Edirne sevdalısı Beyazıt Sansı Hocam’dan güzel bir anı

Edirne sevdalısı Beyazıt Sansı Hocam’dan güzel bir anı

(Edirne sevdalısı Beyazıt Sansı Hocam’a geçmiş olsun) bir kaç ay önce yaptığımız röportaj bizlere anı alarak kaldı. Allah rahmet eylesin. Toprağı bol, mekanı cennet olsun.

Beyazıt Sansı: ‘’Edirne’nin bir ileri gelenleri var, bir de önde gidenleri. Önde gidenler olarak çok çalışıyor, ileri gelenleri ise hiçbir şey yapmıyor.’’

  • Beyazıt Sansı: Edirne’nin Karaağaç mahallesi doğumlu. Emekli İlkokul öğretmeni. İlkokul öğretmenliği sırasında İstanbul Devlet Konservatuarını da bitirdi ve mesleğinin son 16 yılında müzik öğretmenliği yaptı. 1993 yılında emekli olduktan sonra çeşitli gazetelerde yazarlık yapmaya başladı ve hala köşe yazarlığına devam ediyor. Bu süreçte musiki çalışmalarına devam ediyor. Kırkpınar için bir marş yazdı. Kırkpınar UNESCO listelerinde yazdığı marş ile anılıyor. Aynı zamanda Bahri Bey ile birlikte Edirne’nin her platformda tanıtımı için çalışmalar devam ediyor. 2007 yılında da Edirne tava ciğeri için de bir şarkı yaptı. Sağlık sorunları için tedavisi devam eden Edirne’nin önde giden değerlerinden, Beyazıt Hocam’a geçmiş olsun.

► Hocam, Edirne’nin tanıtımı konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Beyazıt Sansı: ‘’Edirne’nin bir ileri gelenleri var, bir de önde gidenleri. Sizler önde gidenleri olarak çok çalışıyorsunuz, ileri gelenleri ise hiçbir şey yapmıyor.’’ Bu söz bizim için çok anlamlı. Ne mutlu ki insanlar bizi böyle tanıyorlar.

Edirne’nin önde gideni önde gideni olarak soralım o halde: Edirne’de gördüğünüz sorunlar nelerdir? Çözüm önerileriniz ile birlikte değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Beyazıt Sansı: Bundan dört beş sene önce bu soruyu sorsanız direkt olarak en büyük sorun tanıtım sorunu derdim. Ama son dönemlerde gerek bizim gibi gönüllü şekilde Edirne’yi tanıtanlar, gerekse Kültür Turizm Müdürlüğü ve Belediye’nin yaptığı çalışmalar ile tanıtım noktasında epey mesafe kat ettik. Şu an maalesef en büyük sorun, Edirne’ye gelen turistin otopark ve tuvalet gibi temel ihtiyaçları. Gecemizi gündüzümüze katarak Edirne’nin tanıtımını yapıyoruz, buraya turist çekilmesine vesile olmaya çalışıyoruz. İnsanlar Edirne’ye geldiklerinde temel sorunlar ile karşılaşıyor. Araçlarını park edecek yer bulamıyor, 24 saat açık tuvalet bulamıyorlar ve kimi zamanda otellerde istedikleri imkânlarda yer bulamıyorlar. Rehber sorunu da çok mühim. Bana göre Selimiye’nin avlusunda en az on kişilik bir rehber ordusu konuşlandırmak gerekiyor. Bunu Turizm Otelcilik ile birlikte Belediye, Kültür Turizm Müdürlüğü ya da Valilik yapabilir diye düşünüyorum. İnsanlara adres gösterecek, yönlendirecek merkezi bir yerde turizm danışmasına ihtiyacımız var. Bunları halledersek çok daha fazla turist çekeriz. Tüm bu aksaklıklara rağmen özellikle Bulgar ve Yunan vatandaşı komşularımızın deyim yerindeyse ‘ayağı alıştı’ Edirne esnafının yaptığı çalışmalar ve tabi misafirlerimize iyi davranması bir vesile yarattı. Bulgar ve Yunan vatandaşı komşularımız sık sık Edirne’yi ziyaret ediyorlar. Onların Edirne’ye döviz bırakması, dükkânları doldurması, döviz dalgalanmasından etkilenmemize neden oldu. Bu durum tabi ki bizleri mutlu ediyor. Türkiye’de dövizin ani yükselişinden doğan sıkıntılar Edirne’de hissedilmedi, ekonomik sıkıntı Havsa’dan başlıyor diyebilirim. En azından esnaf için böyle… Ancak buna rağmen işletmelerimizin ciddi eksikleri mevcut. İşletmelerin en büyük eksiği fiyat listesi sıkıntısı. Bir yere yemek yemeye girdiğinizde fiyat listesi bulamıyorsunuz. Bu büyük bir eksiklik. Bence Edirne esnafı Bulgarca ve Yunanca öğrenmekle mükellef. Hatta ileri gideyim, otopark görevlileri de, belediye çalışanları da komşularımızın dilini, en azından günlük konuşmayı çözecek kadar öğrenmeli. Bunu yapmak hiç zor değil. Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde ücretsiz olarak Bulgarca ve Yunanca kursu açılabilir. Bu düşünceyi Edirne’de yaygınlaştırmak zorundayız.

Edirne’yi turizm mantalitesi ile düşünürsek öncelikle çözümlenmesi gereken sorunlar nelerdir?

Beyazıt Sansı: Edirne’yi sevenler önce kendilerini seviyorlar, önce ben diyorlar. Oysa önce Edirne demeliyiz. Lafla peynir gemisi yürümez. Biz hiçbir şey kazanmadan, kendimizden vererek Edirne’yi seviyoruz. Edirne’nin en tercih edilen, planlı programlı semti eskiden Kaleiçi bölgesi idi. 1970’li yıllardan itibaren Binevler ve Kutlutaş bölgesindeki yeni şehir yapılanması, Edirne’nin varlıklı ailelerini o bölgelere çekti. Tabiki yaşlı binaların onarılması için yapılan girişimlerin anıtlar kurulundan dönmesi de bunda etken. İnsanlar kırılan bacasını yaptıramadığı için, Kaleiçini terk ettiler. Böylelikle tarihi konaklar yıkılmaya terk edildi, harabe oldu. Bana göre Edirne’nin en ciddi sorunu budur. Karaağaç’ta, Kıyık’ta da birçok tarihi bina mevcut. Bunların da yenilenmesi konusunda bir arpa boyu bile yol gidilemedi. Merhum valimiz Fahri Yücel güzel bir gelenek başlatıp, devletin imkânları ile ahşap konakları yenileme yoluna gitmişti. Gelen valiler de onun kadar olmasa da birtakım şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ancak maalesef yapılan çalışmalar yeterli değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: