ama ağırlığı taşınması çok zor bir makamdır. Bizim hedefimiz de Ülkücü olmaya çalışmak, bir gün ülkücü olabilmek. Yani rahmetli Galip Erdem Ağabeyimizin de tarifiyle: ‘’Ülkücü Olabilmek Ülküsü’’.  Kavramı manevi olarak izah etmeye çalıştım. Bilimsel açıdan baktığımızda, bildiğiniz üzere ülkü ideal manasına gelmektedir. Ülkücü de idealist kişi demektir. Bizim ideallerimiz de Türk ve Türkçülük üzerine. Ülkümüz Türklerin olduğu her yer. Turan’a giden yol, Türkistan’a açılan kapı. Edirne’den Türkistan’a/Turan’a giden yolda biz denizdeki kum tanesi misali Ülkücü olmaya, Türkçülüğe hizmet etmeye gayret sarf ediyoruz. Dediğim gibi belki denizdeki bir kum tanesiyiz ama Edirne’de genç kardeşlerimiz ile çok mühim çalışmaların altına imza atıyoruz.

  • Bir kültür ve turizm şehri olarak Edirne’yi değerlendirmenizi istesek, neler söylersiniz?

Barış Gündoğdu: Edirne, pek tabi bizler için evvela Osmanlı’ya payitaht olmuş mukaddes bir şehir. İstanbul’un fethinin başladığı bu mukaddes şehirde yaşıyor olmak gerçekten çok kıymetli. Osmanlı Devleti taşrada bilhassa serhat şehirlerine önem vermiştir. Bu şehirler kültürel, tarihi ve ticari etkileşime açık olmaları nedeniyle Devlet-i Aliyye’nin adeta sınır karakolu olma görevini teşkil eder. Bu yüzden ‘uç beyliği’ kavramı da Osmanlı Devleti için oldukça önemlidir. Osmanlı’dan bu tarafa getirdiğimizde Edirne’nin önemini aynen koruduğunu belirtmek gerekiyor. Edirne dendiğinde aklımıza gelen çok önemli figürler de var elbette. Öncelikle, Gazi Osman Paşa’ya nazire yaparcasına, Balkan Harbi’nde Edirne’yi 160 gün boyunca savunan; sadece düşmanla değil açlıkla da mücadele eden Şükrü Paşa’yı hatırlıyoruz. Edirne dendiğinde, Edirneli büyük İttihatçı, Talat Paşa’yı hatırlıyoruz. Ve elbette Edirne’yi 1912’de düşmanın elinden geri alan Şehid-i Ala Gazi Namdar Enver Paşa’yı hatırlıyoruz. Edirne bize aynı zamanda Büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız Bey’i hatırlatır. Malumunuz, Atsız Bey, Edirne Lisesi’nde Edebiyat öğretmenliği yapmıştır ve bu Edirne için büyük bir şereftir. Ülkemizin tapusu olan Lozan Barış Antlaşması da esasında içinde çokça Edirne’yi barındırır. Lozan heyetinde bulunan Yahya Kemal Bey, Edirne’nin sınırlarımızda kalması için uzun münakaşalar yapıldığı esnada, ‘ Selimiye Camii’nin gölgesi olmadan bir Türkiye, bir İstanbul, bir Ankara düşünülemez’ diyerek, Lozan’da Edirne’nin Türkiye için önemini ortaya koymuştur. Edirne bütün bu tarihi değerleriyle birlikte tarihin ta kendisidir.

Tarihi öneminden sonra biraz da sosyal yapısına değinmek gerektiğini düşünüyorum. Edirne sosyal açıdan gayet gelişmiş bir şehir. Bütün insanlar arzu ettiği biçimde, birbirlerinin hayatına müdahil olmadan, rahat bir yaşam sürebiliyorlar.

Edirne’yi tarihi ve sosyal açıdan değerlendirdiğimizde ortaya çıkan kötü tablo ne yazık ki turizm konusunda kendisini bu kötü tabloya teslim ediyor. Edirne bir serhad şehri olması nedeni ile, barındırdığı gümrük kapıları itibariyle, yurtdışından gelen insanların giriş yaptığı ilk şehir. Ancak burada büyük olumsuzluklar var. Kapıkule’de baş gösteren sıkıntılar hepimizin malumu ama bundan daha önemlisi insanların bir açık hava müzesi olan Edirne’ye, gümrük kapısından çıktıktan sonra girmemesi, ‘transit’ bir şekilde geçiş yapması. Bunun da en büyük nedeni insanların Edirne’ye girmek için bir sebep görmemesi. Edirne girişi tam bir mezbelelik. Özellikle yabancı turistleri buraya çekmek için gümrük kapısından itibaren tabela, broşür gibi materyaller ile çok ciddi bir reklam yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Turizm konusunda da çok geride olduğumuzu belirtmek isterim. Yunan ve Bulgar misafirlerimiz; özellikle son yıllarda ortaya çıkan kur farkı nedeniyle buraya alışveriş yapmaya geliyorlar. Yerli turistler ise Edirne ciğerimizin tadına bakıp, camileri ziyaret edip, akşam dönüş yapıyorlar. Bana göre turizmin tam manasıyla gerçekleşmesi için gelen tüm misafirlerimizin burada konaklamasını sağlamak gerekiyor. Bu yüzden günübirlik gidip-gelen insanlara turist diyemiyorum. İnsanların burada konaklamasını sağlayacak imkânlar yaratmak ise Edirne’deki kurumların birinci vazifesi ama bu konuda başarılı olamadıklarını düşünüyorum. Turizm konusunda bir husus da şu ki bana göre yabancı turist dendiğinde aklımıza sadece Bulgar, Yunan misafirlerimiz gelmemeli. Buraya Almanlar’ı, İngilizler’i ve hatta eskiden olduğu gibi Uzak doğudan gelecek misafirlerimizi de çekebilmeliyiz. Bu konuda da yerel yönetimlere büyük görevler düşüyor; ancak bir açık hava müzesi olan Edirne’yi dünyaya tanıtmak konusunda başarısız olduklarını düşünüyorum.

Edirne’de saymaya gayret ettiğim sıkıntıların temel sebebi yerel yönetimler. Bununla birlikte iyi bir belediyecilik hizmeti alamadığımız da aşikâr. Maalesef Edirne halkı bütün bu olumsuzluklara rağmen Edirne’de yıllardır aynı yerel yönetimi işbaşına getirmekte. Bunun sebebi ise ideolojik Saiklerle oy verilmesi. Edirne’de bunun sebebinin yeteri kadar araştırılmadığını, bu konunun üzerine düşülmediğini düşünüyorum. Neden üzerine düşülmediğini açıkçası ben de merak ediyorum.

Oysa bana göre siyasi fikirlerimizi bir kenara bırakarak, Edirne ruhuna dokunabilecek, proje üretebilecek, Edirne insanını tanıyan kimselere Edirne’nin anahtarı teslim edilmeli. Edirne’ye ‘üç hilal çok yakışır.’ Türk Milliyetçilerinin, Ülkücülerin bu şehri hak ettiği gibi yöneteceğine inancım sonsuz. Umuyorum ki bir gün bu hayalimiz da gerçekleşir.

  • Çok kısa bir zaman önce Sami Arda ile birlikte Reisler Gayrimenkul’u kurdunuz. Edirne’deki emlak piyasasını bu işe yeni başlamış birisi olarak değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Barış Gündoğdu: Edirne hızla gelişiyor. Bunun da en büyük sebebi turizm değil, Edirne’nin bir üniversite şehri olması. Edirne ekonomisini öğrenciler ayakta tutuyor. Edirne’de Trakya Üniversitesinin eğitim-öğretim aralığında öğrencilerden kaynaklı müthiş bir yoğunluk oluyor ancak Üniversite eğitime ara verdiğinde, özellikle yaz aylarında şehirde kimsenin kalmadığını, neredeyse bütün mekânların boşaldığını görüyoruz. Dolayısıyla bu şehrin ekonomisini öğrenciler ayakta tutuyor. Dolayısıyla kira fiyatları öğrenci endeksli. Evini kiraya verenler de, ‘Nasıl olsa öğrencinin parası var’ mantığı ile hareket ettiği için kira fiyatlarının yüksek olduğunu söylemek mümkün. Beş yıl öncesine baktığımız vakit Şükrü Paşa Mahallesinde herhangi bir evin kirası 800 TL iken, bugün aynı evler 1500 TL’ye öğrencilere veriliyor. Öğrenciler de mecbur kaldığı için bu bedelleri ödemek zorunda kalıyor. Şu an müteahhitler de öğrencilere yönelik olarak bir artı bir evlerin yapımına ağırlık vermekte. Öğrenciler bu konutları tercih ediyor ama son yıllara göre bunların da kiraları oldukça yükseldi. Faizlerin yüksek olması nasıl kira fiyatlarını etkiliyorsa, konut satın almak isteyenlerin de durumunu zora soktu. Bütün evlerin fiyatı üç dört katına çıktığı için piyasada bu manada bir durgunluk söz konusu.

Yabancıya konut satışlarımızın ise az da olsa yapıldığını belirtmek isterim. Tabi daha çok Yunan ve Bulgar müşterilerimiz oluyor bu konuda. Onlar da ülkemizin vatandaşı olmadıkları ve üzerlerine mal alımı yapamadıkları için burada yaşayan, güvendikleri tanıdıklarının üzerine evleri alıyorlar.

Gayrimenkul işine girerken şunu farkındaydık: Halkımızın emlakçılara bakış açısı oldukça kötü. Bunu yapan ne yazık ki yine emlakçılar. Biz de bu işe girerken, eğri olanı doğrultup, emlakçılığın imajını düzeltmek maksadıyla girdik. Sloganımız belli: ‘’Güveniniz, paradan daha kıymetli’’. İnşallah sloganımızdan şaşmadan, taviz vermeden, Edirne’de yaşayanlara kaliteli hizmet vermeye gayret edeceğiz. Ortağım Sami Arda ağabey, yıllardır Edirne’de yaşıyor ve kendisinin isminin zikredildiği yerlerde de güven duygusu beraberinde geliyor. Edirne’de bunca yıl ticaret yapıp, güzel izlenimler bırakmış, aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanlığını uzun bir müddet yürütmüş Sami Arda ile birlikte bu işi yapmak gerçekten çok güzel bir duygu. Reisler Gayrimenkul ismini özellikle seçtik. İsimlerimiz müessesimize şan veriyor, güven veriyor ve bu yüzden halkımızı birlikte iş yapmaya davet ediyoruz. An itibariyle aldığımız geri dönüşler çok iyi. Böyle devam etmesini diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: