Osmanlı’da Edirne’nin Kurban Bayramları

Osmanlı’da Edirne’nin Kurban Bayramları

Kurban Bayramı’nda Padişaha mahsus hazırlanan koç. Bunlar “Saya Ocağı” ismi verilen ve özel kıyafetli vazifeliler tarafından beslenir ve taşınırdı.

Zilhicce’nin 10’u, yani Kurban Bayramı… Kurban bayramını Ramazan bayramından ayıran en büyük özellik, şüphesiz bayrama yakın, kurbanlıkların satın alınmasıydı. Kurbanlıklar, Edirne yakınlarına getirilir ve getirilecek koyunların miktarı ve ne zaman Edirne’de olacağının yetkili makamlara bildirilme mecburiyeti vardı. Kurbanlıkların Edirne ve ilçelerinin içerisine girmesine izin verildiğinde sokaklar kurbanlıklarla dolardı. O dönemler Edirne’ye getirilen koyun sayısı, 80 ile 130 bin arasında değişirdi.

Kişi eğer zenginse, yalnız kendine değil bunun yanında eşi, çocukları ile gelin ve damat gibi yakın akrabasına, merhum olan baba ve vâlidesine veya yine vefât etmiş hanım ve evlatlarına birer büyük koyun alırdı, bunlar üç-beş gün müddetince hanenin ahır bölümünün bahçesinde beslenirdi. Bu kurbanlıkların ‘marya’ yani yavrulu olmamalarına, gözlerinin sağlam olmasına, boynuzlarının kırık veya herhangi bir âzâsının noksan bulunmamasına çok dikkat edilirdi. Osmanlı geleneğinde ev sahibinin gücü varsa, kendi ev halkı yanında, kendine yakın olan konak dışı kimselere de kurbanlık hediye etmesi de âdettendi.

Edirneli büyükbaş kesmezdi

Edirne’de kurbanlık için büyükbaş kurbanlık kullanılmazdı. Ancak taşrada çok sayıda büyükbaş kurbanlıklar tüketilirdi. Halkın çoğu ya evlerinde besledikleri ya da pazardan satın aldıkları dana veya koçları bayramdan birkaç gün öncesinden evin önünde hazır bulundururdu. Satın alınan bir boğa veya sığır, 7 koça bedeldi. Mesela, bir evde 7 kurban kesecek kimse bulunmazsa, konu komşudan ortak bulunur, büyükbaş kesildikten sonra etler usta kasaplar tarafından 7 eşit kısma bölünür, aynı zamanda tartılırdı. Sonra verileceklerin isimleri ufak kâğıtlar üzerine yazılarak dürülür ve bir çocuk eliyle bu kâğıtlar, 7’ye ayrılmış olan etlerin üzerine konurdu. Daha sonra isimleri okununca herkes etini alır, ellerindeki kaplara koyarak evlerine götürürlerdi.

Öteden beri süregelen, Arefe günü, ölmüşlerinin ruhu için kurban kesme âdeti hâlâ devam etmekteydi. Özellikle, Padişah için de Arefe günü iki kurban kesilirdi. Dolayısıyla kurban kesme işlemi ilk defa Kurban Bayramı’ndan bir gün önce ölmüşlerin ruhu için yapılmış olurdu.

Bu işlemden sonra tebrikler başlar ancak bayram günü ilk olarak ev sahibi için özel ufak bir kâse içinde et suyuyla pirinç çorbası, kurbanının böbreğinden yapılmış külbastı, et suyuyla güveçte pişirilmiş pirinç pilavı ve hoşaftan oluşan bir yemek getirilirdi. O gün sofrada turunç reçeli bulundurmak kibarlık âdetlerindendi.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: