Bir görsel bir hikâye!…

Bir görsel bir hikâye!…

“Bir alkol firması Büyük İslâm Âlimi Seyyid Taha-i Hakkari Hazretlerinin yıllarca nice Evliyalar, alimler yetiştirdiği Medresesinin resmini alkol şişesinin üzerine bastırmıştır.
Bilmeden cehaletle yapılmışsa dahi Dini İslam’a, Allah dostlarına yapılmış bir yanlış ve hakarettir. Bilerek yapılmışsa daha fenadır. Çoğunlukta Müslümanların yaşadığı ülkede bu hadsizliği gerçekleştirmek, Müslümanların dinlerini, Allah dostlarını unuttuğunu düşünerek sessiz kalırlar düşüncesi ile hakaret etmekse biiznillah Müslümanların buğzlarından da ötesiyle karşılaşırlar !
Bu hadsizliği ilgili makamların, kamuoyunun dikkatini çekmek üzere duyurmak hassasiyetimizin en küçük göstergesi ve başlangıcı olacaktır.” Şeklinde tepki görürken; Bir de Hasan Sezai Efendi Hazretlerinin hikayesi var.

Hasan Sezaî Efendi Hazretleri

Edirne

(d.1699 / ö.1738)

Hasan Sezaî Hazretleri’nin menkıbe ve kerametleri pek çoktur. Bunlar­dan birkaç örnek aşağıya çıkarılmıştır: Bir gün içkiye müptela olan gençler, torbalarına içki şişeleri koyarak, kı­ra, içki içmeye gidiyorlardı. Giderken Sezaî Hazretlerinin dergahının önünden geçmeleri icabet etti. Sezaî Efendi onları görerek: “Evlatlar! Nereye gidiyorsunuz? Torbaların içerisinde ne var?” diye sor­du. Gençler muziplik olsun diye ve hallerini gizlemek için gülerek: “Efendi baba! Kıra gezmeye gidiyoruz. Şişelerimizde de şerbet var” de­diler. Hasan Sezaî Hazretleri gülümseyip: “Peki, öyle olsun” dedi. Gençler ayrılıp gittiler. Kıra vardıklarında sofra­larını kurdular. Şişelerindeki içkiyi içmeye başladıklarında hepsi birden çok şa­şırdılar. Çünkü şişelerin içinde bulunan içkilerin hepsi şerbet olmuştu. Sonra yolda Sezaî Hazretleri ile karşılaştıklarını ve konuşmalarını hatırladılar. Bu ha­lin o büyük zatın bir kerameti olduğunu anlayıp tevbe ettiler ve bir daha içki içmediler. Anlatıldığına göre, Hasan Sezaî Hazretleri zamanında Edirne’de, kötü yola düşmüş bir kadın vardı. Bir zaman bu kadın halisane tevbe edip, eski ha­linden vazgeçti. Salih ameller işlemeye başladı. Fakat uygunsuz kimseler tarafından tedirgin ediliyor, rahat bırakılmıyordu. Bu kadın Hasan Sezaî Hazretleri’ne gelerek kendisine yardım edilmesini istedi. O da, dergâhta kadınlara mahsus kısımda kalabileceğini bildirince, bir oda tahsis edilip, kadın orada kalma­ya, ibadet ve taatle meşgul olmaya başladı. Bu arada boş durmayan fitneciler, Hasan Sezai Hazretleri hakkında çirkin iftiralar yapmaya başladılar. Daha da ileri giderek, bir gece dergâhın kapısına geyik boynuzu astılar. O ise olanlara sabrediyor, kimseye bir şey demiyordu. Geyik boynuzunu dergâhın içine aldırdı. Edirne günlerce bu dedikodularla çal­kalandı. Hasan Sezai Hazretleri yine sabrediyor, kimseye bir şey söylemiyordu. Bu şayianın yayılmasından az zaman sonra, Edirne’de müthiş bir uyuz hastalığı peyda oldu. Sezaî Hazretleri hakkında her kim dedikodu etmiş ise veya her kim bu dedikoduları dinleyip kabul etmiş ise, bu hastalığa yakalandı. Hastalık, bu sözlere adı karışmış olanlara yayılıyor, diğer insanlara bir şey ol­muyordu. Hastalığa yakalananların bütün vücutları yara bere içinde kaldı. Hiç­biri derdine çare bulamadı. Affı ve merhameti çok olan Hasan Sezaî Hazretleri, onların bu hastalık sebebiyle şiddetli acı ve sıkıntı çekmelerine dayanamadı. Mübarek kalbi ta­hammül edemeyip, bir gece kılık kıyafetini değiştirerek çarşıya çıktı. Kahve­lerden birine girdi. Hiç kimse onu tanıyamadı. Uyuz olanlara yaklaşarak: “Sizin derdinizin ilacı Hasan Sezai’dedir” diyerek oradan ayrıldı. Ertesi gün dergâhın önü ana-baba gününe döndü. Hastalığa yakalanan herkes çare bulmak ümidiyle dergâha koşuyordu. Hasan Sezaî Efendi, gelenlerden her biri­ne, onların dergah kapısına astıkları geyik boynuzundan kazıyıp, toz halinde veriyordu. O tozu yarasına süren herkes Allahü Teala’nın izniyle şifa buldu. Bu arada herkes hatasını anlayıp, yaptıkları iftira ve dedikodulara pişman oldular, tevbe ettiler. Böyle bir dertten kurtulmuş olmanın verdiği sevinçle, bir sergi açıp üzerine para attılar. Toplanan paralarla dergâhın kapısına bir çeşme yapıldı. Hasan Sezaî Efendi, ilim ve evliyalığı yanında çok güçlü şiir söyleme kudretine de sahiptir. Bu yönü ile kendisine: “Osmanlıların Hafız Şirazî’si” unvanı verilmiştir. Şiirlerinin çoğunu ilahî olarak aşk ve muhabbetle söylemiştir. Peygamber Efendimiz için söylediği bir kısa örnek aşağıdadır:

Vücudum milkinin sultanı sensin

Muhakkak canımın cananı sensin.

Sezai varını mahvetti şimdi,

Hemin mevcud olan ihsanı sensin.

Muhammcd ma’den-i’ sıdk’u safadır,

Muhammed menba-ı cûd’ü atadır.

Eserleri: Divan, Metûbât ve Niyazi Mısrî Hazretleri’nin bir gazeline yap­tığı şerhtir.

Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: