Doç. Dr. Murat Çiftçi: “Saatteki hızı 300 km olan bir hızlı tren beklenenin aksine, Edirne ekonomisine çok ciddi zarar verir.”

Doç. Dr. Murat Çiftçi: “Saatteki hızı 300 km olan bir hızlı tren beklenenin aksine, Edirne ekonomisine çok ciddi zarar verir.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: İstanbul’da doğup büyüdüm. Öğrenim hayatımı İstanbul’da tamamladım. İlkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da bitirdim. Üniversite hayatım yine aynı şehirde geçti. İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Maliye Bölümü’nden 1999 yılında mezun olduktan sonra lisansüstü ve doktora eğitimlerimi Marmara, Boğaziçi İstanbul ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde tamamladım. Ardından da Edirne’ye gelerek Trakya Üniversitesinde çalışmaya başladım. 10 yıldır Edirne’de yaşıyorum.

  • Hocam bir bilim insanı gözüyle şehrimizi değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Öncelikle şehrin demografik yapısına baktığımızda toplumsal açıdan büyük zenginlikler içerdiğini görüyoruz. Yalnızca Kaleiçi bile bu anlamda fazlasıyla zengin. Örneğin Kaleiçi’nin set boyuna baktığımızda Roman yerleşkesi baskındır. Çarşıya doğru geldiğinizde, Dar’ül Hadis Camii etrafında doğu kökenli kardeşlerimizin yoğun olarak yaşadığını görürüz. Ziraat Bankasına doğru olan kısma gittiğinizdeyse hem doğu kökenli kardeşlerimizin hem de Edirne yerlilerin yaşadığını görürüz.  Ziraat Bankası’ndan aşağı doğru indiğinizdeyse büyük bir zenginlik ile karşılaşırsınız. Burada doğu kökenli, Roman kökenli kardeşlerimiz ve tabi son dönemlerde Suriyeliler birlikte yaşamaktadırlar. Karanfiloğlu bölgesine geçtiğinizdeyse doğu kökenli vatandaşlarımızla gelir düzeyi düşük Edirne yerlilerinin bir arada ikamet ettiği görülecektir. Özetle Edirne çok kozmopolit bir yer. Genel olarak bölgelere göre ‘öbeklenmeler’ de söz konusu. Kâğıt üzerinde 171 bin kayıtlı nüfusumuz olsa da çevre il ve ilçelerde yaşayan insanlar bile kışları Edirne’de yaşamaktalar ve bu kesimin ADSK kayıtları genelde Edirne’de değil. Yani nüfusumuz bu anlamda kayıtlı nüfustan çok daha fazla. Edirne genel olarak huzurlu, kültür seviyesi yüksek ve kelimenin tam anlamıyla yaşanacak bir şehir.

Kentteki gelir ve servet dağılımındaysa esasen bir tutarsızlık var. Kayıt dışı ekonominin yaygın olduğu kentte, yevmiyeyle geçici işlerde çalışanların kazançları temel ihtiyaçlarını karşılamayı dahi sağlayamayacak düzeydeyken büyük arazi sahiplerinin ya da kurumsal firmalarda görev yapan yöneticiler belik onlarca ya da yüzlerce insanın kazanabildiği düzeyde gelir elde edebiliyorlar. Özellikle kırsal kesimde bazı insanların 2000-3000 dönüm arazisi olduğunu görürsünüz, bazılarının ise hiç arazisi yoktur. Tarımdan bağımsız olanlardaysa durum değişiyor. Buna karşılık konut konusunda ise tam tersi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yeni yapılan binalarda 3+1 daireler 800 bin civarındayken düşük gelirli vatandaşlarımızın ikamet ettiği bölgelerde dahi 20-30 senelik binaların 250-300 bin liralık fiyatlarda olduğunu görürsünüz. Edirne’de gelir dağılımında büyük dengesizlikler varken, konut fiyatlarında da çok şiddetli uçurum olması gerekiyor. Hâlbuki aradaki fark 3-4 katı bulmuyor. Buna karşılık İstanbul’da farklı bölgelerdeki yaşamlara baktığınızda arada 20-30 katlık büyük uçurumlar var. Edirne’de bu uçurumun olmayışı sosyal anlamda da uçurumun olmadığı uyumlu bir kent yapısını gösteriyor. Konur fiyatlarında evin kalitesi ve buna bağlı olarak üretim maliyetlerine dayalı bir değişkenlik söz konusu ki ne kadar uyumla bir arada tüm kesimlerin yaşadığı bir kent olduğunu net bir şekilde ortaya koyabiliyor.

  • Hocam, Edirne’nin demografik yapısını anlatırken, Kaleiçi mevkiinden de bahsettiniz. Bu bölgeye maalesef gereken ehemmiyet verilmiyor. Bizim de Sınır Ötesi Gazetesi olarak en çok dikkat çektiğimiz sorunlardan birisi Kaleiçi’nin mevcut durumu. Edirne’nin belki de en değerli bölgesi olan Kaleiçi hakkında neler söylemek istersiniz?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Kaleiçi’nin demografik özelliklerini zaten özetledim. Edirne’nin eski yerlileri, doğu kökenliler, Suriyeliler bu bölgede. Ayrıca pandemiye kadar erkek öğrenciler de buralarda ikamet ediyorlardı. Bunun da temel nedeni şehir merkezinin çok yakınında oluşu ve her şeyin elinizin altında bulunması. Her türlü ihtiyaç çarşıda… Aslında bu nedenle 25-30 yıl evvel Edirne’nin en elit insanları burada yaşıyordu. Edirne’nin bana göre en güzel yerleşim yerlerinden birisi. Fakat İstanbul’da merkezi bölgesel alanlarda yarım asır önce yaşanmaya başlayan kentsel çöküntü alanına dönüşüm son 20-25 yıldır bu bölgede adım adım yaşandı. Maalesef özellikle akşam saatlerinde bir güvenlik sıkıntısı söz konusu oluyor. İstanbul’da Galata, Cihangir gibi muhitlerde kent soylulaştırma ile kentsel çöküntü alanına dönüşen bu yerler yeniden elit bölgeler haline geldi. Ama Kaleiçi’nde soylulaştırma uygulaması yapmak oldukça zor. Kaleiçi sadece eski konaklardan tarihi yapılardan oluşmuyor. Apartmanlar baskın ve Kaleiçi’ndeki apartmanlar bitişik nizam ve çok katlı yapılar. Bu yüzden İstanbul’da gördüğümüz kentsel dönüşümü uygulamak mümkün değil. Ayrıca bu konuda Selimiye Camii de önemli bir etken. Bu güzide eserimizden ötürü yeni yapılarda üç katı geçmemek koşulu aranıyor.

Şunu da ilave etmek isterim. 40-50 yıllık apartmanlar da tarihi konaklar gibi kendi klasmanında adeta sanat eseri özelliğinde. Yıllara yenilmiş olan bakımsız bu evler, yeni yapılan binalarla sağlamlık açısından yarışırlar. Yeni konutların mantolamalarında birkaç yılda dökülmeler sıklıkla görülürken, 40-50 yıllık üzerine yeniden boya bile vurulmamış apartmanlarda tek bir çatlağın dahi olmadığı çok sayıda örnekle karşılaşabiliyorsunuz Kaleiçi’nde. Fakat tekrar ediyorum, bitişik nizam ve çok katlı binaları yıkıp yapıları yeniden inşa edecek olsanız, hak sahiplerine, şu an sahibi oldukları evlerin yarı büyüklüğünde bir ev bile veremezsiniz. Bu nedenle iyileştirme ve kentsel dönüşümü o bölgede gerçekleştirmek neredeyse imkânsız. Belki Rumlardan, Musevilerden kalma evleri restore edebilirsiniz ama orada 40-50 yıllık apartmanlarda bunu yapamazsınız. İnsanların mağduriyetini gidermek mümkün olmayacaktır. Bana göre, Karanfiloğlu bölgesini restore etmek, Kaleiçi’nden çok daha kolay.

  • Edirne’yi bir turizm şehri olarak değerlendirmenizi istesek neler söylersiniz?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Esasında Edirne’yi 15-20 sene evvel ayakta tutan Mehmetçikti. Daha sonra şehrimiz bir öğrenci şehrine dönüştü. Pandemi sürecinde örgün öğretime ara verildikten sonra, şu an ciddi manada esnafımız sıkıntı yaşıyor. Keza öğrenci nüfusu daraldığı için evini kiraya verenler de sıkıntı yaşıyorlar. Bütün bu gelişmeler sonucunda çarpan etkisiyle kent ekonomisi neredeyse durdu. Demek ki Edirne’yi ayakta tutan en önemli faktörlerden birisi şehrimize okumaya gelen öğrencilermiş.

Turizm çıkış yolu olabilir mi diye düşünülüyor. Burası bir geçiş güzergâhı olduğu için günübirlik aktiviteler oldukça yaygın. Bundan iki üç yıl evvel otellerin sayısı da artmaya başladı. Otellerin de doluluk oranları yeni yeni artmaya başladı. Bu durum turizm acaba kentin öğrenciye bağımlılığını azaltabilir mi sorusunu akıllara getiriyor. Ben bu kanaatte değilim.

Bir ekonomi hocası olarak turizm ve tarım sektörlerine dayanarak kalkınma olmaz. Çünkü bu iki sektör istikrarsız sektörlerdir. Ana faaliyetler yanında kalkınmada yardımcı araç olarak fonksiyon görebilir. Şöyle düşünün. Öğrenciler gidince kent ekonomisi derin bir durgunluk içine girerken otellerin dolulukları ne oldu? Arttı da ekonomide oluşan açığı mı kapattı.. Pandemiden tıpkı öğrenci kaynaklı getirilerde olduğu gibi turizm getirilerinde de ciddi daralma yaşandı. Şunu anlamamız lazım. Bulgaristan’dan gelerek kentteki marketleri boşaltıp ülkesine buradan satın aldıklarını götürüp satarak geçmişin bavul ticaretini market ticaretine çevirenlerin günü birlik faaliyetleri turizm değildir. Öncelikle bunun altını çizmek lazım.

Lokomotif sektör olarak asker ya da öğrenciye dayanmak gibi turizme de dayanmanın yanılgı olduğunun altını çizdikten sonra kentte turizm nasıl geliştirilebilir şeklinde konuyu ele alacak olursak şöyle bir değerlendirmeye gidilebilir. Burada turizmde en azından benim görebildiğim tek yol kültür turizm. Edirne merkez deniz, güneş, kumsal turizmi yapılacak konumda değil, kış turizmine de elverişli değildir. O halde klasik turizm uygulanması çok zor. Tamam, Kapıkule Gümrüğü giriş noktasında olabilir ama kentte konaklamadan 2 saatte İstanbul’a varabiliyorsanız ne diye burada konaklayacaksınız ki.. Dolayısıyla geçiş güzergâhında olmasının turizm açısından kente katkı sağlama imkânı çok sınırlı. Kültür turizmi konusundaki bana göre tek şansıysa köklü tarihe sahip oluşu ve mevcut zengin tarihi eserleri. Mesela kişi başına düşen camii sayısı açısından bakıldığında İstanbul’un üç katı fazla cami olduğu resmi kayıtlara göre tespit edilebiliyor ve kentteki camilerin çoğunluğu Osmanlı’dan kalma. Çarşıları, konakları, Yahudi evleri gibi pek çok sivil tarihi mimari eserleri de mevcut. Bunlar bir ölçüde değerlendirilebilir. Önemli olan çok sayıda turist çekmek değil. Çok para bırakan kentin ekonomisi canlandıran nitelikli turist çekebilmek. Bu noktada bir şansı var. Ama tekrar söylüyorum turizme dayalı kalkınma olmaz. İstikrarsızdır. Destekleyici, tamamlayıcı nitelikte kalkınma aracı olarak kullanılabilir.

  • Size göre Edirne, pandemiden nasıl etkilendi? Özellikle ekonomik açıdan değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Edirne’nin fazlasıyla yara aldığını söylemekte yarar var. Bunun temel sebebi daha önce de vurguladığım gibi öğrenciler. Öğrencilerin olmayışı talebi düşürdü. Çünkü her anlamda talep yaratan öğrencilerdir. Nasıl ki geçmişte Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde askerlerin sayısının azaltılması şehrimizde ciddi manada bir ekonomik gelir kaybı nasıl yarattıysa aynı durumu şimdi eğitim-öğretime ara verilmesi ve öğrencilerin şehrimizi terk etmesiyle de yaşadık. Ben bu doğrultuda eğitimin Edirne’de ön plana çıkartılması gerektiğini de düşünüyorum. Buraya Trakya Üniversitesi dışında başka üniversiteler de gelebilir. Çeşitli girişimler oldu ama sonuçlanamadı. Vakıf üniversiteleri kurulabilir. Teknoloji üretim merkezleri oluşturulabilir. Ancak bunların hepsi orta uzun vadede sonuç alınabilecek alanlar. Edirne ekonomide canlanma için pandemi döneminin bitmesi ve öğrencilerin tekrar şehrimize dönmesini beklemekten başka bir çare yok.

  • Hocam, pandemiye dayalı sorunlar dışında Edirne’yi ekonomik açıdan geliştirmek için uzun vadede yapılması gerekenlere o zaman odaklanalım. Minimum maliyetle maksimum faydayı neler yaparak elde edebiliriz?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Öncelikle Edirne insan potansiyeli bakımından fazlasıyla güçlü. Eğitimli, kültürlü insan seviyesine bakıldığında burada büyük bir cevher olduğunu görmek mümkün. Dolayısıyla teknolojiye dayalı sermaye yoğun üretim yapılabilir. Otomotiv, elektronik eşya gibi yatırımlar yapan fabrikalar kurulabilir, vergi muafiyetleri sağlanarak insanlar bu tarz yatırımlar yapmaya teşvik edilebilir. Burada düşük ücretle çalıştırılabilecek kaliteli ve eğitimli bir işgücü varlığı var. Düşük ücretle, yüksek mesaiyi kaldırabilen bir işgücü bu. Çağrı merkezlerinin şehrimizde giderek artması da bunun en büyük göstergesi. Düşük maliyetle yüksek performans alabildikleri için şehrimizi tercih ediyorlar. Aynı rakamlarla, aynı işgücünü metropollerde çalıştıramazsınız. Dolayısıyla Edirne deyince Ayçiçek ya da konfeksiyon akla gelip durmasın.  Bunlar da yapılır ama eğitimli işgücü varlığını kullanabileceğimiz yüksek teknoloji kullanılan sermaye yoğun üretimin teşvik edilmesi lazım. Esas kentin bırakın ülke bütünü içinde zirveye ulaşmasını, Avrasya nezdinde zirvelere ulaşmasını bu bakış açısı kısa sürede taşıyacaktır.

  • Hocam, akademik anlamda alakadar olduğunuz konulardan birisi de göç mevzusu. Edirne’yi bu bağlamda değerlendirmenizi istesek ne söylersiniz? Edirne göç alan bir yer midir?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Edirne göç alan bir kent değil, göç veren bir kent. İnsanlar burada iş bulamadıkları için şehrimizi terk edebiliyor. Bu da röportajımız esnasında yaptığımız sektörel değerlendirmelerle alakalı. Edirne’de eğitim seviyesi yüksek olan geniş kitlelere iş kolları yaratılamadığında mecburen şehri terk ediliyor. Ayrıca şunu da söylemek lazım, Edirne nüfusu yıllar içerisinde devamlı azalan bir şehir. Edirne dışında yaşayan Edirnelilere baktığınızda da nüfusta artış olmadığını görürsünüz. Bir iki çocuklu aileler çoğunlukta. Bu sebeple bırakın kenttekileri, ülke bütünündeki Edirneli nüfusun demografik açıdan kendini yenileyemediğini görüyoruz.

  • Edirne’ye hızlı tren geleceği yıllardır konuşuluyor. Son zamanlarda bununla alakalı çalışmalar yapıldığını da biliyoruz. Size göre özellikle İstanbul-Edirne arasında ulaşım sağlayacak bir hızlı tren projesi şehrimizi nasıl etkiler?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Çok ciddi ve çok farklı etkileri olabileceğini düşünüyorum. Tabiki öncelikle yapılacak projenin ne olacağına bakmak gerekiyor. Biraz hızlı tren vardır, bir de hızlı tren vardır. Saatteki hızı 300 km olan bir hızlı tren beklenenin aksine, Edirne ekonomisine çok ciddi zarar verir. Bir kere öğrencilerin burada kalmasına gerek kalmaz. Kocaeli gibi banliyö noktasına geliriz. İstanbul’da yaşayan birisinin Edirne’ye gelmesi için çeşitli sebepler olması lazım.  Örneğin ben annemin sağlık sorunları sebebiyle geldim. Ancak böyle özel sebepleri olan kaç kişi varki! Bu nedenle hızlı tren geldi, nüfus artışı olacak diye düşünmeyelim. Çünkü öğrenciler günübirlik gidip gelme imkânı olursa burada kalmazlar. Burada kalmayacakları gibi Edirne’de günümüzdeki gibi harcama yapıp, kent ekonomisine de yeterli katkı sağlamazlar. Dönüyoruz dolaşıyoruz aynı yere geliyoruz Burayı öğrenciler ayakta tutuyor. Zannetmiyorum ama kent adına yanılmayı çok isterim. Bakalım ne olacak, önce yapılsın, sonra etkilerini yine tartışırız.

  • Hocam, Edirne’deki konut piyasasını değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Düşünülenin aksine Edirne’de çok canlı bir konut piyasası mevcut. Kişi başına düşen yıllık konut üretimi İstanbul’un iki buçuk katına ulaşabiliyor. Ciddi bir sanayisi olmayan bir kentte neden böyle bir canlılık var sorusunu sormak lazım? Aslında bu sorunun tek bir sebebi yok. Bileşkelerle şekilleniyor. Şöyle ki: Öncelikle Trakya resmen Edirne’ye çalışıyor. Çevre ile ve ilçelerde yaşayan, tarımla uğraşan nispeten varlıklı kesim mutlaka Edirne merkezde konut sahibi olmaya çabalıyor. Sadece kışın oturmak için değil, henüz küçük yaşta dahi olsa çocukları için de konut alıp hazırlık yapıyor. Çoğunlukla 3+1 ya da 2+1’ler bu amaçla tercih ediliyor ve kiraya dahi verilmeden aileler çocukları için boş bekletebiliyorlar. Azımsanmayacak bir kısım bu özellikte. Bir diğer talep kaynağı ise ikamet amaçlı olmayıp kira getirisi amacıyla alınan 1+1’ler. Özellikle son on yılda her geçen gün yatırım amaçlı alınan 1+1 konutlarda süratli artış yaşandı. Üçüncü bir talep yaratıcı etkense başta Trakya Üniversitesi olmak üzere kamu kurumlarda çalışan personelin konut kredisi kullanımıyla kira ödemek yerine konut sahibi olma eğiliminin giderek artışıdır. Dördüncü talep arttırıcı faktörse kentin yerlilerinin yaşlı konutlardan çıkarak yeni yapılan konutlara geçme eğilimleridir. Sonuçta yaşlı konutlarla yeni konutlar arasında İstanbul’daki gibi ciddi fiyat farkı olmadığından, konut yenilemeye gidebilme imkanını kolaylaştırıyor. Ancak bu hızlı konut üretimine rağmen mevcut arsa stoku her geçen gün azalıyor ve yeni arsa üretiminin acilen gerçekleştirilmesi ihtiyacını doğuruyor.

  • Edirne’yi şehircilik açısından değerlendirdiğinizde; altyapı, ulaşım, şehircilik planlaması vb… Nasıl bir tablo çizersiniz?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Belediyecilik manasında söyleyecek pek bir şey yok. Yolların durumu hakkında hepimiz muzdarip durumdayız. Yollar açılıyor, kapanmıyor. Bir yol yapılmadan, diğeri kazılıyor. Elbette bu durumdan hepimiz olumsuz yönde etkileniyoruz.

Edirne arazi açısından yapılaşmaya uygun bir yer. Düzgün bir planlama yapılması gerekiyor. Biraz evvel de altını çizdiğim gibi acil arsa üretimine ihtiyaç var. Muhtemelen yakın gelecekte yeni arsa üretimine zorunlu olarak girişilecektir. Ancak endişem, yeni arsa üretiminde de çok katlı yapılaşma ve yüksek emsale dayalı planlamaya gidilmesidir. Olması gereken çok katlı yapılaşmayı sınırlandırıp, emsalleri kısmak. Bakın 10 dönümlük bir araziye, 35 bin metre karelik bir bina yapılabiliyor. 35 bin metre karelik bina 200-250 tane üç artı birlik alan demek. Ne gerek var? O kadar çok arazisi var ki Edirne’nin. Arazi sorun değil ama bu kadar yoğun yapılaşmanın sürdürülebilmesi mümkün değil. Şehir yeni yerleşime doğru gitti. Çok değil, beş sene sonra yeni yerleşime eski yerleşim diyeceğiz. Kısacası yeni arsa üretimine girişilirken yüksek katlı binaların önüne geçmek zorundayız. Yeni arsa üretimi bu anlamda doğru değerlendirilebilirse büyük bir fırsat. İstanbul’da yüksek katlı yapılaşmaya gidilmesini anlarım, orada arazi sorunu var ama burada arazi sorunu yok ki.

Şehircilik konusunda güncel bir konu olarak kentsel dönüşümü de Edirne özelinde değerlendirmekte fayda var. Kentsel dönüşüme baktığımızda özellikle arazi büyüklüklerinde tıkandığımızı görüyorum. Yeni yerleşimde; örneğin, baca evlerinin olduğu yerde kentsel dönüşüm yapılabilir. Daire başına bazı sitelerde 200 metre kareyi aşan arsa payları ile karşılaşıyoruz. Ancak çoğu kooperatif olarak inşaa edilmiş olan konutlarda konut başına elli metre karelik arsa payının olduğu görülüyor. Elli metre kareye ne yapabilirsiniz? Mecburen 2.4 emsal verildi diyelim. Anlamı 50×2,4= 120 metre karelik konut alanıdır. Yani 1 konutu yıkınca yine 1 konut yapabiliyorsunuz. O zaman müteahhit kentsel dönüşüme girer mi? Yani kentsel dönüşümü yaygınlaşacak olarak düşünmeyelim, arsa payı yüksek olan sitelerle sınırlı kalacağını bilerek bu alanlara yönelmek gerekiyor.

  • Size göre Türk Milliyetçiliği ne demektir? Tarif eder misiniz?

Doç. Dr. Murat Çiftçi: Eski Türklerde boylar hiyerarşisi vardır. En başta ocaktan, yani aileden başlar, ırksal homojenliğin olduğu en son aşama ise ulustur ve homojenlik ulusta biter. Budun ise urug ve uluslar birliğidir. Burada teşkilatlı, kendi varlığını sürdürebilen, sürekli devlet kurabilen Budun karşımıza çıkar. Budunun da karşılığı millettir. Eğer ırksal homojenliği arıyorsanız Türk milliyetçisi olmazsınız, ulusçu –ulusalcı olursunuz. Ama toplum ulus değil millet. Ziya Gökalp’e baktığınızda da toplumun işleyişini sağlayan Türk Töresini ve kültür milliyetçiliğini ön plana çıkardığını görürsünüz. Türk töresi yani budunu oluşturan urug ve ulusların bütününde kabul gören kadim kurallar yüce Türk milletini oluşturdu ve yaşatmaya da devam ediyor. Kendi cephemden baktığımda herkes bu milletinin asli evladıdır. Çünkü toplum ulus değil, millettir. Elbette kendini bu milletin asli evladı olarak görmeyenler varsa onlar zaten Türk milletinden değildir. Olay bu kadar basittir. Bana göre mesela Kürt sorunu diye bir şey yoktur. Çünkü Kürt sorun değildir. Doğuda aşiretlerin varlığını sürdürmesinden kaynaklı bir sorundur.  Küreselciler milli devletlerin güç kaybetmesini istiyor. Büyük sermaye sahipleri ve şirketler ekonomiyi kendi ellerine alıp, milli devletleri yok etmek istiyorlar. Bu yüzden milletler içerisindeki olan ya da olmayan etnik kökenleri ortaya çıkartıp ya da yaratıp milletleri bölmeye uğraşıyorlar.

Üzerine basa basa söylüyorum. Ulus ve millet farklıdır. Ülkemiz organik bir millettir. Yani ekonomik amaçlı kurulmamıştır. Türk Töresi etrafında kurulmuştur. Bunun önemini anlatabilmek açısından Amerika’ya değineyim. Amerika da bir millettir ama kuruluş amacı ekonomiktir. Dolayısıyla Türk milletinin aksine Amerikan milleti sentetik millet özelliğindedir. Ekonomik anlamda ciddi problemler yaşandığında iş biter dağılıp parçalanır. Türk milleti ekonomik çıkarlara dayanarak kurulup bugünlere gelmedi ki. Türk töresi yok edilirse milleti parçalayabilirler. Bu da bana göre olanaksız. Dolayısıyla bizde ırkçılık da kesinlikle olamaz, tutmaz. Etnik kökenlerle milleti anlatmayız biz. Soykırım, asimilasyon, ırksal homojenliğin bulunduğu uluslarda yapılabilir. Millet ırksal homojenliğe dayanmadığından ama kültürel homojenliğe sahip olduğundan ötekileştirmeye gidilemez. Dolayısıyla bizler birini ötekileştiremeyiz. Mayamızda yoktur. Ancak bu kozmopolit olmak demek de değildir. Biz Türk milleti olarak biriz, bütünüz. Töremiz Türk töresidir, dilimiz Türkçe’dir, dinimiz İslam’dır. Yerel bazlı nüanslardaki farklılıklar, lehçe farklılıkları, mezhep farklılıkları bu gerçeği değiştirmez. Hepsi bu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: