Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun

Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun

Miraç; manen yücelmenin, bedenen en yükseğe erişmenin, böylelikle ilahi lütuf ve ihsanla mükâfatlandırılmanın mucizevi halidir. Aynı zamanda ilahi huzura yakınlaşmanın, yüce kata yaklaşmanın muhteşem izah ve ispatıdır. İsra ve Miraç hadisesi yükselişin, buluşmanın nur ve rahmet deryasında doğuşun ve alemleri kavrayan kutlu doğruluşun ulvi serüvenidir. Dostluk ve yardımlaşmanın, feyiz ve bereketin coştuğu, sevgi ve şefkat duygularının yağmur gibi tüm insanlığın üzerine yağdığı ve yüce peygamberimizin en yüksek mertebeye ulaştığı Miracın özünde, her türlü kötülükten arınma, insanlığın faydasına değerler üretme, özveri, paylaşım, mesuliyet, ilahi emirlere teslimiyet gösterme ve yüce mertebelere ulaşma vardır. Bu mübarek gecede açılan ellerin ve yapılan duaların, memleketimizin, ülkemizin ve tüm İslam aleminin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine, huzuruna ve bereketine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Bu düşüncelerle büyük milletimizin ve Türk-İslam aleminin Miracının hayırlara ve güzelliklere vesile olmasını temenni ediyorum.

Tüm Müslüman aleminin Miraç kandili mübarek olsun!
Nice kandillere!
Честит празник на всички мюсюлмани!

Cengiz Gültekin

MİRAÇ KANDİLİ

ÖZETİN ÖZETİ;

receb ayının 27. gecesidir. Mirâc, merdiven demektir.

Sual: Mirâc ne demektir, ne zaman olmuştur, bu gecenin önemi nedir?

Cevap: Mirâc kandili, receb ayının 27. gecesidir. Mirâc, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Resulullah efendimiz hicretten bir yıl önce, 52 yaşında, Zeyd bin Hârise’yi yanına alarak Tâif’e gitti, onlara bir ay nasihat eyledi. Hiç kimse iman etmediği gibi alay ve işkence ettiler. Üzüntülü ve yorgun olarak geri dönerken, yaralandılar… Mekkeye döndüler. Her taraf düşman idi, gidecek bir yer yoktu. Birkaç ay Mekke’de çok sıkıntılı geçti. Bir gece ki, receb ayının 27. gecesi amcası Ebû Tâlib’in kızı Ümm-i Hânî’nin evine gitti. Resulullah efendimizi içeri alıp bir hasır, leğen, ibrik verdi. Resulullah efendimiz o gün çok incinmişti, abdest alıp, Rabbine yalvarmaya, af dilemeye, kulların imana kavuşmaları için duaya başladı. Çok yorgun, aç, üzüntülü olduğu için hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi. O anda, Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselama;

“Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübarek bedenini, nazik kalbini çok incittim. Bu hâlde, yine bana yalvarıyor. Benden başka, hiçbir şey düşünmüyor. Git! Habibimi getir! Cennetimi, Cehennemimi göster. Ona ve Onu sevenlere hazırladığım nimetleri görsün. Ona inanmayanlara, sözleri, yazıları ve hareketleri ile Onu incitenlere hazırladığım azapları görsün. Onu ben teselli edeceğim” buyurdu.

Cebrâil aleyhisselam, bir anda Resulullah efendimizin yanına geldi. Beraberce Kâbe yanına gittiler. Sonra Cennetten gelen Burak adındaki beyaz hayvana binip, bir anda Kudüs’te, Mescid-i Aksâ’ya geldiler, namaz kıldılar. Namazdan sonra, mescitten çıkıp bilinmeyen bir mirâc ile, bir anda, yedi kat gökleri geçtiler. Her gökte bir büyük Peygamberi gördü. Resulullah efendimiz, Cenneti, Cehennemi görüp, Refref adındaki bir Cennet yaygısı üstünde, Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekânsız, zamansız olarak Allahü teâlâyı gördü. Mirâc gecesinde, beş vakit namaz emrolundu. Mirâcdan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı. Tefsîr-i Hüseynîde ve Bahr kitabında deniyor ki:

“Resûlullah efendimizin Mekke’den Beytül-mukaddese götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise, ehl-i bidat olur.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: