Mehmet Eroğlu: “97 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehrin tarihi eserleri kaderine terk edilmemeli!.. Edirne’de iş yok veya işçi yok gibi kavramları kesinlikle kabul etmiyorum.”

Mehmet Eroğlu: “97 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehrin tarihi eserleri kaderine terk edilmemeli!.. Edirne’de iş yok veya işçi yok gibi kavramları kesinlikle kabul etmiyorum.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Mehmet Eroğlu: Adana doğumluyum, Kuleli askeri lisesine başladım ve bazı sebeplerden dolayı okulu bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra da terzilik yapmaya başladım. Yani ben bu işin fırınından geldim. İşi öğrenmeye yıllar önce ilik açarak başladım. 1985 yılından bir ay öncesine kadar İstanbul’da ikamet ettim ve çalıştım. Şu anda Step Dizayn & Konfeksiyon San ve Ticaret A. Ş. More & More’nin Edirne Karaağaç yolunda ki fabrikasının Genel Müdürüyüm.

  • Fabrikanızın Edirne’de yaptığı çalışmalardan kısaca bahseder misiniz?

Mehmet Eroğlu: Amacımız Edirne’deki insanlara istihdam sağlamak. İşletmemizin çalışmaya devem edebilmesi için asli unsur insandır. Bizle Step Dizayn & Konfeksiyon More & More olarak otomasyondan çok insana değer veriyoruz. Fabrikamızda çalışan insanlar kendilerine sağladığımız sosyal imkânlar ve verimlilikleri karşılığında aldıkları ücretle bir bütündür. Benim fabrikacılık anlayışım kanunların çalışanlara tanıdığı bütün hak ve kriterlerin yerine getirilmesi yönündedir. Çünkü çalışan bireyden ancak o zaman gerekli randıman alınabilir. Fabrikalarda otomasyon sistemleri çok gelişti belki ama onu yönlendiren de insanlardır. Acemi ya da yetişmiş hiç fark etmez, genç nüfusu istihdam etmek, deneyimsiz olanları yetiştirmek ve onları bir iş sahibi yapmak, Edirne için katma değer sağlamak istiyoruz. Şu ana kadar fabrikamıza çalışmak için müracaat edenler daha çok işi bilen elemanlar; ancak biz genç ve tecrübesiz nüfustan da yararlanmak istiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı, Edirne Halk Eğitim ile İşkur (Edirne Çalışma ve İş Kurumu) İl Müdürlüğü ile görüşüp, deneyimsiz elemanları yetiştirmek amaçlı kurslar açmak istiyoruz. Ayrıca yakın zamanda fabrikamız önüne açacağımız fabrika satış mağazamızda ihracat fazlası ürünlerimizi halkla tanıtıp, satacağız. Burada Avrupa kalitesinde ürettiğimiz malları satacağımızı özellikle belirtmek isterim. Şu anda kullandığımız fabrika binasında çalıştırabileceğimiz insan sayısı 200 civarında. Çünkü binanın alanı gerekli sosyal kriterleri yerine getirince bu kadar kişiyi istihdam edebiliyor. Önümüzde ki zaman içinde başka da bulup kapasitemizi ve çalışan sayımızı arttırmak gibi düşüncelerimiz de var. Edirne’de iş yok veya işçi yok gibi kavramları kesinlikle kabul etmiyorum. Çalışmak isteyen insanda var, iş sahaları da var, eleman yetiştirme ve istihdam edilme imkanları da var. Üretilen mala da dünya piyasasında pazar bulmak çok kolay. Yeter ki yetişmiş elemanla kaliteli iş üretin. Her iki potansiyel de Edirne’de var.

  • Yabancı gözüyle Edirne’yi değerlendirmenizi rica ediyoruz. Şehrimizin eksik gördüğünüz yönleri nelerdir?

Mehmet Eroğlu: Buraya geldiğim vakit gerçekten çok olumlu tablolar ile karşılaştım. İşkur Edirne İl Müdürü Şengül Çildam’ın fabrikamızı ziyaret etmesi bizim için oldukça sevindirici, gerçekten çok mutlu oldum. Biz onlara gideceğimize, onlar bize geldiler. Kurumun tutumunu, İşkur’un da insanların çalışması, istihdam edilmesi için elinden gelen çabayı gösterdiği şeklinde yorumladık. Bir işveren olarak söylüyorum, bu durum çok önemli.

Edirne il merkezinde izlediğim olumsuz yönler de yok değil. Edirne’nin Avrupa’ya açılan beş kapısı var, fabrikamızın bulunduğu bölge turistlerin gezdiği bölge. Edirne’nin en işlek yerlerinden birisi Karaağaç yolu. Ancak burada Edirne’ye yakışmayacak birçok sıkıntıyı görebiliyoruz. Örneğin, Karaaağaç’ta bulunan Akıncı karakolu harap durumda. Az evvel de ifade ettiğim üzere Edirne’de beş kapı olmasına rağmen gelen turist sayısını yetersiz görüyorum. Bunun da sebebi Edirne’nin tarihi ve kültürel değerlerine gereken önemin gösterilmemesi. Selimiye Camii, Eski Camii ve Üç Şerefeli Camii’nin çevresine baktığımızda şunu görüyoruz: “Düzensiz, çerçöp içinde, insanları taciz eden satıcıların cirit attığı bir alan.” Bir de Kaleiçi bölgesinde bulunan Sinagog’a bakın! İçine girmeye kıyamayacağın, her gün etrafında temizlik ve çevre düzenlemesi yapılan bir yer. Sinagog da elbette Edirne’nin bir değeri ama sormak istediğim şudur: Neden camilerimize de Sinagog kadar sahip çıkmıyoruz?

97 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehrin tarihi eserleri kaderine terk edilmemeli; daha fazla yürüyüş yolu, daha fazla sosyal tesis, daha fazla işletme açmak, gelen insanları burada tutmak zorundayız. Bilhassa Meriç ve Tunca nehrinin kenarlarına insanları saatlerce orada zaman geçirmesini sağlayacak sosyal aktivite alanları yapmak gerekiyor. Tunca köprünün girişinde belediyenin astığı kırmızı bir levha var. Bu levhada yazanlar gerçekten çok zoruma gitti. Levhada “Köprülerin bakımının ve onarım işlerinin karayolları genel müdürlüğüne ait olduğu” yazıyor. Bu levha belediye tarafından, mahalli seçimlerden evvel oraya asıldı. Peki, köprünün durumundan siz sorumlu değilseniz, kenarlarından da mı siz sorumlu değilsiniz? Edirne’de dünyanın en güzel nehirleri çevresinde kurulmuş bir şehirde yaşıyoruz. Buraya çevre düzenlemesi, yürüyüş yolları yapmak gerekiyor. Nehir kenarlarına alışveriş yerleri yapmak gerekiyor. Nehirlerin üzerinde sandallar ile gezdirmek gerekiyor. Ayrıca Edirne’nin meşhur tava ciğercilerini şehir merkezinin dışına da çıkartmak; örneğin nehir kenarlarına da sunmak gerekiyor. Böylelikle insanlar Edirne’nin tarihini yaşayarak, Edirne’nin tarihi yemeklerini tadacaklardır.

Adana’nın Seyhan Irmağı da yıllar evvel bu durumda idi ama şu an tam bir turistik alan haline geldi. Gönülden istenince yapılmayacak hiçbir şey yoktur.  Edirne’ye gelen insanların burada akşam konaklaması için hiçbir neden bulamıyorlar. Bir sebep yaratmak zorundayız. Otel konusunda da ciddi sıkıntılar var. Otellerimizin çoğu gerekli standart ve kriterlerin çok altında. Tarihi Rüstempaşa Kervansarayı başlı başına bir tarihtir. Orası neden atıl durumda? Neden oraya belediye veya Kültür İl Müdürlüğü el atıp da kullanıma açmıyor?

Kaleiçi bölgesinden de bahsetmek gerekiyor. Kaleiçi’nde değerlendirilmeyi bekleyen onlarca tarihi konak var. Oradaki tarihi konakların butik otel olarak değerlendirilmesi, turistlerin hizmetine açılması gerekiyor.

Otopark sorunu da had safhada. İnsanlar araçlarını koyacak yer bulamıyorlar. Bisiklet yolları bölük pörçük, bir yerde başlıyor alakasız başka bir yerde bitiyor. Yürüyüş yolları çok yetersiz.

Edirne’de öğrencilerin sırtından haksız yere kazanç elde eden bir sistem de var. Benim oğlum üniversiteyi dört yıl burada okuduğu için çok net biliyorum. Bir öğrenciden 1+1 ev için 1.200 TL. kira istenmesi oldukça vicdansız tutum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: