Ümit Mıhlayanlar: “Yerel ve genel yöneticiler Edirne’yi değil, şahsını düşündüğü….

Harita ve Kadastro Mühendisi Ümit Mıhlayanlar

Ümit Mıhlayanlar: “Yerel ve genel yöneticiler Edirneyi değil, şahsını düşündüğü sürece Edirne’nin gelişmesi çok zor. Biz neden Balkan ülkeleri içerisinde bir fuar merkezi oluşturamıyoruz? Biz Meriç ve Tunca’yı temizleyip, turizm değerini bile arttırmaktan aciziz. Edirne’den ayrılan turisti lanet etmeden gönderebilirsek başkaları ile beraber tekrar gelir.”

12573881_893020884145620_8490740314514296014_n
Harita ve Kadastro Mühendisi Ümit Mıhlayanlar

 Ümit Mıhlayanlar, Edirne’de yaşayan sıradan bir vatandaş. İlkokul, ortaokul ve liseyi öğrenimini Edirne’de bitirdikten sonra, Konya Selçuk Üniversitesin Harita Kadastro Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Bir süre Edirne Belediyesinde memur olarak çalıştı. 1990’lı yıllarda kendi özel bürosunu açtı, 2005 / 2009 yıllarında Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı yaptı ve ilk açtığı bürosunda çalışma hayatına devem ediyor.

 Edirne sizin için ne ifade ediyor?

34367764_1640750766039291_7032409408420184064_nÜmit Mıhlayanlar: Edirneli olmak ve bu şehri sevmek çok ayrı bir övünçtür. Edirneli olarak için bu şehri severek, şehrin yaşayanları için şahsi menfaatleri ikinci planda tutarak çalışmak demektir. Ancak buna rağmen Edirne söz konusu olduğunda, Edirne’nin sıkıntısını birlikte çözelim dediğimiz zaman, bir araya toplanan insanlar bir elin parmaklarını geçmiyor.  Edirne’de doğmak, burada yaşamak veya burada iş yeri olmakla Edirneli olunmaz. Edirne Balkanların göz bebeğidir. Üç ay evvel Balkanlar’da yedi sekiz ülkeyi dolaştım. Edirne dendiğinde insanlar farklı yaklaşıyorlar, kendilerinden biri gibi, bir parçaları gibi görüyorlar. Bakın, Filibe gibi Edirne ile kıyaslanmayacak bir şehirde bile çeşitli sektörlerde 14 fuar kuruluyor. Keza Atina’da da irili ufaklı birçok fuar mevcut. Biz neden Balkan ülkeleri içerisinde bir fuar merkezi oluşturamıyoruz? Vakti zamanında Edirne Ticaret ve Sanayi odası ile birlikte, birkaç Edirne sevdalısı ile bir araya geldik, bir vizyon ortaya koyduk ve bu projeyi hayata geçirmeye çalıştık. İstedik ki Edirne, Balkanların göz bebeği ve ticaret merkezi olsun. Ama son anda projemize yönelik olarak çıkartılan aksilikler yüzünden muvaffak olamadık. Bu proje ortada duruyor. Keşke bu proje güncellense ve sahip çıkılsa. Edirne Balkanların merkezi olmalı. Oluşturulacak fuar alanları ve fuar alanlarına yapılacak beş yıldızlı oteller ile Edirne şu anki konumundan kat ve kat büyük bir şehir haline gelir. Bizler Edirne Ticaret Odasında görev aldığımız dönemde fuar projesinin dışında Edirne’nin altyapı ve üst yapıda gelişimi için çok ciddi çalışmalar yaptık. Zamanın Maliye Bakanı rahmetli Kemal Unakıtan’dan çok büyük destek gördük. Edirne yıllarca bu çalışmaların kaymağını yedi ama bunun üstüne yıllardır maalesef bir arpa boyu yol da gidilecek herhangi bir çalışma yapıldığını görmedik.

Edirne’de doğmuş, büyümüş ve burada uzun yıllardır yaşayan, çalışan birisi olarak aynı zamanda bir harita mühendisi olarak Edirne’yi tarihi, kültürel ve turizm açısından değerlendirir misiniz? Eksik gördüğünüz noktalar nelerdir?

Ümit Mıhlayanlar: Kentlerin kendilerine özgü birtakım karakteristik özelikleri mevcuttur. Bazı kentler tarım kentidir, bazıları kültür kentidir, bazıları turizm kentidir. Edirne’nin sınır kenti olmak gibi bir özelliği var. Doğru işler yapmazsanız bu bir avantaj olduğu kadar dezavantaj da teşkil eder. Edirne Osmanlı ve Bizans kültürünü içerisinde barındıran çok önemli bir kent. Tarihi özelliklerinden dolayı Edirne elbette bir turizm kentidir ama bu şekilde ki tarihi açıdan önemli kentlerde istediğiniz her şeyi yapamazsınız. Korumaya dayalı çıkarılmış kanunlardan dolayı kriterler ve prosedürler daha yoğundur. Her istediğiniz projeyi gerçekleştiremezsiniz. Edirne içinde bulundurduğu tarihi eserler bakımından bir turizm kentidir ama aynı zamanda içinde barındırdığı güzellikler ve insanları itibariyle de bir kültür kentidir. Burada Osmanlı’nın, Bizans’ın, daha öncesine gidersek Traklar’ın ayak izlerini görmek mümkündür. Dünya’da Floransa’dan sonra metrekare başına en çok eser düşen ikinci şehir Edirne’dir. Bu başlı başına bir kültürdür. Edirne kültür anlamında aynı zamanda bir üniversite kentidir. Trakya Üniversitesi bünyesinden, 18 Mart, Kırklareli, Namık Kemal gibi üniversiteler kopmuş olmasına rağmen 56 bin öğrenciyi bünyesinde barındırmakta. Bu çok önemli bir rakam. Tarihi, kültürel mirasımızın yanı sıra sulanabilir verimli arazilerimiz, topraklarımız var. 70’li yılların başında ‘Kalkınmada Öncelikli Bölgeler’ belirlendi, sanayi hareketleri başladı, tekstil fabrikalarına yardım edildi, el uzatıldı. Ancak ilerleyen zamanlarda bu çalışmaların devamı gelmedi. O zamanlar bu proje kapsamında sanayide ve fabrikada çalışan işçiler, buradaki işletmelerin kapanması ile Denizli’de tekstil sektöründe önemli görevler aldılar, çalışmalar yaptılar ve hala üst düzey yönetici olarak görev yapıyorlar. Maalesef bu sanayi ve tekstil işini devam ettiremedik. Şehrimiz sulanabilir, verimli topraklardan oluşuyor. Çeltiğin yüzde ellisi, ayçiçeğinin yüzde beşi Edirne’den sağlanıyor. Böyle bir kentte idareci olmak zordur, birtakım vasıflar gerektirir. Siyasi olarak bir yerlere ulaşabilmek meziyetler istemektedir. Siyasette günümüzde paraya bağlı. Siyasetçi artık maalesef önce ben diyor, kendini korumaya alıyor, menfaatlerini düşünüyor. Yerel ve genel yöneticiler Edirneyi değil, şahsını düşündüğü sürece Edirne’nin gelişmesi çok zor. Trakya insanı Allah’ın şanslı kullarıdır. Burada verimli topraklar mevcut. Anadolu’da yıllık olarak bizim aldığımız ürünün yarısını, yüzde kırkını ancak alabilen yerler var. Biz çok üründe daha fazla mamul alıyoruz ve çok verimli topraklar üzerinde olmamıza rağmen bunun kıymetini bilmiyoruz. Türkiye’deki uluslararası krizin Edirne’de hissedilmediğini düşünüyorum. Kriz Havsa çıkışından itibaren başlıyor. Edirne’nin imkanlarından ve nimetlerinden bu manada faydalanıyoruz. Yabancı turistlerin şehrimize bıraktığı paradan bütün esnaf yararlanıyor, evine ekmek götürüyor. Bilhassa Bulgaristan ve Yunanistan vatandaşların esnafa çok ciddi manada kazandırdığını görüyoruz. Edirne krizi neredeyse hiç hissetmiyor. Krizi Uzunköprü, Kırklareli, Babaeski, Lüleburgaz hissetmez ama yabancı turistler sayesinde Edirne hissetmez. Yabancı turistlerin yanında öğrenci şehri olmamızın avantajları da Edirne’nin kriz yaşamamasına neden oluyor. Ama bu nimetlerden daha fazla yararlanmak zorundayız. 

 

Bakın dünyada içinden nehir geçen kaç tane şehir var? Biz Meriç ve Tunca’yı temizleyip, turizm değerini bile arttırmaktan aciz durumdayız. Kaleiçi’nin durumu ortada. Güvenlik sorunu mevcut. Harabe halinde, ucube halinde birçok bina mevcut. Edirne’de kentsel dönüşüm Kaleiçi ile başlamak zorundaydı. Çünkü orası bizim yüz akımız, göz bebeğimiz. Ama Edirne’nin göz bebeği olan Kaleiçi’ne ihanet edildi, gereken alaka gösterilmedi. 70’li yıllarda bir müteahhit katliamı yapıldı. Her yer betondan binalar ile dolduruldu. Kentsel dönüşüm Kaleiçi bölgesinde yapılmalı. Şehrin tek genişleme alanı doğu istikameti. Havsa yönüne doğru genişlemek imkanımız var. Burada alternatif yaratmak zorundayız. Bunun da tek bir alternatifi var kuzey-güney çevre yolunu açmak ve işlevsel hale getirmek. Çünkü az önce de söylediğim gibi şehir yalnızca doğu istikametinde, Havsa yönüne doğru genişleyebilir. Güney çevre yolunun üzerinde de Kaleiçi var. Şehrin kültürel altyapısına hizmette bulunmak ve şehrin trafik sıkıntılarını, idari sıkıntılarını bertaraf etmek, nüfusu da çok ciddi manada azaltmak, güvenlik sıkıntısı yaratan insanları oradan uzaklaştırmak için tek yol budur. Bu proje gerçekleştirilip, tarihi bina ve konaklar aslına uygun yapılırsa o zaman Kaleiçi, Edirne’nin ‘eski şehri’ olarak turizmimizin yüz akı ve en nadide parçası olacaktır. Kaleiçi mimarisi gerçekten çok değerli. Sokaklar birbirini doksan derece olarak kesiyor, evler ve sokaklar bir simetri halinde çok düzenli ve her sokak ana noktaya bağlanıyor. Bu nimetten yararlanmak zorundayız. Burada butik oteller, restoranlar, kafeler açarak turizmi ve ticareti yaygınlaştırmak zorundayız. Edirne çok stratejik bir bölgedir. Bugün Avrupa’nın en büyük ikinci sinagogu Edirne’de. Orada Museviler atalarının ayak izleri ile karşılaşıyorlar. Burada çok ciddi bir Musevi nüfusu bulunmakta idi, onlardan kalma çok bina, tarihi konak var. Bunlar yaşayan sosyal tarihler ve biz maalesef sinagogun burada bulunmasının nimetinden de faydalanamıyoruz. Her yıl oranlar açıklanıyor, Edirne’ye iki milyon, üç milyon turist geldi diyorlar, tamam gelsin ama böyle altyapı sorunları olacaksa neyleyeyim biz öyle turisti? İnsanlar buradaki temel altyapı sorunlarını; otopark, işletme, otel sıkıntılarını görünce, bir gün kalıyor, ikinci gün kalmıyor. Zaten büyük kısmı da bir daha şehrimize uğramıyor. Kaçan turisti geri getirmek çok zordur. Kakava şenlikleri esnasında yaşanan izdihamı, Kırkpınar esnasında yaşanan gereksiz yoğunluğunu hepimiz gördük. Gereksiz yoğunluktan kastım şu: Belediye ve kurumları bu insanları doğru yönlendiremediği için araç park edecek yer bulamadılar, lokantalarda izdiham oldu, yemek yiyecek yer bulamadılar. Otelde kalacak yer bulamadılar. Tekrar edeyim, böyle olacaksa neyleyeyim öyle turizmi? Edirne’den ayrılan turisti lanet etmeden gönderebiliyorsak, başkaları ile birlikte tekrar gelir. Yerel yönetim olarak, bu işi organize etme noktasında; Edirne maalesef sınıfta kaldı.  Edirne bir kültür kenti olarak UNESCO bünyesinde yer edinmiş bir şehir. Bakın Sağlık Müzemiz çok güzel ama ona alternatifler üretmek zorundayız. Daha fazla eğlence merkezi, daha fazla sosyal tesis, daha fazla yeşil alan ihtiyacımız var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: