Kayhan Özdeveciler: “Edirne’de çok ciddi eksiklerimiz var, nereden tutsak elimizde kalır. ”

Kayhan Özdeveciler: “Edirne’de çok ciddi eksiklerimiz var, nereden tutsak elimizde kalır. ”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Kayhan Özdeveciler: Doğma büyüme Edirneliyim. Uzun yıllardır Edirne’de esnaflık yapıyorum. Esnaflığım pazarcılıkla başladı. Daha sonra, turizm sektöründe faaliyet gösterdim. Ülkemin hemen her yerini gezdim. Küçük çaplı bir Avrupa maceramız oldu. Avrupa kültür turları düzenleyerek, turizme katkı vermeye çalıştık. Daha sonra turizm işlerini çeşitli nedenlerden dolayı bıraktım ve esnaflığa devam ettim.

  • Araç kiralama ve yıkama şirketiniz ile Edirne’ye hizmet ediyorsunuz. Aynı zamanda şekerleme dükkânınızda mevcut. Avrupa’yı da gezip-dolaşmış biri olarak neden bu işleri Edirne’de devam ettirmeye karar verdiniz?

Kayhan Özdeveciler: Elbette memleketim olması kıymetli yapıyor. Buranın insanını seviyorum. Bu şehrin kültürünü, tarihini, sosyal yapısını seviyorum. Bu yüzden doğup, büyüdüğüm Edirne’de insanlara hizmet etmeye çalışıyorum. Sorunlarımız da yok değil, elbette… Biz Edirneliler olarak daha geniş alacak olursak Trakyalılar olarak, sadece harita üzerinde kültürlüyüz.  Yalnızca Avrupa’ya yakın olduğumuz için kendimizi ‘Avrupalı’ zannediyor, böyle yakıştırıyoruz. Ama insanımızın kodlarına işlemiş sorunlarımız var. Tembellik, şımarıklık gibi… Bölgemizde Türkiye’ye mal olmuş bir tane bile vatandaşımız yok, maalesef… Herhangi bir iş sektöründe nitelikli insan yetiştirmediğimiz gibi, en basitinden Edirne’de fabrika bile yok!

  • Turizm sektöründe faaliyet göstermiş bir iş adamı olarak Edirne’yi turizm açısından ve tarım açısından değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Kayhan Özdeveciler: Edirne’de çok ciddi eksiklerimiz var, nereden tutsak elimizde kalır. Uzunköprü’deki tren gümrüğünü de saydığımız vakit beş tane sınır kapımız var, fakat bunun nimetlerinden yararlanamıyoruz. Edirne’ye yeterince turist çekemiyoruz. Edirne’de turizm faaliyetleri açısından ciddi sıkıntılar mevcut. Maalesef roman vatandaşlarımızın satıcılık işini abartması dolayısıyla, turistler Edirne’de rahat gezemiyor. İnsanlar araçlarından iner inmez satıcılar ile karşılaşıyor. Tabi ki onlar da ekmek parasını kazanacak buna itirazımız yok ama bu işin de bir yolu yordamı olmalı. Bu insanlar belediye tarafından doğru yönlendirilmeli. Düşünün, insanları karşılama şeklimiz itibariyle bir sıfır geride başlıyoruz turizm faaliyetlerine. Bununla beraber, bana göre restoranlardaki esnaflarımızın büyük çoğunluğu güler yüzlü değil ve misafirlerimizi layığıyla karşılamaktan uzaklar. Ciğerci Bahri Bey, Arif Meriç gibi Edirne’nin güzide şahsiyetleri, Edirne’mizi dört dörtlük tanıtırken, keşke diğer esnaf arkadaşlar da onları örnek alsalar aynı şekilde çabalasalar daha iyi olur. Edirne için canını dişine takan bu gibi insanların yaptığı işlerin ekmeğini başkaları yiyor, maalesef!

Soruyorum sizlere, sabahın beşinde Edirne’ye gelen insanlara tuvalet hizmeti bile sağlayamıyor isek, neyin turizminden bahsediyoruz? Olanların da durumu ortada! Belediye başkanımız, yapılan toplantılarda ballandıra ballandıra yaptığı Avrupa gezilerini örnek göstereceğine, Edirne’yi o şehirlerle yarışır bir hale getirse daha güzel olmaz mı?

Bizim ETUS işini de çözmemiz gerekiyor. Halk şoförlerin saygısız tavırları yüzünden mağdur oluyor. Ancak bu tek taraflı değil. İnsanlarımız da toplu taşıma araçlarını kullanırken ne yazık ki çok saygısız. Bu sorunu karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile çözmek zorundayız. Edirne haricinde böyle kalitesiz bir taşıma hizmeti olmadığını da belirtmek gerekiyor. Soruyorum, Keşan’da dolmuş taksi varken neden Edirne’de yok? Neden alternatif yaratılmıyor?

Yıllardır Edirne’de belediye seçimlerinin yanlış değerlendirildiğini ve bu doğrultuda seçim yapıldığını düşünüyorum. Belediye hizmet işidir, kişilerin projelerine ve fikirlerine bakılarak oy verilmeli. Biz maalesef her belediye seçiminde siyasi düşüncemizi ön planda tutuyoruz. Sonunda olan Edirne’ye oluyor. Osmanlı’ya başkentlik yapmış bu şehre yazık oluyor. Kar yağıyor rezil oluyoruz. Yolların durumu yüzünden insanların hayatı riske giriyor. Kar yağınca, Gölet mevkiinde kızak dağıtmak mıdır belediyecilik? Yağmur yağdığında araçlarımızın yüzmesi midir altyapı hizmeti? Belediyenin yaptığı Kırkpınar ortada. Dışarıdan gelenler yalnızca şikâyet ediyorlar. Kastım sadece misafir olarak gelenler de değil. Kırkpınar yağlı güreşlerine, sporcu olarak katılan güreşçiler duş alacak yer bulamıyor, dinlenecek yer bulamıyor, arabada dinleniyor. Edirne çok güzel reklam ediliyor! Faytonlarda fiyat tarifesi yok, hotellerde yok, restoranlarda yok. Soruyorum, bu nasıl belediyecilik? En olmadık zamanlarda, trafiğin en yoğun olduğu saatlerde etrafta çöp kamyonları dolaşıp, çöp topluyor ve trafiği tıkıyorlar. Bu belediyenin ciddi bir organizasyon eksikliği içinde olduğunun göstergesi. Belediye hizmet edeceğim diye oy istedi ama sadece değnekçilik yapıyorlar. Esnaf yılda bir kazansın mantığı ile işler yürümez. Edirne’miz kazansın, herkes kazansın mantığı ile hareket etmek zorundayız.

Yıllar evvel, başımdan geçen bir hadiseyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Hamdi Sedefçi’nin Edirne Belediye Başkanlığı döneminde, Kırkpınar meydanına, dışarıdan gelen misafirlerimiz için dinlenme, park alanı gibi imkânları içinde barındıran bir tesis yapmak. Bu iş her türlü Edirne’nin karına olacaktı. Örneğin, Kırkpınar alanında bulunan sahamızın etrafındaki dükkânları esnaf arkadaşlarımıza taksim edecektik. Burada düzenli otoparklar, lavabolar, çeşmeler olacaktı. Dükkânlar her daim açık olacaktı ve Kırkpınar alanını devamlı canlı tutacaktık. Maalesef projemiz kabul edilmedi. Bir tane Söğütlüğümüz var. Berbat durumda. Belediye tesisi olmasının hiçbir avantajı yok. Maaşlı personel çalıştırıyorlar ama Kent Ormanı’nda hakkıyla hizmet verilmiyor.

Sorunuzun ikinci kısmına geleyim, Avrupa’yı gezip, Edirne’ye döndüğüm vakit, seracılık faaliyeti yürütmek için girişimlerde bulunmuştum.  Fakat insanların ilgisizliği yüzünden muvaffak olamadık. İstanbul’a, Antalya üzerinden sebze gelirken, biz İstanbul’a çiftçilik yapmak suretiyle üretim yapamıyoruz. Oysa İstanbul ile Edirne arası yalnızca iki buçuk saat. Neden burada yerli üretimi arttırarak, yurtdışına ihracat yapmayalım? Edirne’nin Türkiye’de ünlü ayşekadın fasulyesi eskiden çok meşhurdu ancak bugün yerinde yeller esiyor. Neden bu markayı tekrar Türkiye’ye Edirne damgası ile armağan etmeyelim? Ancak bu kadrolaşma ile falancanın, filancanın adamı ile olmaz. Hep birlikte; Edirne olarak, biz olmalıyız.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: