Taner Gül: “Kaleiçi’n de ki, Karanfiloğlu’n da ki, DEVAM…..

Taner Gül: “Kaleiçi’n de ki, Karanfiloğlu’n da ki, Eski İstanbul Caddesi’n de ki evlerin durumunu düşünelim. Turizme kazandırılırsa Edirne için muhteşem olur.”

Taner Gül, Edirne’nin Kemalköy doğumlu. 25 yıl önce garson olarak girdiği yemek sektöründe bir süre önce Edirne’de Ziraat Bankası sırasında Üç Şerifeli Cami karşısında açtığı “Selimiye Lokantası”n da devam ediyor. Günlük hayatın koşturmasında dışarıda yemek yemek sık yapılan alışkanlıklardan biri olmaya başladı. Annelerinin eli değmiş gibi ev yemeklerine hasret çekenler günün 25 saati açık lokantasının müdavimi olmuşlar. “Amacım mutlaka Yunanistan, Bulgaristan veya Romanya da da şube açıp Türk ev yemeklerini tanıtmak” diyor. Türk Milliyetçisi, yardımsever ve çalışkan kişilik yapısı ile tanınıyor.

       Taner Gül: Kendime ait iş yerim Trakya Üniversite’nin Ayşekadın yerleşkesinin karşısında seyyar tezgahım idi. Pilav tezgahımı açtığım ilk gün ev yemekleri yapan bir lokanta açmayı amaçlamıştım. Kısmetmiş, Allah nasip etti bir süre önce açabildim. Lokantamızda ailecek 24 saat çalışıyoruz, ev tencere yemeği yapıp misafirlerimize bol kepçe sunuyoruz. Yemeklerimizde kesinlikle katkı maddesi kullanmıyoruz. Evde yemek nasıl pişiyorsa, bizde de öyle pişiyoruz. Tarladan koparılan ürünler lokantamıza getiriliyor, orijinal haliyle vatandaşımıza sunuyoruz. Kış içinde bu sebzeleri katkı maddesi kullanmadan konserve olarak saklayıp kullanacağız, tüm girdileri mutfağımızda hazırlayacağız. Bu yüzden kısa zamanda yol aldık. Lokantamızın misafirleri memnun kalıyor ve her zaman bizi tercih ediyor. Düğün, mevlit gibi organizasyonlar için toplu yemeklere de hizmet veriyoruz.

       ►Edirne turizmini değerlendirir misiniz? Gördüğünüz eksiklikler ve çözüm önerileriniz nelerdir?

       Taner Gül: Ben işin uzmanı değilim, sade bir vatandaşım ama eksiklikler o kadar bariz ki sade vatandaşlar dahi fark edebiliyor. Edirne’de onarılmayı bekleyen koruma altındaki binalar, zamanın acı kuvvetine mağlup oluyor. Osmanlı İmparatorluğu’na 92 sene başşehirlik yapan, her gün binlerce turistin ziyaret ettiği Edirne’de, birçok tarihî eser bulunuyor. Osmanlı’dan izler taşıyan şehirde, sivil mimarlık örneği 535 yapı bulunurken, ibadethane, idarî binalar, askeriyeler, mezarlıklar, abideler ve kalıntılar olmak üzere toplam bin 355 adet tarihî eser mevcut… Tarihî eser zenginliği bakımından dünyada Floransa’dan sonra 2. sırada yer alan Edirne’mizin, başta Kaleiçi ve Karanfiloğlu semtleri, Eski İstanbul Caddesi olmak üzere birçok mahallesinde bulunan özel mülkiyete ait binalar, koruma altına alındıktan sonra, kendi haline terk edilirken, bazıları da henüz onarımına başlanmadan ağır ağır çöküyor. Gözlemlediklerimi parça parça anlatmaya çalışayım. Sinagog tekrardan yapılırken ve turizme kazandırılırken ciddi eleştiriler gelmişti. Ancak Sinagog sayesinde Edirne’nin turist sayısı yıllık en az 30.000 kişi daha fazla arttı. Edirne’de turizm dendiğinde tarih turizmi ve inanç turizmi akla gelir. Selimiye, Eski Camii, Üç Şerefeli Camii turist çeken yerler. İnsanlar Türkiye’nin çeşitli yerlerinden Edirne’ye gelerek ismini saydığımız camilerde namaz kılıyor, bu vesile ile Edirne’yi geziyorlar. Ancak bu Edirne’ye yetmez. İnanç turizmi açısından bakarsanız sadece camilerimiz ve Sinagoglar üzerinden bir Edirne turizmi yaratmak mümkün değildir. Kiliselerin bunlar kadar rağbet görmediğini de düşündüğümüzde inanç turizminden fazlasına ihtiyacımız var. Eskiden, Türk lirasının değerli olduğu dönemlerde, Türk insanı Bulgaristan ve Yunanistan’a daha rahat gider, oradan tüm ihtiyaçlarını karşılardı. Bugün durum çok farklı. Paramız, Bulgar Levası karşısında bile değer kaybetti. O yüzden bugün Edirne turizmini başta Bulgarlar, sonra Yunanlar ihya ediyor. Yabancı turist olmasa Edirne’deki ekonominin belini doğrultmak mümkün olmaz. Bulgarlar buraya geldikleri zaman, mazot alıyorlar, sigara alıyorlar, her türlü alışverişi yapıyorlar. Eskiden aynı şeyi biz yapıyorduk. Şunu söylemeye çalışıyorum turizm dendiğinde alışveriş ve inanç turizmi akla gelmemeli. Örneğin, Kaleiçi’ndeki evlerin durumunu düşünelim. Turizme kazandırılırsa Edirne için muhteşem olur. Yıkık, dökük, Edirne’ye yakışmayan evler var. Bu evlerin sahipleri bulunsun, devlet bu işe el atsın, valilik ve belediyenin koordineli bir çalışma ile bu evleri turizme kazandırması gerektiğini düşünüyorum. Devlet bu binaları satın da alabilir, 25 yıllığına kiralayıp, işletip, daha sonra sahibine de iade edebilir. Neticede tapu kimin üstüne ise, onda kalacaktır zaten. Bunu ancak devlet yapabilir. Halk ekonomik olarak bu işin altından kalkamaz. Özellikle Kaleiçi’ni çok önemsiyorum. Eskiden Kaleiçi, Edirne’nin en önemli yerleşim yeriydi. O bölgede oturmak bile kolay değildi. Ama bugün insanlar Bankalar durağından öteye geçmiyor. Neden geçsinler? Binalar yıkık, dökük, ahşap binaların yanında çok katlı betondan binalar. Kaleiçi semtimizde ki güvenlik sorunu desen had safhada. Rahatça gezmek mümkün değil. Edirne’nin gözbebeği Kaleiçi’ni hep birlikte bu hale getirdik. Tarihi eserlerin bir an önce yapılıp, ışıklandırılması lazım. O bölgenin trafiğe kapatılması lazım. Üç Şerifeli Çami’nin arka tarafında kalan Karanfiloğlu semtinde de  durum aynı. Bu işte para ile olur. Trakya Kalkınma Ajansı herkese para yardımında bulunuyor. Bu kuruma müracaat edilmek suretiyle yardım alınabilir. Edirne’de Kaleiçi’nden daha acil bir sorun var mı? Trakya Kalkınma Ajansı ve çeşitli bakanlıklardan, devletin kurumlarından para yardımı almadan bu sorunu çözmek mümkün değil. Şehrimizin görsel açıdan kötü durumda olduğu ortada. Estetik bir kaygı gidilmiyor şehir yapılanmasında. Sadece bina yapılıyor, sosyal aktivite yapacağınız alanlar oluşturulmuyor. Bu da Edirne’nin gelişmesini engeller.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: