Şükrü Paşa ve Edirne Savunması

Şükrü Paşa ve Edirne Savunması

Şükrü Paşa, Balkan Harbi’nin en ateşli günlerinde Edirne Savunmasında gösterdiği yüksek ruh ve inanç ile adını Türk tarihine altın harflerle yazdırmış bir komutandır. Askerleriyle imkansızı başaran Şükrü Paşa, dışarıdan hiçbir yardım almadan Edirne’yi 160 gün savunmuş, sadece Bulgarlar ile değil; açlıkla, hastalıklarla, içerideki ve dışarıdaki hainlerle de mücadele etmiştir.

Şükrü Paşa’nın gösterdiği mücadeleyi, azmi ve inancı anlamak için önce kişiliğine bakmak doğru olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Tarihçisi, Yrd. Doç. Dr. Bülent Atalay, Şükrü Paşa’yla ile ilgili şunları söylemektedir:

‘’ Şükrü Paşa, 1857 Erzurum doğumludur. Tam bir dadaştır, kelimenin tam anlamıyla. Küçük yaşta babasını kaybeder. Annesi ikinci evliliği yaptığı için bunu hazmedemez, tahammül edemez, anacığını paylaşamaz bir başkasıyla, ailesinden uzaklaşır. İstanbul’a gelir ve eğitimine devam eder. Çok seçkin bir kurmay olur, mareşalliğe kadar yükselir. Ancak 1908 yılında rütbelerle ilgili yapılan bir tadilatla ordu içerisinde mareşallik unvanı elinden alınır, yeni kanun gereği. Şükrü Paşa’da buna bir tepki göstermemiştir. Bu uygulama özel bir muamele değildir kendisine. Ancak tarihin yetiştirdiği en büyük Türk kahramanlarından birisidir.1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Plevne kahramanı olarak nasıl Osman Paşa’yı biliyorsak, genç kuşaklara aktarıyorsak, mutlaka Şükrü Paşa’da unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Kendisi bir Edirne müdafii olarak tarihte yerini almıştır.’’  

Şükrü Paşa, Edirne’de göreve gelir gelmez, çok önemli kararlar alarak Edirne’nin kolayca düşmesini engellemiştir. Öncelikle Edirne’den her türlü yiyecek maddesinin çıkarılmasını yasaklamış, yakın köylerdeki peynir stoklarına ve ambarlardaki tahıla parası karşılığında el koymuştur. Ayrıca tüketimi kısıtlamak için hemen karne uygulamasına geçmiştir.

Şükrü Paşa, askerlere devamlı konferanslar vererek, Şanlı Plevne direnişini anlatmış; yetersiz beslenerek de kahramanlık gösterilebileceğini askerlerine göstermek istemiştir. Ayrıca, Savaş esnasında, halka devamlı bildiriler dağıtan Şükrü Paşa, o buhranlı günlerde halkı sükunete davet etmiş, bunda da başarılı olmuştur. Halkın ümidini kesmemesinde, inatla direnmesinde bu bildirilerin etkisi büyüktür.

Şükrü Paşa, muharebelerin en yoğun yaşandığı günlerde; ateşkesten sonra Bulgarların şehri yoğun olarak bombaladığı günlerde, şu ifadesiyle Edirne’ye ve direnişe olan inancını ifade eder:

‘’Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem, kendimi şehit kabul etmiyorum, beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam, kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahale gömeceksiniz gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir.’’

İkdam Gazetesi’nin 30 Mart 1913 tarihli sayısında, Şükrü Paşa hakkında çok doğru tespitler bulunmaktadır:

‘’ Edirne Kumandanı Kahramanı Şükrü Paşa hazretlerinin nam-ı bülendini bugün herkes bütün efrad-ı millet tebcil ediyor. Edirne Müdafaasının harb-ı ahirde Osmanlı şan ve şerefini kurtaran, Osmanlı hamaset ve besaletini bir kez daha cihan-ı insaniyete gösteren, tarihe yazan bir vaka olduğunu yalnız biz söylemiyoruz. Düşmanlar da söylüyor, Alem-i insaniyette buna şahadet ediyor. Bu vakanın kahramanı olan Şükrü Paşa hazretlerini de yalnız Osmanlılar değil, dostları ve düşmanları da şayan-ı terkim ve ihtiram görüyor. ‘’

Sabah Gazetesi’nin 29 Mart 1913 tarihli nüshasında, Diran Kelekyan tarafından kaleme alınan ‘’Şükrü Paşa, Tarihimizde ve Hayat-ı Millimizde Mevkii’’ başlıklı makalede Edirne’nin düşmesiyle ilgili olarak şunlar anlatılmaktadır:

‘’ Şükrü Paşa kalenin masuniyetinden başka, belki kalenin masuniyeti fevkinden olmak üzere, Osmanlıların şeref-i askerisini ve an’ane-i besaletini müdafaa ediyordu. Kale düştü, çünkü imdaddan mahrum bir yer ebediyen mukavemet edemez. Fakat şeref-i askeri kurtuldu. Yalnız kurtulmakla kalmadı, arttı, tuğyan etti.’’

Edirne’nin düşmesinden sonra Şükrü Paşayla beraber Kale Kumandanı İsmail Hakkı Paşa, Süvari Kumandanı Aziz Bey, Şükrü Paşa’nın ekibinde bulunan Fuat Bey, Erkan-ı Harp Miralaylarından Ali Rıza Bey, Binbaşı Kazım Karabekir, Yüzbaşı Ali Remzi Yiğitgüden ve Şükrü Paşa’nın Yaveri Eyüp Bey esir alınmıştır. Şükrü Paşa ve kahraman askerleri, 28 Mart 1913’de Edirne’den yola çıkarılarak Filibe üzerinden Sofya’ya götürülmüştür. Yolculuk esnasında Şükrü Paşa ile mülakat yapan gazeteciler, genel olarak üzgün ve yorgun bir komutan portresi aktarmıştır. Sofya’da Splandid Oteline yerleştirilen Türk Komutanların esaret hayatı 6 ay sürmüştür.

İstanbul anlaşmasının imzalanmasından sonra Şükrü Paşa ve maiyetindeki askerlerin esaret hayatı sona ermiştir. Şükrü Paşa, İstanbul’a dönüşünde hiç hak etmediği bir muamele ile karşılaşmıştır. Edirne’nin düşüşü yüzünden halkın tepkisi olacağı gerekçesiyle, Şükrü Paşa tren istasyonundan alelacele ve gizlice Şişli’deki evine götürülmüştür. Ardından 6 Ocak 1914 yılında alınan bir kararla emekliye sevk edilmiştir. Şükrü Paşa, Edirne savunması günlerinde yakalandığı siyatik hastalığının tedavisi için gittiği Bursa kaplıcalarında zatürreye yakalanmıştır. İstanbul’a dönüşünde 5 Haziran 1916’da 59 yaşındayken vefat etmiştir.

Erzurumlu Şükrü Paşa, Edirne’de kahramanca çarpıştığı Küçüktepe’ye defnedilmesini vasiyet etmiştir. 50 gün direnmesi istenen Şükrü Paşa, 160 gün süreyle hiçbir takviye almadan kahramanca savaşmıştır. Edirne’de karargahını konuşlandırdığı Küçüktepe’de Şükrü Paşa’nın anıtmezarı ve bir heykeli bulunmaktadır.

KAYNAKÇA

1- Bülent Atalayın Konuşmasını Nakleden: Taha Akyol, Rumeli’ye Elveda-Yüzüncü Yılında Balkan Bozgunu, Doğan Kitap, İstanbul 2013, s.141.

2-Ali Fuat Örenç, ”Edirne Muhasarası ve Mehmet Şükrü Paşa’‘, 100.Yıldönümünde Balkan Savaşları ve Edirne Sempozyumu (15 Şubat 2013/Edirne), Edirne Valiliği Kültür Yayınları, Edirne 2013, s.129.

3- Ahmet Yiğit, ‘’Edirne Muhasarası (1912-913)’’, Edirne Müdafii Mehmet Şükrü Paşa (Hazırlayan: M. Sabri Koz), İstanbul 2008, s.165-175.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: