Onuncu yıl marşı söyleyerek, rozet Atatürkçülüğü yapanların peşinden giderek Atatürk anlaşılmaz. “Atatürk’ü anlamak, Türk Milliyetçisi olmaktır!..”

Onuncu yıl marşı söyleyerek, rozet Atatürkçülüğü yapanların peşinden giderek Atatürk anlaşılmaz.

“Atatürk’ü anlamak, Türk Milliyetçisi olmaktır!..”

Kolay iş değildir Atatürk’ü anlamak. Öyle ilkokulda, lisede öğretilen devlet tarihi ile pek bir alakası yoktur.

Anıtkabir’de Atatürk’ün şahsi eşyalarının, okuduğu kitapların olduğu müzeyi gezerseniz hakkında biraz fikir sahibi olabilirsiniz. Arapça, Fransızca okuduğu kitaplarda üzerine aldığı aynı dildeki notlar, şahsi kitap arşivinin genişliği, hiç durmadan kendisini geliştirmeye çalışıp, öğrendiği faydalı şeyleri millete aktarmaya çalışması, kimseye muhtaç olmayacak bir toplum yaratmayı nasıl hedeflediğini görürseniz biraz olsun anlayabilirsiniz.

Onuncu yıl marşı söyleyerek, rozet Atatürkçülüğü yapanların peşinden giderek Atatürk anlaşılmaz.

Atatürk’ü anlamak hiç zor değildir. Sadece bir parça bilinç ve donanım gerekir. Sadece Atatürk’ü değil, herhangi birini ya da bir olguyu anlamak için de bilinç ve donanım gerekir. Örneğin Atatürk’ün müthiş entelektüel gelişimini görmek ve anlamak için, yararlandığı kaynak ve kişiler hakkında da bir parça fikir edinmiş olmak gerekir.

Atatürk gökten zembille inmedi. Sadece zekâsını ve kişilik özelliklerini doğru kullandı. Zekâsı kesin olarak normalin üstünde biri. Kolay ve hızlı öğreniyor, öğrendiklerini hayata geçirebilmek için adeta fırsat kolluyor, fırsat bulamadığında mücadele edip yaratıyor. Bilgiye hiç doymayan ve özellikle bilimsel bilgiyi yaymak için yanıp tutuşan biri. Yoksulluğun üstesinden dinle gelmeye çalışan zavallı halkı, yıllar boyu edindiği doğru bilgiyi doğru biçimde kullanarak kalkındırmak istiyor. Sadece matematik değil, sosyoloji ve hatta psikoloji de biliyor, bilgilerini doğru değerlendiriyor. Örneğin şapka devrimini yaptığı dönemde, ilgili devrim yasasında kadınlar için hiçbir şey söylememesi, hiçbir yaptırım uygulamaması çok etkileyici. Bunu yapmak yerine, yanında dolaşan kadınların ve karısının bir tür model olmasına özen gösteriyor. Yanındaki kadınlar hep açık, bakımlı ve mümkün olduğunca şık. Dans eden, okuyan, modern giysiler içinde dolaşan kadınlar… Hiçbir güç bu kadar çok sayıda kadına çarşaflarını çıkarttıramazdı. O kadınlar akın akın attı çarşaflarını, kendilerini fark etmeye başladılar. Kızlarını okula gönderdiler.

Dini siyasi emellerine göre empoze etmeye çalışanlarla mücadelesi ayrı, milli mücadele sonrası cumhuriyeti kuracağı anlaşıldığında arkadaşlarıyla yapmak zorunda kaldığı mücadele ayrı. Tümünden de müthiş bir başarıyla çıkmış. Kararlı, cesur ve istikrarlı.

Bu topraklara bilimi, ilk olarak antropolojiyle getiren adam o. Evrimi daha 1931 yılı ilkokul ve lise kitaplarında anlatan adam… Din derslerini kaldırıp seçmeli yapan adam. Öyle bir seçmeli ki, isteyen din derslerine girer değil, din dersi almak isteyen olursa sınıf açılır biçiminde gerçekleştiriyor. Yani din dersi yok.
“eğer bir gün benim söylediklerim bilimle ters düşerse bilimi seçin” diyen bir bilim aşığı. Hatta cumhuriyet tarihine baktığımızda bilmediği her konu için o konunun uzmanını mutlaka isteyen ve “Bu işi derhal bilimcilere sorunuz” diyen bir Başbakan – Cumhurbaşkanı.

Bana çok ilginç geliyor M. Kemal Atatürk. Ona duyduğum hayranlık büyük.
Aklı başka türlü işliyor.

Atatürk’ü anlamıyoruz, tanımıyoruz ve bilmiyoruz çünkü onu bize hep gardırop Atatürkçüleri anlattı. Müfredatı hazırlayanlar onlar ve/veya devşirilmiş ABD’cilerdi. Türkiye Fulbright anlaşmalarıyla eğitimi devrettik ve cici cici devşirme aydınlar ürettik. Dinciler ABD’nin 6. filosunun önünde boşuna namaza durmadı. Yani bugün bu olanlar birdenbire olmadı, Atatürk hakkında yıllardır yapılan kara propaganda birdenbire başlamadı. Bu halk, bu çocuklar Atatürk’ü nasıl tanısın ki… Bir veya iki nesil öncemiz okulda müşfik ve zengin Amerika’nın sütlerini içti. Okul kitaplarında Amerika bizim hep müttefikimiz, en sağlam dostumuz, zor günümüzde yardımımıza koşan iyi niyetli hamimizdi. Bu arada, o Fulbright anlaşmalarına göre, 4’ü Türk 4’ü ABD’li olmak üzere kurulan komisyonda son söz hakkı, komisyonun resmi başkanı olan ABD’ye aitti. bu komisyon tüm karar ve eylemlerinde ABD Dışişleri Bakanına karşı sorumlu olacak ve hesap verecektir. Böylelikle ilkokul müfredatı da dahil olmak üzere tüm eğitim müfredatımız ABD’nin tasarrufunda olmuş ve devrimlerle beraber verilmek istenen ne varsa geri alınmıştır. Örneğin 1962 yılında ABD’li uzmanlarca geliştirilip 1969 yılında yeniden gözden geçirilen ilkokul eğitim müfredatında, eski programdan lâiklik, devrimcilik, bağımsızlık, devletçilik, Fransız devrimi, reform hareketleri, ulusal ekonomi, halkın aydınlatılması, devletin vatandaşlara karşı görevleri” gibi konular çıkarılmış, yeni programa “Unesco, Nato günü, demokrasi, dinsel bayramlar” gibi konular eklenmiştir. Daha önce başlayan Türk tarih tezinden Türk İslam sentezine giden süreç alabildiğinde hızlanmıştır. Türk Milliyetçisi olmayan Atatürk’ü anlayamaz.

Türk Milliyetçiliği ırk milliyetçiliği değil, Laz’ı ile, Çerkez’i ile, Kürt’ü ile, Arnavut’u ile, Boşnak’ı ile ………. 72 milleti ile aynı toprakların üstünde yaşayanların kültürel bütünlüğüdür. Türk Milliyetçiliği kesinlikle bir partini veya kurumun tekelinde tutulacak kadar küçük kavram değildir. Türk Milliyetçileri vatan, millet ve bayrak için canını vermeye hazır insanlardır. Bir Türkün üzüntüsü ile üzülüyorsak, sevinci ile seviniyorsak, havada uçan kendi uçağımızla, tarlada kendi ürettiğimiz traktörümüzle, terör mücadelesi veya tatbikatlarda kullandığımız kendi ürettiğimiz silahımızla, milyonlarca işçinin çalıştığı teknolojisini yaptığımız kendi fabrikalarımızla gurur duyabiliyorsak, tarihimize ve tarihi eserlerimize sahip çıkıyorsak ve bunları yapmak için var gücümüzle çalışıyorsak, bunların yapılması için vergimizi ödüyorsak biz Türk Milliyetçisiyiz demektir. Bu Türk Milleti sevgisidir, Türk Milliyetçiliği. Rengini şehit kanından alan al yıldızlı bayrağımızı başımızın üzerinde taşımak bizim gözümüzde Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği bizim gözümüzde Atatürk’ün çizdiği yoldur. Türk Birliği veya Turancılık ayrı bir olgudur. Hayallerinde Turancılık fikrini barındırmayan kişi zaten Türk Milliyetçisi olamaz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: