Av. Yasemin Önalan: “Eğitimde Feda Edilecek Birey Yoktur.”

Av. Yasemin Önalan: “Eğitimde Feda Edilecek Birey Yoktur.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Av. Yasemin Önalan: Edirneliyim. Edirne’de avukatlık yapıyorum. Çocuklarla alakadar olmayı çok sevdiğim için böyle bir işin içerisine seve seve girdim. Eğitimin başlangıç noktası anaokulu olduğu için, Edirne ve çevresindeki halkımıza eğitimde destek olabilmek adına anaokulu olarak hizmet veriyoruz. “Yaşama En İyi Başlangıç Yeri” olarak tasarladığımız, her bir ayrıntısı için defalarca çalışıp heyecan duyduğumuz “Platin Çocuk Akademisi”ni açılış hazırlıklarını titizlikle yaptık.

Çocuk Akademisinin hazırlık ve kuruluş aşamasında zihnimde hep aynı olgu vardı. “Eğitimde Feda Edilecek Birey Yoktur.” Hayatımızın merkezine koyduğumuz çocuklarımız için en iyi, en doğruyu nasıl yaparız diyerek başladığımız bu serüvende kendi çocuklarım için ne istiyor, ne hayal ediyorsam bütün çocuklar içinde aynı düşünceyle hareket ederek Platin Çocuk Akademisini oluşturduk.

Erken çocukluk eğitiminin önemi zaten tartışılmaz bir gerçektir. Bize bu konuda düşen vereceğimiz eğitimin kalite ve içeriğinin çocuklarımızı üst öğrenime ve hayata en iyi şekilde hazırlanmasını sağlamaktır. Bu amaçla oluşturduğumuz eğitim programlarımızın yani sıra fiziksel mekânlarımızda da benzer titizlikte hareket ederek çocuklarımızın doğal yaşam koşullarını yakalayabileceği bağımsız eğitim ortamları tasarladık. Platin çocuk akademisi için bağımsız okul binamız, çocuklarımızsın özgüven kazanma, keşfetme, doğayı ve çevreyi tanıma güdülerini harekete geçiren mekânlardan oluşacak biçimde doğa ile çevrelenmiş ve en temiz havayı soluyabilecekleri bir bölgede, ilimize yakışır şekilde tasarlanıp hayata geçirildi. Eğitim sistemimize çocuklarımızın doğal yapısını bozmayan metot ve materyaller dâhil ettik. Öğretmen kadromuzu ve eğitim programımızı bu doğrultuda belirledik. Topluma hizmet anlayışından ödün vermeyerek “Mutlu çocuk, huzurlu toplum” oluşturma çabası içindeyiz.

  • Edirne Platin Akademi’yi kurarken maksadınız neydi? Sektörel bir gereksinim olduğuna mı inandınız yoksa tamamen çocukları sevdiğiniz için mi bu proje ortaya çıktı?

Av. Yasemin Önalan: Edirne’de belki Sektörel açıdan çok ciddi bir ihtiyaç yok ama anaokullarının verdiği eğitimlerin muhtevasına da bakmak gerekiyor. Edirne’de bilhassa 3-6 yaş yahut 0-6 aralığında eğitim veren anaokullarında gerektiği kadar önem verilmediğini düşünüyorum. Düşüncem esas itibariyle eğitimin temelinin burası olduğu ve ülke olarak bu alana daha fazla yatırım yapmamız gerektiği. Pek tabi çocukları çok seviyor oluşumuz da bir etken ama bununla birlikte özgün bir eğitim vererek, Edirne’de benzeri olmayan bir hizmet vermekti. Bunu da şu ana dek yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Anaokullarını gündüz bakım evi gibi düşünmemek lazım. Yani anne-babalar gündüz işe gittiklerinde çocuklarını emanet edecekleri yer olarak görüyorlar anaokullarını. Oysaki anaokulu bundan çok daha fazlasıdır. Buraya çocuğunuzu bıraktığınızda; çocuk nasıl eğitim alacak, kimlerden alacak, hangi alanlarda, neler öğrenecek bunlar çok önemli hususlar.

Şunu da belirteyim, kurumumuz bir ‘Franchising’ değil. Tamamen kendi oluşturduğumuz bir marka. Bu markanın temellerini oluştururken Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki ekol olmuş okulları inceledik, rehberlerini detaylı olarak okuduk. Kendimize şu soruyu sorduk:  “Okul öncesinde bir Türk markası nasıl oluşturulabilir?’’ Tabi ki bunu yapmak için çok yolumuz var. Amaç, bir anda reklam yaparak okulumuzu doldurmak değil, daha ‘butik’ bir sistemle az öğrenci ama iyi bir eğitimle aslında kendi kendimizle rekabet etmeye çalışıyoruz. Daha sonra da uluslararası düzeyde rekabet edecek bir marka olmaya çalışacağız. Bu yüzden de ‘Franchising’ kullanmadık. Çünkü her bölgenin ihtiyacı farklıdır. Her bölgede o bölgenin şartlarına göre bir sistem kurmanız gerekir. Bizler de bu yolda geceli gündüzlü çalışıyor; deyim yerindeyse ‘ilmek ilmek dokuyoruz.’

  • Verdiğiniz eğitimde kullandığınız sistemden bahsetmenizi rica ediyoruz.

Av. Yasemin Önalan: Öncelikle çok başarılı ve işinin ehli olan bir eğitim koordinatörümüz var. İnsan gelişimi mental ve davranışsal olarak 0-6 yaş arasında başlıyor. Bütün eğitim bilimciler bunun üzerinde önemle duruyor. Yıllar evvel milli eğitim bakanlığı ‘yedi çok geç’ isminde bir program başlatmıştı. Gerçekten de yedi yaş geç! 0-6 yaş arasında çocuğun mental ve davranışsal gelişimini doğru bir noktaya çekerseniz gelecekte de eğitim sisteminin içerisinde ve sosyal hayatta zorlanmadan hayatını devam ettiren bireyler yetişiyor. Üstelik çocuğun hayattaki hemen her başarısı; üniversite, aile yaşantısı, arkadaş çevresi vb. tamamen 0-6 yaş grubunda aldığı eğitimin kalitesine bağlı. İki yaşında bir çocuğun kazanması gereken kritik davranışlar vardır. Sözgelimi, çocuğun nesne devamlılığını kazanması gerekir, soyut işlemler basamağına adım atmaya başlamıştır. Bu basamakları bilip, o basamaklara dokunacak eğitimler vermek elzemdir.

Milli eğitim bakanlığımız dün çok mühim bir istatistiği Türkiye ile paylaştı. Çocuklarımızın yüzde kırkı Türkçe sorularında okuduğunu anlama konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Uluslararası yarışmalara baktığımızda da maalesef bu alanlarda son sıralarda olduğumuzu görüyoruz. Esasında sorulan sorular oldukça basit fakat sorular analiz-sentez becerisi, grafik okuma, çıkarım yapma gibi yetkinlikler gerektiriyor. Bu söz konusu beceriler, bahsettiğimiz yaş dönemlerinin kritik olduğuna işaret çünkü bu beceriler 0-6 yaş arasında kazanılıyor, temelleri sağlam atılıyor ya da atılamıyor. Yani, çocuğunuzun üniversite sınavındaki başarı ya da başarısızlığını gösteren sonuçlar bile bizim verdiğimiz eğitim ile direkt olarak etkili. Okul öncesi döneme ‘çocuğum eğlensin’ gözüyle bakmamak gerek. Pek tabi çocuklar eğlenerek öğrenecek. Eğlence öğrenmenin bir aracıdır biz de bu sistemi mümkün mertebe uygulamaya gayret ediyoruz ancak bu işe sadece eğlence olarak bakmamak lazım. Örneğin, dört yaşındaki çocuklarımıza da gerçek yaşantılar ve kişiliğin oturması noktasında çalışmalar yaptırarak eğlenerek öğrenmelerini sağlıyoruz. Biz çocuğumuza eğlenceyi sunuyoruz ama esas hedef, çocuğun o yaş grubunda edinmesi gereken tecrübe ve becerileri ona vermek ve tüm bilgileri alabilecek bir zihin ortaya çıkartmak. Kısacası, Dünyada kabul gören bir eğitim sistemi olan Montessori eğitim sistemini, milli eğitim bakanlığımızın hedeflemiş olduğu davranışsal, kalıtsal kazanımlar ile birleştiriyoruz ve bu minvalde bir eğitim vermeye çalışıyoruz.

Tüm bunlarla beraber ekolojiye çok ciddi önem veriyoruz. Geri dönüşüm, doğaya saygı, hayvana saygı gibi konularda çocuklarımızı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Eylül ayının 27’sinde okulumuzda bir hasat günümüz olacak ve çocuklar bağ bozumu yapacaklar. Çocuklarımızı toprak ve tohumla buluşturacağız. Çocuklarımız doğayı yalnızca tablet ve kitaplarda görmemeli. Yine bununla birlikte ilkbaharda tohum günleri yapıyoruz ve çocuklarımızı doğa ile buluşturuyoruz. Mezun ettiğimiz öğrenciler de sık sık bahçemize gelerek kendi ektikleri çiçekleri suluyorlar ve mezun olsalar bile yine bizimle beraberler.

  • Yasemin Hanım, bir Edirneli olarak şehrimizi turizm, kültür, tarih gibi alanlar başta olmak üzere, kısaca değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Av. Yasemin Önalan: Edirne ve Edirneliler hak ettiğini yaşamıyor. Edirne ayrıcalıklı bir şehir olması gereken bir nimet ancak birçok açıdan ihmal ediliyor. Bu iş öncelikle bilinçlendirme ile çözülür. Bu şehirde yaşayan herkes nasıl büyüleyici bir yerde yaşadığının farkına varmalı. Şehrin çeşitli yerleri ile ilgili fikirlerim de var elbette. Kaleiçi gibi bir değerimiz var ancak durumu bizleri üzüyor. Bölgedeki evlerin mimarisi harikulade ve eşi benzeri yok. Bu bölgeyi, diğer şehirlerimizde gördüğümüz gibi trafiğe tamamen kapatarak; kafe, restoran, otel, eğlence yeri, hediyelik eşya mağazası gibi dükkânlarla donatarak turizme kazandırmak gerçekten Edirne için oldukça önemli ve olmazsa olmaz diye düşünüyorum. İnsanları bilinçlendirmek elbette önemli ancak bu şehri yönetenlerin de projeler yaparak bu sorunları çözüme kavuşturması gerekiyor. Şehrimizin zaten hatırı sayılır bir turist potansiyeli mevcut. Bunu üçe hatta beşe katlamak mümkün. Bunun için de yatırım yapmak gerekiyor, elbette…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: