Prof. Dr. Yalçın Kaya: “Edirne’nin sorunları DEVAM….

Prof. Dr. Yalçın Kaya

Prof. Dr. Yalçın Kaya: “Edirne’nin sorunları belli, çözümleri basit. Yeter ki istensin! Yeter ki inanç ve dirayet gösterilsin”

          Her şey pazarlama işidir. Masrafsız turizm olan kongre turizmini bu şehre getirmek zorundayız. Bana göre Edirne’yi iyi tanıtmanın yolu da ilimizde bol bol kongreler düzenlemek, burayı bir kongre şehri yapmaktan geçiyor. Edirne’ye buğday ve ayçiçeği yetmez. Alternatif ürünler ile tarımı desteklemek zorundayız. Eskiden Edirne peynirin başkenti idi. Bugün Peynir Festivalini İstanbul’da düzenlediklerini görüyoruz. Bu bizim için bir utanç. Osmanlı devleti başkentini İstanbul’a taşıdığında bile Edirne elit bir şehir olarak kültürel özelliklerini muhafaza etmiştir. Bizler Edirne’nin bu özelliğini tüketiyoruz. Edirne’nin Tava Ciğerini, köftesini, Edirne pirincinden yapılmış pilavını daha fazla ön plana çıkarmak zorundayız, yemek kültürü açısından keşfedilmemiş birçok lezzeti var. Bunları daha çok ön plana çıkartmak zorundayız. Edirne eğer tarımsal açıdan bir atılım yapmak istiyorsa öncelikle bu değerlerine sahip çıkarak, bu ürünlerin organize bir şekilde yetiştirilmesine başlamak zorundadır. Ancak bu atılım ile bir yerlere gelebiliriz. Aynı zamanda Edirne tohumculuğun da merkezi olabilir. Trakya Üniversitesinde tarım ile ilgili çok daha fazla bölüm açılması gerektiğini düşünüyorum. Sözün özü şudur: Edirne tarımın başkenti, ağırlık merkezi olabilir. Bununla birlikte bir Balkan müzesine de ihtiyacımız olduğunu da düşünüyorum.

  • Prof. Dr. Yalçın Kaya, Tekirdağ’ın Saray İlçesinin Beyazköy nahiyesinde dünyaya geldi. Kepirtepe Öğretmen Lisesi’nde Ortaokul ve Lise eğitimimi tamamlayarak, 1983 yılında mezun oldu. Daha sonra Uludağ Ziraat Fakültesini bitirdi. Tarım Bakanlığı, Aksaray Tarım İl Müdürlüğünde çalışmaya başladı. 1994 yılında Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsüne atandı. TÜYAP projeleri kapsamında çalışmalarda bulundu ve proje kapsamında aldığı burs ile Amerika’da bitki ıslahı üzerine yüksek lisans eğitimi yaptı. 2004 yılında da Amerika’da Post doktorasını bitirdi. Daha sonra uzun yıllar Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünde görev yaptı. 20 yıl boyunca devam eden enstitüsü hayatını 2013 yılında bitti ve Doçent oldu. 2014 yılında Trakya Üniversitesinde akademisyenlik görevine başladı. Trakya Üniversitesinde bir grup arkadaşı ile birlikte Genetik ve Biyo Mühendislik Bölümünü kurdular. Halen bu bölümde ayçiçeği ıslahı ve genetiği, bitki ıslahı ve genetiği alanında akademik çalışmalar yapıyor, ayrıca tohumluk ve bitki ıslahı konusunda ulusal ve uluslararası çapta çalışmalara devam
  • ediyor.

2014 yılında Türkiye Bitki Islahçıları Derneğini kurdu ve kurucu başkan olarak uzun yıllar görev yaptı. 2014-2016 yılları arasında Türkiye Bitki Islahçıları Birliği başkanlığını yürüttü. Düzenlediği kurslar ile tohumculuk konusunda öğrenci yetişti.

Trakya Tekno Park’ta da AR-GE şirketi kurdu. Tarımsal çalışmalar ve bitki ıslahı konusundaki çalışmalarına burada da devam ediyor.

2002-2010 yılları arasında da Türk Ocakları Edirne şubesi başkanlığını yürüttü.

Türk-Kamu Sendikasına bağlı olarak hizmet veren Türk Orman Sendikası’nın da başkanlığını yürütüyor.

1994 yılından beri 25 yıldır Edirne’de yaşıyor. Edirne’yi çok sevdiğini özellikle belirtiyor. “Camide namaz kıldığında 27 kat sevap kazanırsın derler. Edirne’ye hizmet etmek de biraz böyle. Edirne’ye en küçük bir hizmet bile yaptığınız gündelik hizmetlerden 27 kat daha fazla değerli diyebilirim. Edirne’ye hizmet etmek, Edirne’nin özellikleri itibariyle büyük sevaptır.” diyor.

Edirne Balkan ülkelerinde yaşayan Türk ve Müslümanlar için ne ifade ediyor? Bir Türk Milliyetçisi olarak Edirne’nin önemine dair ne söylemek istersiniz?

Prof. Dr. Yalçın Kaya: Balkanlara gittiğim zaman şunu çok net bir biçimde gördüm. Hangi ülkeye giderseniz gidin Edirne, ‘Adrian’ olarak biliniyor. Balkan ülkeleri, Adrianapol’ü, Edirne’mizi tanıyorlar. Halen Balkanlar’da yaşayan soydaşlarımız Selimiye’yi görüp, ziyaret ettiklerinde bunu hac vazifesi ile eşdeğer görürler ve Selimiye’yi ziyaret ettiklerinde hacca gitmiş gibi sevinirler. Bu kültürel ve tarihi açıdan muazzam bir olay. Demek ki Edirne aynı zamanda Balkanlar demek. Edirne Türk Milliyetçiliği için de çok önemli bir şehirdir. Bu yüzden bu şehirde çok daha fazla kongre düzenleyip, şehrimizi daha fazla tanıtmak zorundayız. Hiçbir şey yapamıyorsak Edirne’de peynir günleri düzenleyelim!

Biz sizi Türk Ocakları Edirne Şubesi Başkanlığınızdan da tanıyoruz. Bize Türk Milliyetçiğini denince nasıl yorumluyorsunuz? 

Prof. Dr. Yalçın Kaya: Türk Ocaklarında hizmet etmenin bilgi ve yeteneklerin bir zekatı olduğuna inanıyorum. Kişiler bulunduğu toplumda sorumluluk almak zorundadır. Bu inancımızın gereğidir. Türk Milliyetçiliği fikri ile yoğrulmuş bir insan olduğum için buraya geldiğim vakit, 1996 yılında Türk Ocağı üyesi oldum. 2002-2010 yılları arasında da Türk Ocakları Edirne şubesi başkanlığını yürüttüm. 8 yıl boyunca çok önemli çalışmalar yaparak insanları bilinçlendirmeye çalıştık. Çağdaş medeniyetler toplumun örgütlenme seviyesi ile ilişkilidir. Bir toplum ne kadar örgütlüyse, ne kadar çok dernek çalışıyorsa o toplum daha çok kalkınır. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu ve bilgi kirliliğinin had safhada olduğu bir dünyada, Türk Ocakları çok önemli bir kurumdur. Türk insanı, Türk milliyetçiliği hususunda en doğru şekilde Türk Ocaklarında bilgilendirilmelidir. Türk Ocakları Edirne Şubesi, özellikle gençlik kollarının bu konuda güzel çalışmalar yaptığını görüyoruz. Bizler de Türk Ocaklarında Türk milliyetçiliğini halkımıza anlatmaya çalıştık. Türk Ocakları Edirne Şubesi 1922 yılında kurulması nedeniyle önemlidir. Çünkü Türk Ocakları Edirne şubesi neredeyse Cumhuriyetimiz ile yaşıttır. Hatta Cumhuriyet ilan edildikten sonra, Cumhuriyetin ilanını tebrik eden ilk telgraflardan birsi Türk Ocakları Edirne şubesine aittir. Türk Ocakları Edirne şubesi en köklü Türk Ocakları şubelerinden biridir. Dönem itibariyle Atatürk’ün ziyaretlerini incelerseniz, hemen her gittiği ilde Türk Ocaklarını ziyaret ettiğini görürsünüz. Atatürk, Edirne’ye geldiği vakit de yine Türk Ocaklarını ziyaret etmiştir. Böyle bir camiaya başkan olarak hizmet vermek bizler için şereflerin en büyüğü idi. Türk Milliyetçiği nedir? Benim Türk Milliyetçilik anlayışım, ırkçılığı reddeder. Bana göre millet, kan veya ırk birliği değil; kültür ve mensubiyet birliği demektir. “Türküm”diyen herkes Türk’tür. Türkiye’de son zamanlarda milliyetçilik yükseliyor, ulusal kimlikte artışlar oluyor diye bazı kesimler tereddüde düşüyorlar. Sanki ülkede milliyetçiliğin yükselmesinden rahatsızlık duyuyorlar. Kaos ortamı oluşturuyorlar. Bunu iyi analiz etmemiz lazım. Türkiye’de milliyetçiliğin ne anlama geldiğini herkesin bilmesi gerekiyor. Acaba milliyetçilik derken ne kastediliyor? Korkulan, içinde emperyal hedefler taşıyan, saldırgan, komşularına, etrafa zarar veren, Batılıların hastalıklı, Nazi yahut Faşist akımlarına benzer ırkçı bir anlayış mı kastediliyor? Korkulan bu mudur? Yoksa her vatansever insanımızın taşıması gereken duyguları anlamında, bu ülkenin başarılarıyla sevinen, üzüntüleriyle üzülen ve bu topraklar üzerinde yaşamanın şerefini, hassasiyetini iliklerine kadar sindirmiş bir anlayışı mı ifade ediyor? Türk Milliyetçilerinin dün olduğu gibi bugün de benimseyip savundukları milliyetçilik tanımı ve milliyetçilik anlayışı budur.

Edirne bir tarım ve turizm kenti. Edirne’yi tarımsal açıdan ve turizm açısından değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Prof. Dr. Yalçın Kaya: Edirne bir tarım ve bir turizm kenti olduğu kadar aynı zamanda sınır şehri olması nedeniyle bir ticaret kenttir. Edirne’de pazarlanması gereken o kadar çok şey var ki! Edirne’nin bir kongre kenti de olması lazım. Kongre turizmini bu şehre getirmek zorundayız. Çünkü kongre turizmi masrafsız bir turizmdir. Şehre de çok şey kazandırır. Buraya kongre amaçlı insan getirmek çok kolay. İnsanlar Edirne’yi sevdikleri için de seve seve buradaki kongrelere gelirler. Edirne bir endüstri kenti değil. Halkın yarısından fazlası tarımdan geçinmekte. Türkiye’de üretilen çeltiğin yüzde ellisi burada, ayçiçeğinin yüzde yirmi, yirmi beşi burada. Her şey pazarlama işidir. Trakya Birlik burada, Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü burada. Öyleyse bu imkanlarımızı daha fazla kullanmak zorundayız. Buğday ve ayçiçeği yetmez. Alternatif ürünler ile tarımı desteklemek zorundayız.

Trakya topraklarının yüzde on dördü, yaklaşık bir milyon dekarı işlenmiyor. Trakya’da araziler parça parça, bölünmüş. Bu da randımanı azaltıyor. Çok fazla parçalı arazi ve küçük işletme mevcut. Edirne’de daha doğrusu bütün Trakya’da, özellikle arazi toplanmasına öncelik vermek gerekiyor diye düşünmekteyim. Özellikle bazı köylerde, 35-40’a varan küçük küçük işletmeler görüyoruz. Bunlarla karlı ve randımanlı bir tarım yapmak mümkün değil. Ana geçim kaynağı buğday, ayçiçeği gibi ürünler. Ama yetmez. Çeşitlendirmek zorundayız. Eskiden Edirne peynirin başkenti idi. Bugün Peynir Festivalini İstanbul’da düzenlediklerini görüyoruz. Bu bizim için bir utanç. Edirne’de neden peynir festivali yapılmasın, neden peynir müzesi kurulmasın? Osmanlı devleti başkentini İstanbul’a taşıdığında bile Edirne elit bir şehir olarak kültürel özelliklerini muhafaza etmiştir. Bizler Edirne’nin bu özelliğini tüketiyoruz. Ayçiçeği, buğday gibi ürünler ile yetiniyoruz. Edirne’nin peynirini, Edirne’nin köftesini, Edirne pirincinden yapılmış pilavı daha fazla ön plana çıkarmak zorundayız. Edirne’nin yemek kültürü açısından keşfedilmemiş birçok lezzeti var. Bunları daha çok ön plana çıkartmak zorundayız.

Edirne’nin ciğer biberi var, ayşekadın fasulyesi var. Edirne’de bu ürünler köylünün kendi imkanları ile yerel bazlı olarak yetiştiriliyor. Edirne eğer tarımsal açıdan bir atılım yapmak istiyorsa öncelikle bu değerlerine sahip çıkarak, bu ürünlerin organize bir şekilde yetiştirilmesine başlamak zorunda. Ancak bu atılım ile bir yerlere gelebiliriz. Aynı zamanda Edirne tohumculuğun da merkezi olabilir.

Bununla birlikte Trakya Üniversitesinde tarım ile ilgili çok daha fazla bölüm açılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanları tarım ve ziraata yönlendirecek, bu alanda meslek sahibi olmalarını sağlayacak dört yıllık olmasa bile iki yıllık bölümler açmak zorundayız. Sözün özü şudur: Edirne tarımın başkenti, ağırlık merkezi olabilir. Çünkü Edirne tarımdan geçiniyorsa, bütün Balkan ülkeleri tarımdan geçiniyor. Balkan ülkelerinin hemen hepsinde insanlar geçimlerini tarım ile sağlıyor. O halde Edirne neden tarımın başkenti yapılmasın? Burada bir Balkan Tarım Enstitüsü kurulması çok mantıklı bir proje olur diye düşünüyorum. Bu proje üniversite bünyesinde de yürütülebilir. Trakya bölgesini kapsayan, içine Edirne’yi de alan bölgesel, ‘master’ bir plan yapmak ve hemen harekete geçmek zorundayız. Çünkü kendi insanımız işsiz kalmaya başladı, insanımızı istihdam edemez hale geldik. Tarım her daim revaçta olmalı, insanlar arazilerini yok pahasına satıp, şehre göç etmemeli. Bu durum her yıl artarak devam ediyor. O yüzden uzun vadeli, bölgesel ve büyük planlara ihtiyacımız var.

Konuyu tarımdan turizme getirecek olursak… Edirne’de turizmi geliştirmek için çözüm önerileriniz nelerdir?

Prof. Dr. Yalçın Kaya: Röportajımızın başında da bahsettim. Pazarlanacak o kadar çok ürünümüz var ki. Ciğer, köfte, meyve sabunu, peynir… Gibi. Belli başlı ürünler öne çıkıyor ama çok daha fazla ürünümüz var. Edirne’yi tanıtmak zorundayız. Bana göre Edirne’yi iyi tanıtmanın yolu da ilimizde bol bol kongreler düzenlemek, burayı bir kongre şehri yapmaktan geçiyor. Edirne’de her türlü altyapı mevcut. Yeter ki yapmak isteyelim. Uzun vadede Edirne’de bir kongre portalı oluşturmak da mümkün. Bu projede Edirne valiliği, belediyesi, ticaret ve sanayi odası ve diğer bütün tüm meslek odaları yer alır. Bu kongrelere katılacak her kuruluşa belirli bir destek verilerek, Edirne büyük bir kongre merkezine dönüştürülebilir. Çok yakın zamanda belediyemiz bir çocuk müzesi inşa etti. Bu güzel çalışma Türk tarihini içeren parklar ile devam ettirilebilir. Türk tarihini ve Türk büyüklerini içeren tarihi parklar yapabiliriz. Bununla birlikte bir Balkan müzesi ihtiyacımız da olduğunu düşünüyorum. Bizim Balkanların başkenti olarak öne çıkmamız, bu liderliği sahiplenmemiz gerekiyor. Balkan müzesini yapmak bize şunu kazandırır. Balkanlara dair hayalleri olan ama Balkanlara gidemeyen insanlar Mostar Köprüsünü, Atatürk Evi’ni bu gibi tarihi yapıların prototipini Edirne’mizde görebilir.

 

Peynir müzesi yapılabileceğinden, peynir günleri organize edilebileceğinden bahsetmiştim. Edirne’mizde sabun festivali, yağ festivali gibi festivaller de düzenlenebilir. Meyve sabunumuzu daha iyi tanıtırız, Trakya’nın yağının reklamını herkese yapmış oluruz. Böylelikle başta emekli nüfus olmak üzere birçok kişiye el sanatları kursları yoluyla önemli bir gelir kapısı açılmış olur. Evde üretilen el sanatlarının pazarlanması için de bol bol fuar, bol bol festival organize etmek gerekiyor.

Şehir meydanının çok dar olduğunu da ifade etmek istiyorum. Bu problem bize aracımızı park edecek alan bırakmıyor. Maalesef Edirne’de hatırı sayılır bir park sorunu var. Yine Saraçlar civarında insanların tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında zorlandığını görmekteyiz. Edirne’nin temel sorunları aynı zamanda tuvalet ve park sorunlarıdır. Cumartesi-Pazar günleri aracımızı park edecek yer bulamayacağız diye dışarı çıkmayan insanlar var.

Edirne’de birçok alan insanların hizmetine açılmak için hazırda bekliyor. Edirne’de doğru dürüst park alanı, mesire alanı mevcut değil. Amerika’ya gittiğimde şunu gördüm. Nüfusu Edirne kadar ya da Edirne’den az olan şehirlerde bile irili ufaklı, nehir kenarında bulunan birçok park var. Bizler de bilhassa Meriç ve Tunca kenarlarındaki arazileri bu şekilde vatandaşın hizmetine açmak zorundayız. Edirne’ye insan çekecek cazibe merkezleri yaratmak zorundayız.

Bununla birlikte bir Balkan müzesi ihtiyacımız da olduğunu düşünüyorum. Bakın Kaleiçi bölgesindeki birçok ev atıl durumda, çökük durumda. Ben Avrupa’da birçok yeri gezdim, gördüm. Edirne’nin Kaleiçi gibi semti onların da bölge içindeki eski şehirleri barındıran alanları var. Sevilla, Cordoba gibi şehirlerde bütün tarihi evlerin değerlendirildiğini; otel, kafe, eğlence merkezi olarak kullanıldığını gördüm. Kaleiçi’ndeki mimari birçok Avrupa şehrinden daha zengin olmasına rağmen maalesef bütün tarihi ev ve yapıları turizme kazandıramıyoruz. Edirne’nin sorunları belli, çözümleri basit. Yeter ki istensin! Yeter ki yapacağım densin. Yeter ki inanç ve dirayet gösterilsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: