Havva Güneş: “Fırıncılıkta en önemli faktör kazanca haramın karışmamasıdır.”

Havva Güneş: “Fırıncılıkta en önemli faktör kazanca haramın karışmamasıdır.”

  • Kendinizi tanıtırmısınız?

Havva Güneş: Tekirdağ Çerkezköy doğumluyum, fırıncılık eşim rahmetli Cihan Güneş’in mesleği idi. Geçen sene vefat edince annelik ve fırıncılığı birlikte üstlenerek yürütmek zorunda kaldım. İkisini de severek yapıyorum ama evladıma yeterli zaman ayıramadığım için sıkıntılıyım. Allah razı olsun Canan hanımdan. O da bir anne fırında bana yardımcı olmaya çalışıyor. Türkiye’nin birkaç yerinde eşimle birlikte fırıncılık işi ile uğraştık,

  • Fırıncılıkta en fazla dikkat ettiğiniz husus nedir?

Havva Güneş: Siz İbrahim Ethem ve Fırıncı hikâyesini bilirmisiniz? Anlatayım: “İbrahim Ethem tacı tahtı terk ediyor. Seneler sonra seyr-ü sülûkünü tamamladıktan sonra Belh şehrine tekrar geliyor. Kendi yaptırdığı camide yatsı namazı kılıyor. Dışarıda sulu kar, yağmur, soğuk… “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor. Kayyum geliyor, camide saklandığı yerden buluyor, çıkarıyor. “Ne yapıyorsun” diyor. “Müsaade et, şurada yatayım. Sabah namazından sonra Belh’e gireceğim” diyor. Kayyum bacağından tutuyor onu “İbrahim Ethem, senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya. İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor. Çaresiz, şehre gidiyor. Her taraf kapalı, sadece bir yer açık. Bir fırın. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor. Orada çalışan işçi, “Geç otur” diyor. Aradan bir-iki saat geçiyor. Sabah ezanı okunmaya başlıyor. Okunduktan sonra işçi dönüyor “Hoş geldiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz, isminiz ne” diyor. İbrahim Ethem de “Ben iki saattir burada oturuyorum, şimdi mi geldi aklına sormak” diyor. Fırıncı diyor ki: “Ben bu fırında işçiyim. İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum. Ben onlara şimdiye kadar haram lokma yedirmedim. Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dâhilindeydi. Ezan okundu, mesaim bitti. Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma haram karışmaz.” En çok önemsediğim husus bu.

  • Fırıncılık sektöründe sıkıntı yaşadığınız konular nelerdir?

Havva Güneş: Eleman bulmakta zorlanıyoruz. Edirne’de bu sektörde iş bulamama sorunu yok. Çıraklık eğitimde belli bir kıstaslar var. Fırıncılık bölümü Edirne’de yok. Bursa’da böyle bir bölüm var, Edirne’de de böyle bir okul olsa hiç fena olmaz. Biz fırıncılık bölümünün açılmasını talep ediyoruz.

Ekmekte fiyat her zaman değişmiyor. Ekmekteki küçücük zam halkı gerçekten etkiliyor. Biz bu fiyatı hesaplarken en az karı düşünüyoruz. Ekmeklerde poşet olması ayrı bir maliyet demek. Petrol fiyatları artınca maliyet de artıyor. Ekmekteki kepek oranı tip oranlarına göre değişiyor. Buna göre ayarlanıp kullanılıyor. Fırıncıyı sadece fırıncı olarak değerlendirmemek lazım. Mahallenin bekçisidir. Karşıdan göründüğü gibidir. O yüzden ekmeğe verilen paralar çok büyük paralar değildir. Halk evde gece yarısı evinde uyurken fırıncı işe gidip ekmek yapıyor. Çok zor bir meslek gerçekten. Yakıta gelen zamma ses çıkarmayız ama ekmeğe zam gelirse hepimiz isyan ederiz.

Yıllar önce geliri üst seviyede olanlar beyaz ekmek alt seviyede olanlar kepekli ekmek yiyordu. Şimdi tam tersi oldu. Günlük şartlarda tüketilen ekmeklerde sıkıntı yok ama imkânı olan vatandaşlarımız besin değeri açısından kepek ekmeğini tüketebilir. Edirne’deki ekmeklerimiz sağlık koşullarına gayet uygun.

Bizim aldığımız ekmek fiyatı bellidir. Bazı bölgelerde rekabete giren büyük marketlerin fiyatı düşürmesi esnafımızın satışlarını düşürüyor.  Biz de bunlardan rahatsızız. Fırıncı rekabete girdiği zaman yine kendi etkileniyor. Ekmekteki maliyet belli. Rekabete girdiği zaman zarar etmesi doğal.  Şehir dışından ekmek ilimize gelmiyor. Biz birlik beraberlik içindeyiz. Fırıncı para kazanırsa kendini geliştirir daha güzel hizmet verir.

  • Edirne’de yaşayan birey olarak iyisi ile kötüsü ile Edirne’yi değerlendirmenizi istesek neler söyleyebilirsiniz?

Havva Güneş: Edirne birçok tarihi ve kültürel özellikleri barındıran yaşanabilir bir kent. Eğitim seviyesi yüksek. Ama belediyecilik olarak yıllardan gelen sıkıntılar, yetersizlikler var. Edirne’nin tarihten gelen kültürel nimetlerinden, coğrafi yapısından, sınır kapılarından yeterince faydalanamıyor. Örneğin biz yeni geldiğimiz yıllarda Kırkpınar Güreş ve Şenlikleri haftasında ekmek yetiştiremiyorduk ama son birkaç yıldır satışlarımızda pek artış olmuyor. Bu da Kırkpınar’ın cazibesini yitirdiğini gösteriyor. Bu konulara fazla girmek istemiyorum. Herkes işinin en iyisini yapsın ben fırıncılığımı ve annelik görevimi yapayım.

  • İyi ekmek nasıl olmalı? Ekmek alırken nelere dikkat etmeliyiz?

Havva Güneş: Birçoğumuz ekmek tüketmenin zararlı olduğunu düşündüğümüzden, ekmekten olabildiğince kaçınmaya çalışıyoruz. Ne var ki, doğru ekmeği seçip, doğru miktarda tüketmenin sanılanın aksine faydaları var. Öncelikle tahıl üretiminin bu denli yüksek olduğu bir ülkede yaşıyorken, tahıllardan daha fazla faydalanmamız gerektiğini söyleyebilirim. Vitamin, mineral ve lif açısından oldukça zengin olan tahıllar, insan bedenine alınması gereken birçok besleyici eğeye sahip. Örneğin içerinde “buğday unu” ya da “zenginleştirilmiş, ağartılmış un” varsa bu, ekmekte beyaz unun ağırlıklı olarak kullanıldığı anlamına gelir. Dolayısıyla ekmek seçerken ilk dikkat etmeniz gereken şey ekmeğin tam buğday unu, tam çavdar unu gibi işlem görmemiş ve en doğal haliyle yapılıyor olması. Tam buğday ekmeğinin faydaları; B1, B2, B3, B9, D ve E vitaminleri açısından zengindir, İçerisinde bulunan liflerle sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olur, beyaz ekmeğe göre glisemik indeks oranının düşük olmasından dolayı, uzun süre tok tutar. Tam çavdar ekmeğinin faydaları; Vücudun yağ dengesini korur, İçerdiği zengin doğal lifler sayesinde kan dolaşımını hızlandırır, İnsülin hormonunun şeker düzeyini koruyabilmesine yardımcı olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: