Göksal Alşan: “Trakya deyince akla ayçiçeği gelir. Biz buna kanolanın da eklenmesini arzu ediyoruz.”

Göksal Alşan: “Trakya deyince akla ayçiçeği gelir. Biz buna kanolanın da eklenmesini arzu ediyoruz.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Göksal Alşan: Trabzon, Akçaabatlıyım… Beş yıldır Edirne’de yaşıyorum. Yaklaşık 20 yıl evvel Hayrabolu’da bir yağ fabrikası satın aldık ve orada üretim yaptık. Orası bize yetmemeye başlayınca, Edirne’de geldik ve fabrikamızı aldık. Burayı aldığımızda her taraf ot içindeydi ve atıl durumdaydı. Burayı alarak, Edirne insanına istihdam sağladık. Burada milyon dolarlık yatırımımız var. Fabrikadaki en küçük ihtiyacı bile Edirne’den tedarik ediyoruz ki Edirne’deki esnafa da faydamız olsun istiyoruz. Buraya fazlasıyla yatırım yaptık. Fabrikamız 60 dönüm yer üzerine kurulu. Ayçiçek ve kanola kapıdan çekirdek olarak girer, ham yağ olur, paketlenir ve çıkar.

Ben de Soyyiğit gıdanın Edirne Yağ Fabrikasında; ticari işler, satın alma ve lojistik müdürüyüm. Yaklaşık 29 yıldır bu işin içindeyim. Yedi yıldır da Edirne’deyiz. Tam entegre tesisimiz var ve 180 personelimiz ile ham yağı kırıp, rafine edip, satışını yapıyoruz. Türkiye geneline satışımız bulunuyor. Dünyanın 148 ülkesine de satış yapıyoruz. Kent, Boringer, Yiğit, Aysan gibi yağların markası da bize aittir. Ayrıca kahve ve pastacılık konularında da markalarımız ve tesislerimiz mevcut. Merkez fabrikamız İstanbul’da ve orada da 260 kişi çalışıyor. Türkiye’deki sanayi kuruluşlarında ilk 500 içindeyiz. 461. Sırada bulunuyoruz. İhracatta da 178. Şirketiz. İç piyasada da birçok noktada bayiliğimiz var. 50’ye yakın satış ekibimiz var, sahada gezen motorize ekiplerimiz var.

  • Trakya ve ayçiçeği ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Göksal Alşan: Trakya deyince akla ayçiçeği gelir. Biz buna kanolanın da eklenmesini arzu ediyoruz. Burada sezonlar genelde hareketli oluyor. Amacımız en iyi ürünü en iyi fiyata verip almak. Çiftçimizi, tüccarımızı üzmeden, iyi fiyatlarla peşin paraya mahsullerini almaya çalışıyoruz. Amacımız aynı zamanda çiftçimizi de sevindirmek, mağdur etmemek. Maalesef, iç piyasa çekirdeği bize yetmediği için dışarıdan almak zorunda kalıyoruz. İstiyoruz ki herkes pastadan pay alsın ama buradaki ay çekirdeği yetmediği için Rusya, Ukrayna ve Bulgaristan’dan çekirdek ya da ham yağ tedarik ediyoruz. Günde 500 ton çekirdek kırıyoruz ve bölgenin çekirdeği bize yetmiyor, illa ki dışarıdan tedarik etmeye ihtiyaç oluyor. Son 2 yıldır ithal ettiğimiz çekirdeklerde sıkıntı yaşıyoruz. Dışarıdaki ülkeler de kendisine lazım olanı bize vermek istemiyor. Talep çok, üretmek zorundasın ama ürün yok. Dışarıdan da almak mümkün değil. Mesela Rusya bize geçen sene ürün vermedi. Biz de bunu alamayınca ham yağ tedarik etmeye başladık.

Trakya ayçiçeği konusunda çiftçilerin daha çok desteklenmesi gereken bir yer. İç piyasayı ve dış piyasayı takip ettiğimizde çiftçilerimizin dertlerini görüyoruz. Çiftçimiz hak ettiğini alamadığını ifade ediyor. Fiyatlar dengeli değil ve maliyetler çok yüksek. Mazot yüksek, tohum yüksek, ilaç yüksek… Çiftçinin cebinden çıkan para fazla, giren para ise çok az.

Ben bu noktada çiftçilerimizin kanola ekimine yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizden başka çok fazla kanola işleyen fabrika da yok. Çiftçilerimiz daha kolay, daha pratik, daha çok kar marjı olan kanola ticaretine yönelmeli diye düşünüyorum. Çiftçilerimizi bu konuda doğru yönlendirmeliyiz. Hazırlıklarımızı tamamladık ve kanola sezonunu bekliyoruz. Umarım bu sene kanola sezonu çok güzel geçecek.

  • Edirne’nin durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Göksal Alşan: 5 yıl evvel Edirne’de yaşamaya başladığımda ilk etapta çok bocaladığımı ifade etmek isterim. Burası İstanbul’a göre; sakin, rahat, yavaş ve kargaşa olmayınca biraz bocaladım. Ama burası her açıdan çok güzel bir şehir… Eksiklerimiz ve eleştirilecek sıkıntılarımız da bir o kadar fazla…

Edirne’nin altında bir hazine, bir tarih var. Bunu çekip çıkarmak zorundayız. Burayı turizm cenneti yapmak zorundayız. Her yerde tarih var ve bunu insanlara daha fazla anlatmalıyız. Burada bir Tunca nehrimiz var. Böyle bir doğa güzelliği başka yerde olsa inanılmaz faydalanırlar. Ama biz bu nehirleri maalesef  ‘satmaktan’ aciz durumdayız. Meriç ve Tunca nehirleri etrafını turizme derhal açmak gerekiyor. Buraya gelen insanlar ciğer yiyip, Selimiye’yi ziyaret edip, sonra da şehrimizden ayrılıyor.

Tanıtımı daha iyi yaparsak, insanların burada konaklamalı turizm yapmasını da sağlarız ve çok daha fazla kazanırız. Şehrin her kademesi kazanır, hepimiz kazanırız. Esnafımız da biraz canlanmalı. Açıkçası esnafımız önceliği turistlere veriyor, turistler olmadığında da iş yok diyor. Zamanında şehrin yerlilerine iyi davransaydınız, insanlar sizden alışveriş yapardı. Fakat esnafımız da birçok konuda çok eksik.

Soyyiğit gıda olarak buraya milyon dolarlık yatırım yaptık. Edirne’nin insanı buradan ekmek yiyor. Resmi olarak birçok evrak işimiz var, sıkıntılarımız var. Resmi kurumlar ise bize devamlı surette problem çıkartıyor. Çiftçiden, tüccardan, esnaftan alışveriş yapıp, Edirne’ye değer katıyoruz ama resmi işlerimiz çok yavaş yürüyor. Sanki işlerimiz olmasın diye uğraşılıyor. Burada başka fabrikalar da var ama yetersiz. Burada ne kadar çok fabrika olursa, o kadar çok kaliteli ürün ortaya çıkar. Hepimiz Edirne’yi kalkındırmak için buradayız. Resmi olarak yol almamız gerektiğinde bir ‘dirsek’ ile karşılaşıyoruz. Bizim amacımız Edirne’yi kalkındırmak. Edirneli olduk ve bu yüzden şunu rica ediyoruz: Bize köstek olmayın, destek olun… Buraya değer katan insanların kıymetini bilmek lazım.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: