öne çıkarılmış görsel

26 Eylül Dil Bayramı’nda Edirne’de Türkçenin köklü geçmişi ve kültür taşıyıcısı gücü konuşuldu. Prof. Dr. Ahmet Günşen’in sunumuyla gerçekleşen buluşmada, TDED Edirne Şube Başkanı Prof. Dr. Rıdvan Canım’ın öncülüğünde yeni bir kültür etkinlikleri dizisinin ilk adımı atıldı.

EDİRNE’DE “SES BAYRAĞIMIZ” TÜRKÇE YÜKSELDİ

  • Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Edirne Şubesi, ilk etkinliğini Türkçenin geçmişten geleceğe uzanan büyük yürüyüşüne yaraşır bir günde, 26 Eylül Dil Bayramı’nda gerçekleştirdi. Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu Üyesi ve Trakya Üniversitesi Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Günşen, “Bir Kültür ve Medeniyet Dili Olarak Türkçe” başlıklı sunumunda Orhun Yazıtlarından Anadolu ve Balkanlara, Kâşgarlı Mahmud’dan Atatürk’e uzanan Türkçenin köklü geçmişini ve kültür taşıyıcısı niteliğini anlattı. TDED Edirne Şube Başkanı Prof. Dr. Rıdvan Canım ise derneğin ilk etkinliğinin Dil Bayramı’nda yapılmasının kendileri için ayrı bir mutluluk olduğunu belirterek, Peykler Medresesi Mimar Sinan Genç Ofis’te her cumartesi kültür buluşmalarının süreceğini söyledi. Programa Turan Devlet Teşkilatı Başkanı Cengiz Gültekin de katıldı.

EDİRNE’DE TÜRKÇE İÇİN ANLAMLI BAŞLANGIÇ

Edirne, 26 Eylül Dil Bayramı’nda yalnızca bir konferansa değil, kentin kültür yaşamına süreklilik kazandırması amaçlanan yeni bir buluşma dizisinin ilk adımına ev sahipliği yaptı. Etkinlikte akademisyenler ile edebiyat, kültür, sanat ve tarihe ilgi duyan katılımcılar bir araya geldi. Farklı alanlardan isimlerin buluştuğu program, Türkçenin ve kültürel birikimin ortak paydada konuşulduğu anlamlı bir başlangıç oldu.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Edirne Şubesi, kuruluşunun ardından ilk etkinliğini tarihî Peykler Medresesi’nde hizmet veren Mimar Sinan Genç Ofis’te gerçekleştirdi.

İlk buluşmanın 26 Eylül’e rastlaması ise programa ayrı bir anlam kattı. Çünkü 26 Eylül, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde 1932 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü.

Aradan geçen 94 yılın ardından Türkçenin geçmişi, bugünü ve yarını bu kez eski Osmanlı payitahtı Edirne’de ele alındı.

İLK SÖZ TÜRKÇENİN OLDU

TDED Edirne Şubesinin ilk etkinliğinin konuğu, yaşamını Türk dili üzerine bilimsel çalışmalara adamış Prof. Dr. Ahmet Günşen oldu.

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalı Başkanı ve Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu Üyesi olan Günşen, “Bir Kültür ve Medeniyet Dili Olarak Türkçe” başlıklı sunumuyla Türkçenin bin yılı aşan yazılı belleğini, tarihsel gelişimini ve kültür kurucu gücünü ayrıntılarıyla ortaya koydu.

Günşen; dilin insan ve toplum yaşamındaki yerinden dil-kültür ilişkisine, Türk yazı dilinin ilk ürünlerinden Anadolu ve Balkanlardaki Türkçeye, Osmanlı döneminden Cumhuriyet’in dil atılımlarına, Atatürk’ün dil anlayışından Türk Dil Kurumunun çalışmalarına kadar geniş bir çerçeve çizdi.

DİL YALNIZCA KONUŞMA ARACI DEĞİL, MİLLETİN BELLEĞİ

Prof. Dr. Günşen’in anlatımının ana damarını, dil ile millet arasındaki kopmaz bağ oluşturdu.

Dil, yalnızca insanların birbirleriyle anlaşmasını sağlayan bir araç değil; düşüncenin, duygunun, sanatın, bilimin, geleneğin ve kültürün kuşaktan kuşağa taşındığı canlı bir yapı.

Bir toplumun yaşayışı, dünya görüşü, gelenekleri, inançları, yaşam anlayışı ve uygarlığa yaptığı katkılar diline yansıyor. Bu nedenle dil, aynı zamanda milletin kültürel kimliğinin aynası, yapıcısı ve taşıyıcısı niteliğini taşıyor.

Günşen’in sunumunda öne çıkan düşüncelerden biri de ortak dilin, insan topluluklarını millet bilincinde buluşturan en güçlü bağlardan biri olduğu gerçeğiydi.

Türkçe, bu yönüyle yalnız bugünün konuşma dili değil; Türk milletinin geçmişten geleceğe taşıdığı ortak belleği ve “ses bayrağı”dır.

ORHUN’DAN BUGÜNE TÜRKÇENİN BÜYÜK YÜRÜYÜŞÜ

Prof. Dr. Günşen, Türkçenin tarihsel derinliğini anlatırken Türk yazı dilinin ilk büyük belgeleri arasında yer alan Orhun Yazıtlarına özel bir bölüm ayırdı.

Tonyukuk, Köl Tigin ve Bilge Kağan adına dikilen bengü taşlardaki Türkçenin, daha 8. yüzyılda gelişmiş anlatım gücüne, zengin bir söz varlığına, deyimlere, atasözlerine ve etkili bir söyleyiş yapısına ulaşmış olması dikkat çekici bir tarihsel gerçek olarak ortaya konuldu.

Bu metinler yalnızca taşlara kazınmış eski sözlerden ibaret değil. Orada devlet düşüncesi, töre, bağımsızlık, birlik, millet bilinci ve gelecek kuşaklara bırakılmış öğütler bulunuyor.

Orhun Yazıtları bu yönüyle Türkçenin yüzyıllar öncesinde dahi devlet, toplum ve düşünce dili olabilecek olgunluğa eriştiğini gösteren eşsiz bir kültür belgesi niteliği taşıyor.

KÂŞGARLI MAHMUD’DAN ANADOLU’YA

Türkçenin tarihsel yürüyüşü Orhun’la sınırlı kalmadı.

Kâşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda ortaya koyduğu Dîvânu Lugâti’t-Türk, Türk dilinin söz varlığını, lehçelerini ve Türk dünyasının kültürel dokusunu günümüze taşıyan temel kaynaklardan biri oldu.

Türkçe daha sonra Anadolu’da Yunus Emre, Âşık Paşa, Gülşehrî, Hoca Dehhânî ve dönemin başka şair ve yazarlarının eserleriyle güçlü bir yazın ve şiir dili hâline geldi.

15 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in devlet işlerinde Türkçenin kullanılmasına yönelik tarihî buyruğu da Türkçenin yönetim dili olarak güç kazanmasının simgelerinden biri olarak tarihteki yerini aldı.

Türkçe artık yalnız halkın konuştuğu bir dil değil; şiirin, yazının, devletin ve büyük bir uygarlığın diliydi.

ANADOLU’DAN BALKANLARA UZANAN DİL

Prof. Dr. Günşen’in sunumunda dikkat çeken başlıklardan biri de Türkçenin yayıldığı geniş coğrafyaydı.

Türk dili, tarih boyunca Orta Asya’dan Anadolu’ya, Kafkaslardan Balkanlara kadar uzanan çok geniş bir alanda varlığını sürdürdü.

Bugün Türkiye Türkçesi başta olmak üzere Azerbaycan, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen ve diğer Türk yazı dilleri, ortak tarih ve kültür birikiminin farklı coğrafyalardaki canlı kolları olarak yaşamayı sürdürüyor.

Günşen, sunumunda Türk dilinin yaklaşık 11 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada konuşulduğunu ve yüz milyonlarca insanın dili olduğunu belirterek Türkçenin dünyanın birçok ülkesinde öğretildiğine de dikkat çekti.

Bu genişlik yalnızca coğrafi bir yayılışı değil, ortak tarih boyunca oluşmuş büyük bir kültür çevresini de anlatıyor.

ATATÜRK’ÜN DİL ÜLKÜSÜ

Konferansın en güçlü bölümlerinden birini Cumhuriyet dönemi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türkçe oluşturdu.

Atatürk, millî kimliğin temel direklerinden birinin dil olduğunun bilinciyle Türk dili çalışmalarını devletin geleceğini ilgilendiren başlıca konulardan biri olarak ele aldı.

11 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulmasının ardından aynı yıl 26 Eylül’de Dolmabahçe Sarayı’nda Birinci Türk Dili Kurultayı toplandı. Bugün Dil Bayramı olarak kutlanan günün kökü de bu tarihî buluşmaya dayanıyor.

Prof. Dr. Günşen’in sunumunda yer verdiği Atatürk’ün şu sözü, konferansın ana düşüncesini de özetliyordu:

“Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

Bu yaklaşım Türkçeye yalnızca dil bilgisi açısından bakılamayacağını da ortaya koyuyor. Çünkü dili korumak yalnızca sözcükleri korumak değil; milletin belleğini, düşünme biçimini, kültürünü ve kuşaklar arasındaki bağı yaşatmak anlamına geliyor.

TÜRKÇE BİLİMİN DE UYGARLIĞIN DA DİLİ

Prof. Dr. Ahmet Günşen, Türkçenin yalnız geçmişten kalan tarihî bir miras olarak görülmemesi gerektiğini de vurguladı.

Cumhuriyet döneminde eğitimden hukuka, bilimden sanata, basın-yayından kamu yönetimine kadar yaşamın birçok alanında güçlenen Türkçe, çağın gerektirdiği kavramları kendi yapısı ve üretme gücüyle karşılayabilecek canlı bir bilim ve kültür dili niteliğini kazandı.

Türk Dil Kurumu da sözlük, yazım, ağız araştırmaları, çağdaş Türk yazı dilleri, dil bilgisi, terim bilimi, Türkçenin eğitimi ve öğretimi gibi birçok alanda çalışmalarını sürdürüyor.

Günşen’in verdiği örnekler, Türkçenin yalnız geçmişi anlatan değil, geleceği de kurabilecek güçte ve üretkenlikte bir dil olduğunu bir kez daha gösterdi.

PROF. DR. RIDVAN CANIM: EDİRNE’DE YENİ BİR KÜLTÜR ODAĞI

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Edirne Şube Başkanı Prof. Dr. Rıdvan Canım açısından da 26 Eylül buluşmasının özel bir anlamı vardı.

Program, TDED Edirne Şubesinin kuruluşunun ardından gerçekleştirdiği ilk etkinlik olma özelliğini taşıyordu.

İlk etkinliğin Türkçeye ayrılması ve Dil Bayramı’nda gerçekleştirilmesi, derneğin Edirne’de başlatmak istediği kültür çalışmalarına güçlü bir başlangıç kazandırdı.

Akademik yaşamını Türk edebiyatı, kültür tarihi ve klasik edebiyat çalışmalarına adayan Prof. Dr. Rıdvan Canım’ın bugüne kadar yayımlanmış 34 kitabı bulunuyor. Yıllar boyunca bilimsel çalışmaların, kitapların, kültür ve yazın çevrelerinin içinde yer alan Canım, birikimini şimdi doğduğu kent Edirne’de yeni bir kültür hareketine dönüştürmeye hazırlanıyor.

Canım’ın verdiği bilgiye göre Peykler Medresesi Mimar Sinan Genç Ofis bundan böyle yalnızca tek günlük etkinliklerle anılan bir yer olmayacak.

Her cumartesi aynı yerde kültür, edebiyat, tarih ve düşünce buluşmaları gerçekleştirilecek.

Böylece Edirne’nin gençleriyle bilim insanları, yazarlar, şairler ve kültür insanları arasında sürekli bir bağ kurulması amaçlanıyor.

EDİRNE SADECE CİĞERİYLE DEĞİL, KÜLTÜRÜYLE ANILMALI

Prof. Dr. Rıdvan Canım’ın üzerinde durduğu önemli başlıklardan biri de Edirne’nin nasıl tanıtılması gerektiğiydi.

Edirne elbette ciğeriyle, köftesiyle, sarmasıyla ve kendine özgü mutfağıyla önemli bir kent. Ancak Edirne’yi yalnızca sofraya indirgemek, yüzlerce yıllık tarihini ve kültür birikimini eksik anlatmak anlamına geliyor.

Edirne eski bir payitaht, bir tarih ve kültür kentidir.

Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu; İstanbul’un fethinin hazırlıklarının yapıldığı ve fetih ordusunun yola çıktığı kenttir.

Mimar Sinan’ın Selimiye ile mimarlık tarihine silinmez bir imza bıraktığı kenttir.

Camileri, medreseleri, köprüleri, külliyeleri, şairleri, yazarları ve yüzyıllar boyunca oluşan çok katmanlı birikimiyle Edirne, büyük bir uygarlık merkezidir.

Bu nedenle kentin tanıtımında Fatih Sultan Mehmet’in, Mimar Sinan’ın, Selimiye’nin, tarihî medreselerin ve Edirne’nin düşünce ve yazın birikiminin daha görünür hâle getirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.

FATİH’İN KENTİNDE, SİNAN’IN ADINI TAŞIYAN MEKÂNDA

Etkinliğin gerçekleştirildiği mekân da verilen iletiyle örtüşüyordu: Peykler Medresesi Mimar Sinan Genç Ofis.

Bir yanda Edirne’nin yüzyıllara dayanan medrese geleneği, diğer yanda Türk mimarlık tarihinin büyük adı Mimar Sinan…

Üstelik bu buluşma, Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ve İstanbul’un fethinin hazırlıklarının yapıldığı Edirne’de gerçekleştiriliyordu.

Selimiye ise bugün yalnız Edirne’nin değil, dünya kültür mirasının başlıca yapıtlarından biri olarak kentin üzerinde yükseliyor.

Bütün bunlar Edirne’nin gerçek gücünün yalnızca turistik tüketim değerlerinde değil, taşıdığı tarih ve kültür derinliğinde olduğunu bir kez daha gösteriyor.

TURAN DEVLET TEŞKİLATI BAŞKANI CENGİZ GÜLTEKİN DE KATILDI

Programa Turan Devlet Teşkilatı Başkanı Cengiz Gültekin de katılarak Prof. Dr. Rıdvan Canım ve Prof. Dr. Ahmet Günşen’in Edirne’de başlattığı kültür çalışmalarına destek verdi.

Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan Gültekin, Türkçenin Türk dünyası açısından taşıdığı öneme dikkat çekti:

“Türkçe bizim için yalnızca bir bildirişim aracı değildir. Milletimizin belleği, kimliğimizin taşıyıcısı ve Türk dünyasının en güçlü gönül köprülerinden biridir. Orhun bengü taşlarından bugüne ulaşan her Türkçe söz, binlerce yıllık kültür yürüyüşümüzden bize kalan bir emanettir.”

Genç kuşakların Türkçeyle bağının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Gültekin, dil bilincinin yalnız okullara ya da bilim çevrelerine bırakılacak bir konu olmadığını söyledi:

“Bir millet dilini yalnız konuşarak değil, ona özen göstererek yaşatır. Türkçeyi doğru kullanmak, yabancı sözcükler karşısında kendi dilimizin üretme gücüne inanmak, çocuklarımıza Türkçenin büyüklüğünü öğretmek hepimizin ortak görevidir. Türk dünyasını birbirine yaklaştıracak en güçlü bağlardan biri ortak kültürümüz, ortak tarihimiz ve birbirimizi anlayabildiğimiz Türkçedir.”

Gültekin, Edirne’de başlayan çalışmanın kent açısından da önemli olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Edirne’yi yalnızca ciğeriyle, köftesiyle ya da birkaç turistik değeriyle anlatamayız. Burası Fatih’in doğduğu, fethin hazırlandığı, Mimar Sinan’ın Selimiye ile mühür vurduğu bir kültür başkentidir. Prof. Dr. Rıdvan Canım’ın öncülüğünde başlayan bu düzenli kültür buluşmalarını ve ilk etkinliğin Prof. Dr. Ahmet Günşen gibi Türkçeye yıllarını vermiş bir bilim insanıyla yapılmasını çok değerli buluyorum.”

İKİ BİLİM İNSANI, AYNI KÜLTÜR ÜLKÜSÜ

26 Eylül buluşması aynı zamanda Edirne’nin yetiştirdiği iki bilim insanını ortak bir kültür ülküsünde buluşturdu.

Bir tarafta Türk edebiyatı, kültür tarihi ve klasik edebiyat çalışmalarına yıllarını vermiş Prof. Dr. Rıdvan Canım…

Diğer tarafta Türk dili üzerinde çalışan ve Türk Dil Kurumu Bilim Kurulunda görev yapan Prof. Dr. Ahmet Günşen…

Canım, Edirne’de kültür buluşmalarının sürekliliğini sağlayacak yeni bir alan açarken, Günşen ilk etkinlikte Türkçenin yüzyılların ötesinden gelen sesini genç kuşaklara taşıdı.

Tarihî bir medresede gençlerin, bilim insanlarının ve Edirnelilerin bir araya gelerek dil, tarih, yazın ve kültür üzerine konuşması, kentin kültür yaşamı açısından da anlamlı bir görüntü oluşturdu.

TÜRKÇE GEÇMİŞTEN KALAN DEĞİL, GELECEĞE BIRAKILACAK EMANET

Prof. Dr. Ahmet Günşen’in sunumundan çıkan temel düşünce açık:

Türkçe yalnız geçmişimizin dili değil, geleceğimizin de dilidir.

Orhun’da taşa kazınan söz, Kâşgarlı Mahmud’un yapıtında kayıt altına alınan sözcük, Yunus Emre’nin gönülden söylediği dize, Anadolu’da gelişen ve Balkanlara taşınan Türkçe ile Atatürk’ün Cumhuriyet döneminde güçlendirdiği dil bilinci aynı tarihsel yürüyüşün parçalarıdır.

Türkçeyi korumak, geçmişe kapanmak değildir. Tam tersine, geçmişten alınan güçle geleceği kurmaktır.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Edirne Şubesinin ilk etkinliğinin 26 Eylül Dil Bayramı’nda böyle güçlü bir içerikle başlaması, Edirne’nin kültür yaşamı açısından önemli bir adım oldu.

Bundan böyle her cumartesi Peykler Medresesi Mimar Sinan Genç Ofis’te yeni bir konu, yeni bir bilim insanı ve yeni bir kültür buluşması Edirnelilerle bir araya gelecek.

Edirne’nin yüzyıllardır taşıdığı kültür birikimi yeniden konuşulacak, genç kuşaklara aktarılacak.

Ve bu kültür yolculuğunun ilk sözü, olması gereken yerden başladı:

TÜRKÇE.

About Author

What do you feel about this?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir