Ercüment Çelik: “ Edirne’den yurt dışına mal götürülmesi konusundaki mevzuatın özellikle küçük ve orta ölçekli esnaf için kriterlere esneklik getirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.”

Ercüment Çelik: “Edirne’den yurt dışına mal götürülmesi konusunda, özellikle küçük ve orta ölçekli esnaf için kriterlere esneklik getirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Ercüment Çelik: 1974 Gümüşhane Kelkit doğumluyum. 1987 tarihinde İstanbul’dan Edirne’ye gelerek üç kardeşim ile birlikte Edirne’de iş hayatına atıldık. 7 yıl toptan ve perakende kırtasiyecilik yaptık. Daha sonra asıl işimiz olan inşaat sektörüne döndük. Bir kardeşimiz; Yakup Fransa’daki inşaat şirketimizde faaliyet gösteriyor. Ben ve iki kardeşimiz; Erdoğan ve Yalçın ile birlikte Edirne’de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

  • Edirne’ye gelme sebebiniz nedir? Kısaca neden Edirne?

Ercüment Çelik: Çocukluğum İstanbul’da geçti. Ara sıra Edirne’ye tatile gelirdik. Edirne sakin, insanları güzel, muhteşem bir şehir. İstanbul’da her gün kavga gürültü olurken, burada insanların nezaket içerisinde yaşadıklarını gördüm. Küçükken gördüklerim beni çok etkiledi. Çocukluğum döneminde sık sık Edirne’ye ziyaret ettiğim gibi, gençlik yıllarında da ziyarette bulundum. O dönem Edirne’de yoğun kooperatifleşerek inşaat yapma girişimleri çok olduğu için iş almaya başladım ve burada kaldık. Bununla beraber Edirne tam bir açık hava müzesi. Edirne’ye gelip de Selimiye ve etrafındaki şaheserleri gördüğünüz vakit kopmak mümkün olmuyor. Geçen 32 yılda Edirne’yi gerçekten memleketim olarak benimsedim. İstanbul’da bile Edirne tabelası gördüğüm zaman manevi olarak bir rahatlama yaşıyorum.  Kısaca böyle anlatabilirim.

  • İnşaat sektörünü değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Ercüment Çelik: Konu inşaat sektörü olduğunda birçok açıdan yaklaşmak mümkün. Örneğin mantolama işi tamamen ayaklar altında. O tarafını değerlendirmeye dahi gerek olmadığı kanaatindeyim. Denetim olmadığı gibi herhangi bir kriter de yok. Bir yönetmelik olmadığı için önüne gelen mantolama yapıyor. Bu durum kaliteyi düşürdü gibi sektörün niteliğini de kaybettiriyor. Gerek Trakya’da gerek Edirne’de binalar bilinçsiz bir şekilde mantolama işlemine tabi tutuluyor. Binalara ruhsatların nasıl verildiği belli değil, herhangi bir kriter yok. İşin kötüsü bu işe soyunmuş olanların mantolama eğitim sertifikaları dahi yok. Biz bu sertifikayı 2003-2004 yılında aldık ve Trakya bölgesinde de bu sertifikayı alan ilk firma biziz.

  • Peki, o halde mantolamanın inceliklerini soralım. İyi bir mantolama nasıl yapılır?

Ercüment Çelik: Öncelikle en az 16 cm karbon takviyeli ve 4-5 cm kalınlığında olması gerektiğini ifade edeyim. Eğer mantolama yapacağımız bina yeni bina ise altına kaba sıva vurulup, yönetmelik talimatları gereğince mantolama uygulaması yapılması gerekiyor. Eğer eski bina ise kabaran yerlerin kazınıp, altlarının dolgu malzemesi ile yapıldıktan sonra mantolama işleminin az evvel söylediğim kriterlere göre yapılması büyük önem arz ediyor. Kullandığınız malzemenin kalitesi ve takım sistemi de bu işin olmazsa olmazı. Kullandığınız malzemeler farklı olmamalı. Toplama olmamalı. Yani mantolama yaparken kullandığınız malzemelerin straforu, yapıştırıcısı, düveli, filesi farklı olmamalı. Zaten işin ehli ustalar da bu tarz toplama malzemeler ile çalışmayı kabul etmiyorlar, diyebilirim. Yaptığımız işin garantisi olmazsa bu işi yapamayız. Biz bu gibi kriterlere dikkat ettiğimiz için yurt dışından bile bizi tercih eden müşterilerimiz var. Bulgaristan’ın hemen her bölgesinden bizi tercih eden müşterilerimiz olması da işimizi iyi yaptığımızı gösteriyor.

  • İnşaat sektörü özelinde ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Ercüment Çelik: Hangi birini sayayım bilemedim! Çarpık kentleşmeden tutun da yerli yersiz herkese ruhsat verilmesine kadar onlarca sıkıntı var. Edirne’de hala inşaat ruhsatı sorunu var ve inşaat sistemi oturtulamadı. Birine ruhsat veriliyor, iki kat çıkabiliyor. Bir başkasına verilen ruhsat ile on kat çıkabiliyor. Adama göre muamele söz konusu. Edirne bu konuda çok zayıf…

Edirne gibi şehirlerin bir ruhu olmak zorundadır. Sokakların ve sokaklara dikilen binaların bir ruh ve estetik kaygı ile yapılması gerekmektedir. Bugün aynı sokakta, aynı caddede bir ev 10 katlı, diğer ev üç katlı, hemen sağındaki ev müstakil… Bir de Kaleiçi semtinde ki yerleşim düzenine bakıp, mukayese edin. Orada eskiden bir estetik kaygı vardı. Eski Kaleiçi ile bugünkü mahallelerimizi karşılaştırdığımızda arasında dağlar kadar fark var görüyoruz! Edirne’nin girişine bir otel diktiler. Bu otel Edirne’nin tarihine, estetik ruhuna, bina zevkine hiç yakışıyor mu? Meselelere bu gözle bakmak zorundayız. Edirne’de çarpık kentleşmenin esas nedeni belediyenin kafasına göre ruhsat vermesi. Doğru dürüst ve hakkaniyetli davranmak zorundayız.

Edirne’deki konut fiyatlarının yükselmesinin temel sebebi de arsa sahipleri. Yüzde 25-30 ile verilen yerler, şimdi yüzde 40-41 ile veriliyor. Bu sebepsiz yükselme insanlara büyük zarar veriyor. Bugün Erasta AVM bölgesinde bulunan bir artı bir evler 180-200 bin lira bandına yaklaştı. Daha evvel aynı bölgeden 80-100 bin liraya konut almak mümkündü. Bu artışlar normal ve hakkaniyetli artışlar değildir. Burada arsa sahipleri, konut sahipleri ve evleri yapanlar kazanıyor ama Edirne halkı kaybediyor. Gerçekten yazık!

Edirne ekonomisini öğrenciler ayakta tutmasına rağmen biz öğrencileri vampir gibi yaklaşıp, kanlarını emiyoruz. Bir artı bir evlerin kiralarının 1.000-1.200 lira arasında değişmesi hakkaniyetli bir durum değil.

  • Yurtdışında işinizi yaparken ne gibi sorunlar ile karşılaşıyorsunuz?

Ercüment Çelik: Yurt dışı topan satışlarda sıkıntı yaşıyoruz. Bulgaristan’dan gelen müşterilerimiz genelde ufak araçlarla geliyorlar. Bu yüzden fazla malzeme alamıyorlar. Kanuni olarak da götürdükleri inşaat malzemeleri ihracat statüsüne girdiği için sıkıntılar yaşanıyor. Edirne’den yurt dışına mal götürülmesi konusunda, özellikle küçük ve orta ölçekli esnaf için kriterlere esneklik getirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum. Malumunuz, ülkemiz bir kriz ortamından geçiyor. Bunu da aşmak zorundayız. Karşı tarafta da benzer sıkıntılar var. Bulgaristan tarafına geçerken, alınan mallar didik didik inceleniyor ve sınırlamalar getiriliyor. İki ülkenin karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, vatandaşlarını da mağdur etmemek adına bu kriterleri esnetmesi en büyük dileğimiz. Benzer sıkıntılar Yunanistan’da da var. Hatta orada sıkıntı daha büyük. En küçük bir üründe bile sıkıntı yaşanıyor. Bir kutu boya bile geçiremiyorsunuz. Gıda maddelerinin geçişinde bile sıkıntılar yaşanıyor. Özetle gümrük mevzuatlarını esnetmek zorundayız. Bu her ülkenin lehine. Müşteri ağırlığımız Bulgaristan olduğu için, şunu da gözlemleme şansım oldu: Orayla kıyaslayınca bizim malzeme çeşitliliğimiz çok daha fazla. Duşa kabinden, lavabo taşlarına kadar… Bulgaristan’da yaşayan insanları da mağdur etmemek adına uygulamaların düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

  • Biraz da Edirne’yi değerlendirelim. Sektörel manada görüşlerinizi ifade etmiştiniz. Bir turizm kenti olarak da Edirne’yi değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Ercüment Çelik: Edirne’de çok önemli değerlerimiz var. İlk aklıma gelen Tunca ve Meriç nehirleri. Bunlar Edirne için olağanüstü değerlerdir. Ama Edirne’ye şu anki halleri ve konumları ile gerek imaj açısından gerek turizm açısından sadece zarar veriyorlar. Bu iki doğa şaheserini turizme ve halkımızın hizmetine sunamıyoruz. Üç nehrin kucakladığı bir şehirde yaşıyoruz. Bu nehirler doğru dürüst temizlenerek turizme kazandırılmalı. Üzerlerinde sandallar ile insanlar gezmeli, nehirlerin etrafına yapılacak yürüyüş yolları, piknik alanları ile hem Edirne halkı, hem yurtdışından gelen misafirlerimiz memnun edilmeli. Nehir konusu bana göre en önemli sorunumuz. Edirne’nin ana ekseni bu nehirlerin etrafına kurulmalı diye düşünüyorum.

Röportajın başında neden Edirne olduğumu sormuştunuz. Ben de size buranın bir açık hava müzesi olduğunu ifade etmiştim. Selimiye’den tutun Eski Cami’ye, oradan II. Beyazıt Külliyesine kadar çok güzel değerlere sahibiz. Ama bu muhteşem kentin kıymetini bilmiyoruz. Birçok tarihi eserimiz mezbelelik durumunda. Bu konuda bütün kurumlara iş düşüyor. Hıdır baba tabyalarımız kapalı, turizme açık değil. Şükrü Paşa müzemiz kapalı, turizme açık değil. Bu iş böyle gitmez!

Karaağaç bölgesindeki piknik alanımızın da düzenlenmesi gerekiyor. Oradaki yeşil alanlarda da çevre düzenlemesi yapılması gerekiyor. Orman temiz değil, yeşil alanlar çöp içinde, bank sayıları yetersiz. Edirne’de insanların hafta sonu nefes almak için gittikleri Karaağaç maalesef çok ciddi bir sorun teşkil ediyor.

Bununla birlikte Altyapı problemlerini de unutmayalım. Yağmur yağdığında hayatta kalma oyunu oynuyoruz. Lağımlar taşıyor, kokudan duramıyoruz. Edirne cihan imparatorluğunun başkentlerinden birisidir. Yıldırım mahallesi hala çöp içerisinde, çöpler doğru düzgün toplanmıyor. Edirne bunları hak etmiyor!

Şehrimizde her yıl Kırkpınar heyecanı yaşıyoruz. Ancak şehir bunun altından kalkamıyor. Kırkpınar etkinliğinin yapıldığı Saray içi bölgesi tam bir keşmekeş! Buraya Kırkpınar etkinliklerini izlemek için gelen misafirlerimiz çok zor şartlar altında iki gün geçirip, evlerine dönüyorlar. Benim bu hususta gördüğüm en büyük sıkıntılardan birisi misafirlerimizin yaşadığı ‘kalacak yer sıkıntısı’. Bana göre Kırkpınar alanına yakın bir bölgede kurulacak bir sistemle, arazilerin üzerine prefabrik duş yerleri ve tuvaletler yapılarak, bu bölge çadırların kurulması için hazırlanabilir. Böylelikle çadırları ile Kırkpınar etkinliğine gelen misafirlerimiz, rahatça Edirne’nin tadını çıkartırlar.

Yerel yönetim kendisine çeki düzen vermek zorunda. Edirne halkının hizmet alamadığı halde aynı yönetimi defalarca başa getirmesi de gerçekten anlam veremediğim bir konu. Tır şoförü birçok arkadaşım bana şunu ifade ediyor: 20 yıl evvel Edirne’ye geldiğimizde de manzara buydu. 20 yılda burada değişen hiçbir şey yok! Bu değerlendirme bana göre,  yaşadıklarımızın özetidir. Yerel yönetim seçimlerinde hizmet veren, projesi olan insanlar başa getirilmeli. Partizanlık bırakılmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: