Mehmet Kesmez: “Edirne’de 365 gün yaşayanların Allah yardımcısı olsun”

Mehmet Kesmez: “Edirne’de 365 gün yaşayanların Allah yardımcısı olsun”

  • Sizi tanıyabilirmiyiz?

Mehmet Kesmez: İsmim Mehmet Kesmez. Babam ailem aşiretimin iyi yürekli insanları Irak’ın Musul ile Kerkük arsında yaşayan bir kavim.1920 ve 1925 yılları arasında ırak bölgesinden hicret edip Urfa ve Mardin bölgesine yerleşmişler. O günün şartlarıyla hayvancılık yaygındı ve hayvancılık yapmaya başlamışlar. Daha sonra oradaki bir aşiretle problem yaşayıp Suriye’nin Haseki bölgesine göç etmek zorunda kalıyorlar. Aynı şekil babası orada bir Ermeni asıllı bir kişi ile problem yaşıyor ve dedem o kişi öldürüyor ve tekrar Türkiye ye geri geliyorlar. Mardin ilçesinin Derik Kızıltepe ve Şanlıurfa’nın Ren şehir ve Ceylanpınar bu dört ilçenin tam orta noktası olan bu günkü Tilan arazilerinin tam ortasına dere kenarına o yerleşmişler. O zamanın şartlarıyla nerede bir akarsu var ise oralara yerleşilirdi ve orada da yerleşik düzene geçmişler. Orada da 30 yıla yakın kalmışlar. Daha sonra Ceylan pınar adında bir ilçe kuruluyor 1960 lı yıllarda ve oraya göç ediyorlar. Bakara Aşiretinin Garajna kolu bendindeniz.

  • Kerkük’ten Göç Ettiniz. Kürt müsünüz?

Mehmet Kesmez: Hayır. Anne tarafım Arap, Baba tarafım ise Türkmen’dir. Bu anlamda da Kürtleri ötekileştirme gibi bir durum oluşmasın. Şu anda ana dilim Arapça’dır. Ailecek Arapça konuşuyoruz. Osmanlı’nın o günün şartları ile fetih ettiği vilayetleri koruyabilmek için götürdüğü ailelerden ve kavimlerindeniz.

  • Edirne ye geleli ne kadar zaman oldu?

Mehmet Kesmez: 40 gün oldu. Daha önceden de gelmişliğim var.

  • Bir yabancı gözü ile Edirne’yi nasıl değerlendirebiliriz?

Mehmet Kesmez: Güzel bir soru. Şehit ve Şühedanın yoğun olduğu bu kenti kendi kültürümle kıyasladığım zaman çok üzülüyorum. Yani, öz kültürümüze ideolojimize ve ecdadımızdan gelen misyona ve kültüre baktığımız zaman burada yerleşik hayata geçen halk gerçekten vizyonundan ve misyonundan çok çok uzakta. Açıklık getirecek olursak. Ben camilerde fırsat buldukça namaz kılan biriyim. Selimiye Cami gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin gözünde çok kutsal değerler taşıyan bir mimari yapı bir şaheserde toplasan 15 kişi namaz kılıyor. Edirne halkı tabi ki sevecendir uysaldır ancak özüne dönerse daha iyi olur.

  • Trakya kültürüyle Anadolu kültürünü karşılaştırırsanız iyisi ile kötüsü ile ne farkları var?

Mehmet Kesmez: Önce iyiden başlayalım. Trakya insanı uysaldır, olaylara karışmayı sevmez. Üretken bir kişiliğe sahiptir. Gördüğüm kadarıyla burada toplum ikiye ayrılıyor. Bir taraf balkanlardan göç etmiş olan vatandaşlarımız diğer taraf ise Romen vatandaşlarımız. Daha önce de gerek askerde gerekse il dışı çalışma ve ziyaretlerimizde bir çok Romen arkadaşım oldu.

  • Konya’da içki tüketimi Edirne’den çok! Bunu açıklayabilir misiniz?

Mehmet Kesmez: Yıllardır Türkiye Cumhuriyeti bir çok darbe ve inkılaplar gibi bir çok sınavdan geçti. Doğu da PKK terör örgütü Batı da Asala terör örgütü ve Türkiye’nin her yerinde aktif bir biçimde sızmış bir FETÖ terör örgütü gibi ülkeyi etnik köken ve ırk ayrıştırması gibi radikal adımlar sorular sorunun esas noktalarındandır. Buna açıklık getirmek gerekirse, şuan ki devlet yetkilerimiz ve hükumetimiz Cumhur İttifakı ile birlikte ki siyaset işleyişi 10 ve ya 20 yıl önceki siyaset işleyişi ile kıyasladığımızda bu günkü siyasi anlayışın ve çizginin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu her sağ duyulu vatandaş bilir. Örneğin ecdadımız Osmanlı İmparatorluğu fetih ettiği yerlerde önce İslam’ın getirdiği adaleti ve hoşgörüyü kendine zırh edinerek ten o topraklarda yaşayan insanların topraklarından önce gönüllerini fetih etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nde ki günümüz toplumu da ülkeyi bölmeye kalkışan ve parçalama emellerinde ki terör örgütleri ve oluşumlarına karşı FETÖ ve PKK olmak üzere toplum üzerinde kötü bir etki bıraktılar. 15 temmuz öncesi hain terör örgütü mensupları ve üyeleri sizin sormuş olduğunuz sorunun mimarları olduklarını düşünüyorum. Tabi Konya şehri Edirne’nin nüfusun dan yaklaşık 2 kat büyük. Bu nedenle içki tüketimi dolayısıyla daha fazla olmaktadır.

  • Türkiye de çoğu yere gitmişsinizdir. Yurt dışında bulundunuz mu?

Mehmet Kesmez: Evet. Orta doğu ülkelerinden 4-5 tane ülkede bulundum. Dubai, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Irak, İran da 4 – 5 yıl bulundum.

  • Şehircilik anlamında Edirne’yi dışarısı ile kıyaslarsak iyisiyle kötüsüyle ne söyleyebiliriz?

Mehmet Kesmez: Öncelik sağ ve milliyetçi bir siyasi görüşlü insan olduğumu belirteyim. Sağ fikirlerimi hayat felsefesi olarak kabul etmiş bir insanım. Bu tarz bir soruyu cevaplarken, otomatikman CHP zihniyetini karalamış ve kötülemiş klasik cevaplar vermek istemiyorum. Edirne’nin çarpık yerleşik düzeni ve imarı, 40 gündür burada olmama rağmen, köhne bir arabam olmasına rağmen, arabamın ön takımı komple bozuldu. Edirne’nin 365 gün yaşayanların Allah yardımcısı olsun. Daracık sokaklar ve çarpık yapılaşma şehir görüntüsünü ve başta Selimiye Caminin o muhteşem görüntüsünü sıfıra indiriyor. Bunun sorumlusu ben değilim, Valilikte değil, Garnizon komutanı da değil. Bunun sorumlusu yerel yönetimlerin yetkilileridir. İl ve İlçelerin Belediye Başkanları, yardımcılar il ve ilçe meclis yönetimleridir. Benim naçizane fikrim, bunlar klasik CHP eleştirmesinden çok gerçek ve açık olan sorunlardır. Körün bile görebileceği, çukur ve tümseklerden dolayı yürüyemeyeceği bir tablo var ortada. Bu hususta yıllardır ülkemi hep geri ve arka plana atmaya çalışan CHP, yerel yönetimlerde imza sahibi olduğu yerleri bilinçli olarak yaşanılmaz hale getiriyor. En son yaşadığımız şu İzmir depreminde dahi açık bir tablo ortada. İzmir’de meydana gelen depremin yarısı kadar deprem Edirne’de olmuş olsa idi Allah muhafaza maalesef ki şehirde bulunan yapıların yüzde 60’ı kanaatimce yıkılır.

  • Sağ görüşlüyüm dediniz. Ülkücü müsünüz?

Mehmet Kesmez: Benim nazarım da 2 tane ülkücülük vardır. Benim ailemden ve atamdan babamdan gördüğüm öğrendiğim, bildiğim bir ülkücülük vardır. Allah’ın emirlerine ve Peygamberin sünnetine, aynı zamanda da Devletin Kanunlarına riayet etmek bağlamındadır. Türk İslam felsefesi doğrultusunda yaşamımı sürdürmektir. Benim ülkü ruhum budur. Ben bir Urfalı genç olarak bu hususta bir bedel verdim mi? Evet verdim. Şehit verdim mi evet verdim. 1979 yılında Şanlıurfa’da sağ ve sol çatışmaları aktifken öz dayım ülkücü sancağını dalgalandırmak üzere gururla eline almış ve elindeki bombayı bilerekten PKK toplantısına atmış İbrahim Bayoğlu’nun öz yeğeniyim. Ülkücü bir dava arkadaşını ceza evine ziyaret etmek için gittiği ve cezaevinden çıktığı zaman da PKK terör örgütü vatan hainleri tarafında alçak bir pusuda kahpece sıkılan 8 tane kalaşnikof mermisiyle şehit ettiler. Şanlıurfa’nın o günün şartlarında tek ülkücü şehididir. Ben kendi eğitimimi sol zihniyetli PKK’lılar yüzünden bırakmak zorunda kaldım. Biz bu anlayışla büyüdük. Türk’e Türk ten başka dost yoktur sözü günümüz şartlarında mevcut olan İslam ideolojisiyle karşılaştırdığımızda doğru bir sözdür. Benim ceddim olan Osmanlı ideolojisine ve hedefine baktığım zaman dinim İslam’ı kendine zırh edinip gittiği yerleri kardeşlikle hoşgörüyle kendi hükmüne bağlayıp yönetmiştir. İngiliz ve Yahudi Siyonizm’inin günümüz siyasetini ele aldığımızda hiçbir Müslüman ülke ya da toplum olarak ne de ülke olarak bizim durduğumuz gibi karşılarında duramazlardı.

Türk Milliyetçiliğini ele aldığımız zaman gönül ister ki tüm Türk ve İslam alemi bir çatı altında toplansın. Gönlümüzden geçen bu. Türk Milliyetçiliği günümüz şartlarında bir elzemdir. Her insanda olması gereken duygudur. Türk Milliyetçiliği sadece Türkiye’de yaşayan bireyler için değil, dünyanın her tarafında yaşayan soydaşlarımız için geçerlidir.

  • Mehmet Bey konuşmalarınızda Türk Milliyetçiliği Türk İslam Felsefesini bir birleri ile bağdaştırarak sık sık vurguladığınız dikkatimi çekti. Türklük ayrı kavramdır, Türkçülük ayrı kavramdır, İslamiyet ayrıdır. Biz Türkler Türkü’yle Kürt’üyle Çerkez’iyle Arabıy’la Ermeni’siyle Yahudi’siyle Rum’uyla Laz’ıyla Gayrimüslim ile bir bütünüz. Zira, tarihe baktığımızda Çuvaşlar, Yakutlar, Batı Kumanlar, Peçenekler, Karamanlılar ve Gagavuzların Hristiyanlığı yüzyıllarca önce benimseyen Türk halkları olduğunu görürüz. Hristiyan Türklerin %90 ı Ortodoks, geri kalan %10 Katolik ve Protestan’dır. Ayrıca Yahudi dininden olan Karay Türkleri ve hala eski Şaman inançlarını sürdüren Türklerin varlığından da söz etmemiz gerekecektir. Kazakların %30 u, Kırgızların da %20 si Hristiyan’dır. Şaman, Tengrist, Budist, Zerdüşt, Yahudi, Hristiyan gibi çok çeşitli din ve mezheplerden Türkler yaşar dünyada. Demek ki, dünyadaki yaklaşık 200 milyon Türkün tamamı Müslüman değildir. 

Türkiye’deki toplam Hristiyan nüfusun yaklaşık 200bin dolaylarında olduğu sanılmakta, T.C. kimlik belgelerine Hristiyan yazdırmaya çekinen yurttaşlarımızın olduğu da bilinmektedir. Bu arada her türlü baskı, saldırı ve şiddet eylemlerine karşın Türkler tarafından ülkemizde kurulan kilise sayısında son 15-20 yıl içinde kayda değer bir artış olmuş ve Hristiyan nüfus içerisinde Türklerin oranı %50’yi geçmiştir. Şu gerçeği artık görelim: Türkiye ve yurt dışındaki Hristiyan, Yahudi ve diğer dinlerden olan Türkler için ne kadar övünsek azdır. Onlar bizim gözbebeğimiz. Onların yaşama bakışlarını örnek almamız ve şapkamızı önümüze koyup iyice düşünmemiz gerektiği kanısındayım: Hiçbirinde ne şeriat ne ılımlı Hristiyan ne ılımlı Yahudi gibi özlem ve saplantılar yoktur; ne de bizde olduğu gibi dinsel, mezhepsel, etnik bir kaos içinde değillerdir, irtica, gericilik gibi dinsel sorunlarla da boğuşmuyorlar. Biz ulus devletiz. Oysa İslamiyet dindir. İslamiyet ümmetçidir. Milliyetçi değildir. İslamiyet i ayrı Türklüğü ayrı kavram olarak kabul etmek daha mantıklıdır. Bu Gagavuzlar vardır ve Hıristiyan dır. Onlar da Türk tür. Biz Turancıyız. Biz Türk dünyasının birliğini istiyoruz. Toprakta olmasa da dilde ve fikirde birlik istiyoruz. Amacımız idolümüz bu. Fakat İslamiyet le bunu bağdaştıramayız. İslamiyet benim dinimdir. Ben Allah kabul ederse Ümre’ye dahi gittim. Türk Birliğini istiyorsak biz Turancıyız. Elhamdülillah Müslümanız. Bu ayrı bir kavram. İslamiyet ırkçı değildir. Ümmetçidir. Oysa ırk olarak Türklüğü ele alırsak ümmetçi değildir ırkçıdır. Türk milliyetçiliği de ümmetçi değildir. Ulusçudur. Bunlar ayrı kavramlar. Biz bunları ülkücülükte de toplayamayız, Türk milliyetçiliğinde toplayamayız. Bizim bunları ayrı ayrı yaşamamız lazım. Yanlış mı düşünüyorum?

Mehmet kesmez: Aynı kefeye koyarsak bu zihniyet ve misyon sınıfta kalır ancak dediğiniz şekilde ayrı ayrı kavramlar ve şartlarda bir bakış açısı olursa mevcut olan ulus devletin çatısı altında bulunan toplumlarda bu yönetim anlayışı ve zihniyetten de üşenmez. Bunlara da hafif şefkatli bir el uzatılırsa. Gerek Türk milliyetçiği gerek Turancılıkla şefkatli bir el uzatılırsa daha iyi olur.

  • Güneydoğu aşiret ağırlıklı. Aşiret ne derse sizde o olur. Trakya kültürü ile Anadolu kültürünü bu bağamda karşılaştırsak nasıl bir fark oluşuyor.

Mehmet Kesmez: Günümüz şartlarında feodalizm yavaş yavaş yok olma derecesine geldi. Bunun için de çıkar ve menfaat ile birlikte siyasetin rantından yararlanmak isteyen zihniyetler tarafından biraz ayrıştırma meydana gelmişti. Aşiretin temsil eden bir reisi vardır. Onu da yönlendiren yaşlı aşiret camiası vardır. Aşiret reisi aşiret camiasının sadece sözcüsüdür. Yani tek başına karar vermez. Kurulun verdiği kararı dile getirir ve aşiret mensupları bu kararı uygular. Dolayısı ile bizde birlikte hareket etme duygusu oluşmuştur. Bu hususta Trakya ile kıyasladığımız zaman ben feodalizme karşıyım ama birlik beraberlik akrabalık duygularını bağdaştırma konusun da tek yumruk olma anlamında ele aldığımız zaman aşiretçilik kültürel değerlerime çok yakın olduğundan dolayı devam etmesini istiyorum. Fakat Trakya Bölgesinde aileler Balkan ülkelerinin çeşitli bölgelerinden ferdi olarak göç ederek gelip yerleştikleri için birlikte hareket etme duygusuna sahip değildirler. Tabi ki burada aşiretçilik olmaya bilir ama baba oğluna, oğul babasına, ufakların büyüklerine saygısını tekrar kazanması gerekmektedir. Bu memleketin tek eksiği samimi koordinatör eksiliğidir. Bugün denetim mekanizmasında maalesef Trakyalılar olarak eksiklerimiz var. Günümüzde AK Parti ve MHP olmak üzere ülkenin her bölgesinde denetleme açısından maalesef ki eksiklikler bulunmakta. Bu nereye kadar gidecek. Geçen bir sokak röportajında şu kelimeleri kullandım. Ateşe üfleyenler de var. Fitne fesatı hızlı bir şekilde yaymak isteyenlerde var. Bu gibi art niyetli başta Siyonizm’in misyonerleri, baronları ve ülkemiz onlara çanak tutmayı görev haline getirmiş zavallı zihniyetteki insan müsvetteleri toplumların asimile olması için elinden gelen her türlü fitne ve fesatı yapmaktadırlar. Bu art niyetli insanların bu yaptıklarına çoğu halkımızda kanmaktadır. Örneğin FETÖ gibi ülkemize çok büyük zararlar vermiş terör örgütüne kandığımız gibi. Bu saatten sonra inanıyorum ki ülkemin insanı bu tür fitne fesat kişi ve oluşumlara kanmayacak ve doğrunun ve haklının yanında dimdik duracağına inanıyorum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: