Dr. Muhsin Kişioğlu: “Balkan ülkelerinde yaşayan bireyler sağlık hizmetlerinden Türkiye’deki fiyattan yaklaşık 3 kat daha pahalı yararlanabiliyorlar.”

Dr. Muhsin Kişioğlu: “Balkan ülkelerinde yaşayan bireyler sağlık hizmetlerinden Türkiye’deki fiyattan yaklaşık 3 kat daha pahalı yararlanabiliyorlar.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Dr. Muhsin Kişioğlu: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Baba memleketim Erzurum, anne memleketim Manisa lakin kendimi Edirneli hissediyorum. Tabi bunda eşimin Edirneli olması evlatlarımın Edirne doğumlu olması ve kendimi bildiğim, tanıdığım ve en güzel yıllarımı geçirdiğim ilin Edirne olmasının çok büyük bir payı var. Kısaca Edirne aşığı bir hekimim.

Mesleğim icabı, Ülkemizin birbirinde farklı birçok şehrinde hekimlik yaptım. İlk görev yaptığım Ağrı İli Tutak ilçesidir. Tutak ilçesinin devlet hastanesinde hekimliğe başladıktan kısa bir müddet sonra idari kadrolarda da görev aldım. Önce Tutak ilçesinde İlçe Sağlık Müdürlüğü yaptım daha sonra da bulunduğum hastanenin başhekimliği görevini ifa ettim. Akabinde Kütahya Gediz’e tayin oldum ve Gediz ilçe hastanesinde acil hekimliği ve hastanede idari görevlerde bulundum. Bu arada sağlıkla idarecilik ve işletme konusunda lisans ve yüksek lisans eğitimlerimi de Beykent ve Anadolu Üniversitesinde tamamladım. Askerliğimi Elazığ Komando taburunda ve Elazığ Asker Hastanesinde yaptım ve Tunceli kırsalında yürütülen birçok askeri operasyonda Tabur tabibi aktif olarak görev yaptım.

Nihayetinde 2008 sonunda Edirne’ye mezun olduğum bu güzel eski Osmanlı payitaht kentine sevdiğim kentte tayin oldum.

O yıllarda kuruluş aşamasında olan 112 Acil Sağlık sisteminin birçok aşamalarında aktif bir rol oynadım. Komuta Kontrol Merkezi Başhekimliği aynı zamanda acil şube müdürlüğü görevini yürüttüm. Daha sonra sırasıyla  müdür yardımcılığı ve nihayetinde Halk Sağlığı Müdürlüğü ve beraberinde Sağlık İl Müdürlüğü görevlerini 2017 yılı sonuna kadar layıkıyla yerine getirmeye çalıştım..

  • Kendinizi Edirneli hissettiğinizi söylediniz. Sizin için Edirne’yi özel kılan nedir?

Dr. Muhsin Kişioğlu: Ben Edirneli bir hanımefendi ile evliyim, çocuklarımın ikisi de Edirne doğumlu. Eşimle Kütahya’da görevim esnasında evlendim ve kendisi beni ikna ederek memleketine, Edirne’ye getirdi. Bugün iyi ki dediğim anlardan birisi Edirne’ye gelme kararımızdır. Hastane işletmeciliği yüksek lisansı ve işletme doktoralarımı yine Edirne’de görev yaparken tamamladım. Edirne’yi bence asıl özel kılan tarihi ve turistlik eserleri ve Türkiye’mizin Avrupa’ya açılan kapısı olmasıdır.

Edirne’mizde Mimar Sinan’ın ‚Ustalık Eserim dediği Selimiye Cami, sanat eseri niteliğindeki hatlarıyla, gezenleri büyüleyen Eski Cami, görenlerin hayran kaldığı burgulu minaresi ve kapısıyla Üç Şerefeli Cami, çinileriyle ünlü Muradiye cami, tarihi çarşılar, hanlar, hamamlar, köprüler ve bir hekim olarak ecdadımızın, orta çağlarda Avrupalıların cadı olarak tarif ederek maalesef yaktıkları akıl hastalarını, su sesiyle, musikiyle tedavi ettikleri 2.Beyazıt cami ve Külliyesinde bulunan Daruşşifa ismindeki Tıp Medresesi gibi şanlı medeniyetimize dair birçok eserler bulunmaktadır. İşte bu yüzden benim için özel bir şehirdir Edirne. Tarihimizdeki özgül ağırlığı, şu anki Türkiye Cumhuriyetindeki nüfus ağırlığından çok ama çok büyük bir kenttir.

Konumuza dönersek 11 yıldır burada görev yapıyorum ve Edirne’yi, Edirne insanını, Edirne’nin kültürünü ve sosyal yapısını çok seviyorum. Bu yüzden kendimi Edirneli hissediyorum. Edirne insanı dedim, orayı biraz açmak istiyorum. Edirne halkı yoklukları, işgalleri görmüş ve oldukça acı çekmiş bir halk. Düşünün Osmanlı Döneminde başkent iken imparatorluğun en büyük kentiymiş Edirne.

Dolayısıyla yaşadığı acılar ve işgal felaketleriyle beraber Türk Milliyetçisi, Atatürkçü ve muhafazakâr insanlardan oluşan bir Edirne halkı oluşmuş ve benim gördüğüm Bu güzel halk, yaşadığı acılardan dolayı vatanına, milletine de sıkı sıkıya bağlanmış.

Devletin kıymetini de çok iyi bilen yöre insanımız bence bu yüzden Devletinden Cumhuriyet tarihi boyunca çok fazla talepte bulunmamış. Bu kanıya nereden vardığıma gelecek olursak, yaklaşık 11 yıl evvel Edirne’ye geldiğimde burada doğru düzgün yeni hastane binaları yoktu eski ve bence ömrünü tamamlamış düşük kapasiteli, hastanelerde bölge insanına sağlık hizmeti verilmeye çalışılıyordu.

Buraya geldikten sonra bir dönem Sağlık Bakanlığı ve sonrasında da Çalışma Bakanlığı yapan Sayın Mehmet Müezzinoğlu ile tanışma fırsatım oldu. Sayın vekilimiz sağ olsun şahsıma ve bölgemize çok destekler verdi. Kendisiyle beraber yaklaşık 5 yıl üst düzey sağlık yöneticisi olarak omuz omuza çalıştık. Bu dönemde Uzunköprü dışındaki tüm ilçelerimizdeki eski hastanelerimizi sıfırdan tekrar modern imkânlarla inşa ettik.

Süloğlu, Lalapaşa, Meriç, Enez, İpsala, Havsa ilçe hastanelerimiz ile Keşan ve Edirne Sultan 1.Murat Devlet Hastanelerimizin arsa tesliminden proje ihalesine ve inşaatların yapımdan tefrişatlarına kadar birçok aşamasında aktif rol oynadım. Bunun dışında ilimizde çeşitli ilçelerde yeni ve modern imkânlarla dolu muhtelif sayıda Aile Sağlığı Merkezlerini de yine bu dönemde inşa ederek halkımızın hizmetine sunduk. Ne mutlu bana ki eskimiş ve artık ekonomik ömrünü tamamlamış hastanelerimizin sıfırdan yenilenmesinde çalışmak bu hızlı dönüşümde geceli gündüzlü çalışmak ve bölge halkımızın daha nitelikli ve kaliteli sağlık hizmetlerinden faydalanmasına katkı sağlayabilmek bize nasip oldu.

Bu konuda oldukça mutluyum bu sayede Edirne’ye olan vefa borcumun bir kısmını yerine getirmiş durumdayım. Edirne için çalışma gösterdikçe bir şeyleri buralarda, güzel memleketimde gerçekleştirdikçe Edirne’yi daha da çok sevdiğimi de belirtmek istiyorum.

  • Edirne bir turizm kenti. Edirne’yi bir turizm şehri açısından değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Dr. Muhsin Kişioğlu: Babam polis memuru olduğu için ülkemizin birçok farklı yerinde yaşadım. Üzerine bende meslek icabı birçok kentte hizmet ettiğim için Edirne ile birçok ili mukayese edecek birikime sahibim. Edirne’de en büyük eksik bana göre şehircilik. Edirne bir payitaht kenti, bir başkent olmasına rağmen bence şehir planlamasının kötü olmasından dolayı doğru dürüst bir şehir meydanı bile yok ne yazık ki.

İnsanları Kapıkule’den yurda giren insanların transit geçişten uzaklaşıp bu tarihi şehre girmesi için ilgili tüm kurumların beraberce oturup bir takım projeler geliştirmesi lazım. Edirne’nin tanıtımına çok daha fazla mesai ve bütçe harcamak zorundayız. Özellikle sosyal medya ve video paylaşım siteleri bu iş için biçilmiş kaftan. Özellikle yabancı turistleri çekmenin yolu buradan geçiyor. Biraz abartılı bir örnek olacak ama konunun anlaşılması açısından söylemek istiyorum, çocuklarımızın bilgisayarlarda, tabletlerde oynadığı oyunların içine bile Edirne’nin reklamını yerleştirmek gerekiyor. Sosyal medya ve teknolojiyi en üst düzeyde kullanmalıyız. Son yıllarda otellerimizin gerek sayısı gerekse de niteliği arttırıldı ama yaz dönemlerinde, hafta sonlarında yine de sanki yatak sayımız yeterli gelmiyor. İnsanların konaklayabileceği yerlerin sayısı arttırılmalı. Büyük organizasyonlarda çeşitli devlet kurumlarının misafirhaneleri de bu işin kullanılmalı, devreye sokulmalı.

Bütün bunlarla beraber şehir merkezinde özellikle tur otobüslerinin otopark sorununu da çözmeli, bir an evvel Edirne’nin merkezinde şehrimize yakışan büyük, katlı bir otopark yapmak zorundayız. Tabi bunlarla birlikte altyapı hizmetlerini iyileştirmek de olmazsa olmazımız olmalı. Selimiye Camii’nin etrafının çevresini düzenlemek, turistlere daha albenili bir şehir meydanı sunmak zorundayız. Selimiye Camii’nin etrafını Camimizin muhteşem görselini kapatmayacak şekilde yeşillendirmek ve halkın rahatça gezebileceği bir hale çevirmek zorundayız.

Bakın bence en eski tıp fakültesi İkinci Beyazıt Külliyesidir. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültemizin atası olan 2.Beyazıt Külliyesinde bulunan Daruşşifa nam-ı diyar sağlık müzemiz gibi diğer şehir müzelerimizin de turistlik açıdan tanıtımının daha etkin ve görsel olarak yapılmasının lazım olduğunu düşünüyorum. Edirne, Avrupa da Floransa’dan sonra metre kare başına tarihi eser düşen ikinci şehir ama maalesef biz bunun kıymetini bilmiyoruz. Az evvel de ifade ettiğim gibi Edirne’nin yüz akı olan Selimiye Camii ve Sağlık Müzemiz dışında diğer eserlerimizi de daha çok tanıtabilmeliyiz.

Dünyanın her yerinde şehirlerin turizm alanları, yani şehirlerin turist çeken cazibe merkezleri her daim herkese açıktır. Biz bunu da gerçekleştirmek noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Bir örnek vereyim, Sarayiçi olarak bildiğimiz bölge senede bir kez Kırkpınar şenliklerinde aktif olarak kullanılıyor. Orayı daha nezih, daha temiz bir hale getirmek ve bir yıl boyunca aktif olarak kullanmak gerektiği kanaatindeyim. Senenin hemen her safhasında turistler oraya giderek, Edirne ile ilgili yenilenmiş daha nezih dükkânlardan alışveriş yapmalı, Edirne kültürünü tanımalı, pehlivan heykellerini ziyaret etmeli, sembolik ve daha basit dahi olsa çayırda yapılabilecek güreşleri izlemeli. Bu güreşler gelecek tur kafilelerine göre belirli saatlerde birer saatlik sembolik olarak yapılabilir diye düşünüyorum. Demem o ki Kırkpınar’ı yaptığımız yer sadece senenin bir haftası değil, hep aktif olmalı. Sarayiçi’nin değerini böyle ortaya çıkartır, turizm mirasımızı geliştirebiliriz.

Dünya’da üç nehrin kucakladığı tek şehir Edirne’dir. Biz bunun nimetlerini de yeteri kadar kullanamıyoruz. Nehirlerimizin etrafında yeterince sosyal tesis, yürüyüş alanı yok. Yeşil alan hak getire! Neden nehirlerimizin üzerinde kayıkla gezilemiyor? Bu bir hayal değil. İstenirse, Devletimiz yönlendirmesi ile bu iş yapılabilir. Bana kalırsa nehirlerimizin temizlenmesi çözülemeyecek bir sorun değil.

  • Edirne’de bir sınır kenti olması hasebiyle sağlık turizmi için oldukça elverişli. Sağlık turizmini arttırmak için neler yapabiliriz?

Dr. Muhsin Kişioğlu: 11 yıl evvel sorsanız yapılamaz derdim ama sohpetimizin başlarında da izah etmeye çalıştığım gibi geçen zaman Edirne’de sağlık hizmetlerini oldukça nitelikli hale getirdi. Yine de sağlık turizmi konusunda eksikler mevcut. An itibariyle daha çok şehrimize gelen turistlere sağlık hizmeti veriyoruz. Bu sağlık turizmi değildir! Yani biz sadece Edirne’ye gelen turiste sağlık hizmeti veriyoruz, sağlık turizmini tam anlamıyla yapamıyoruz. Bizim tur şirketleriyle özellikle Balkan coğrafyasındaki şehirlerde ortak çalışmalar gösterip gerekiyorsa tur şirketlerinin yanında acenteler kurmamız gerekiyor. Bu acentelerde Edirne’mizdeki verilen kaliteli, nitelikli ve özellikli sağlık hizmetleri hakkında hastanelerimizi tanıtır sağlık hizmetlerinin mahiyeti hususunda detaylı bilgiler verebiliriz. Bu arada Edirne’de tedavi olmak için tercih yapacak hastaların yakınları ve refakatçilerini de aynı tur paketlerinde olduğu gibi Edirne’mizin tarihi ve turistlik alanlarında dolaştırabilirsek ki bu ilimizin için oldukça mümkün sağlık turizmi açışından diğer şehirlerin örneğin İstanbul’un önüne geçmemizde bir fırsat olacaktır. Bunu yaparsak sağlık turizmi şehrimiz için daha aktif yapılabilir. Hastanelerimizin ve özellikli doktorlarımızın tanıtımı hususunda eksiklerimizi tamamlarsak Edirne’ye en ciddi gelir kalemlerinden biri esasen sağlık turizm olacaktır. Çünkü İlimizde bunun potansiyeli oldukça yüksek olarak var.

Bu işin olmazsa olmazı bazı alanlarda uzmanlaşmak ve bir konunun üzerine gitmektir. Örneğin, saç ekimi ya da plastik cerrah üzerine yoğunlaşarak bu hususlarda insanları Edirne’ye çekebiliriz. Her alanda sağlık turizmi yapalım dersek kanımca çok fazla dağılırız. Belirli alanları seçip o hususlarda ihtisaslaşmak ön plana çıkmak gerekiyor. Bence bu iş için en önemli alanlar plastik cerrahi, ortopedi, kalp damar cerrahisi, onkoloji ve özellikle Balkanlarda da baş gösteren obazite sorunu yani obezite cerrahisi ile ağız ve diş sağlığı hizmetleri olduğunu düşünüyorum.

  • Yurt dışında, Bilhassa Balkan ülkelerinde yaşayan Türkler Edirne’ye gelip tedavi olmakta sıkıntı yaşıyorlar. Zira ‘Türk Soylu Belgesi’ almak hususunda sıkıntılar yaşıyorlar. Bu sorunu çözmek için neler yapılabilir?

Dr. Muhsin Kişioğlu: Önce prosedürden bahsedelim. Türk kardeşlerimiz bulundukları ülkelerin Türk konsolosluklarına giderek kendi nüfus kütük kâğıtları ile bu belgeyi alabiliyorlar. Ancak belge alımında konsoloslukların sorunlar zaman zaman yaşandığını, gecikmeler olduğunu duyuyoruz. Bu belgeyi alabilen soydaşlarımız, Türkiye’ye geldikleri andan itibaren bu belge ile Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıymış gibi sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyorlar. Bu arada alınan tedavi ve ameliyat ücretlerinin de farklılık arz etmediğini belirtmek isterim. Ancak soydaşlarımız bu belgeyi alamamış ise yasa gereği Türkiye’deki fiyatın yaklaşık 3 katına bu hizmetlerden yararlanabiliyorlar. Bu bile Avrupa ülkelerine nazaran oldukça cüzi bir miktar. Bunu net bir biçimde söylemek isterim. Örnekle açıklamaya çalışayım. Yunanistan Atina’da bir by-pass ameliyatının maliyeti ve 15 günlük tedavi (bir haftası yoğun bakım olmak üzere) Euro üzerinden Türkiye’de alınan ücretin 3 katına tekabül ediyor. Yani Atina’da bir by-pass ameliyatı ve 15 günlük tedavi programı 21.000 Euro civarında iken, Türkiye’de aynı hizmet 7000 Euro’ya veriliyor. Bunlar bir yıl önceki rakamlar ve dediğim gibi Türk Soylu belgeniz yoksa geçerli olan rakamlar. Varsa zaten bunun üçte biri fiyatına sağlık hizmetlerinden yararlanmak mümkün.

Yine sağlık turizmi konusuna dönmek istiyorum. Bir düşünelim biz bu rakamları tur şirketlerine, acentelere sunsak, reklamını bu şekilde yapsak sağlık turizmi açısından İnanın iyi bir tanıtımla bu hususta Edirne de sağlık kurumlarımızda büyük bir yoğunluk yaşarız. Biz, Türkiye olarak sağlık hizmetlerinin her alanında Avrupa standartlarını çoktan yakaladık hatta üstüne çıktık. Balkan ülkelerinden de oldukça ilerisindeyiz.

Son olarak, bunu Ülkemize döviz girdisini artırmak için daha çok ‘satmak’ zorundayız. Buraya sağlık turizmine gelen insanları ve yakınlarını bir de Edirne turu ile bölgemizi tanıttığımızı düşünelim. Bu işten her türlü Edirne karlı çıkar. Hem sağlık turizmi yapmış oluruz, hem de Edirne’mizi daha çok insana tanıtmış oluruz. Bu hususta sivil toplum örgütlerine ve balkan coğrafyasındaki konsolosluklarımıza ve temsilciliklerimize de büyük işler düşüyor. Bu nimetleri öncelikle Balkan ülkelerine giderek, oranın vatandaşlarına anlatarak tanıtım vazifesini yerine getirmek bilhassa sivil toplum örgütlerini de devreye sokarak halledebiliriz diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: