Eğitimci Özgür Koçak: “Yalnızca eğitim sistemini eleştirmek doğru değil. Çekirdek aile kavramı da dejenere oldu.”

Eğitimci Özgür Koçak: “Yalnızca eğitim sistemini eleştirmek doğru değil. Çekirdek aile kavramı da dejenere oldu.”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Özgür Koçak: Fizik öğretmeniyim. Edirneliyim. Uzun yıllardır Edirne’de fizik öğretmenliği ve özel kurumlarda idarecilik yapıyorum.

  • Özgür Hocam, Doğru Cevap Özel Öğretim Kursu’nun çalışmalarıyla ilgili bilgi vermenizi rica ediyoruz.

Özgür Koçak: 10.Sınıftan başlamak üzere, 11. 12. ve mezun sınıflara kurs hizmeti veriyoruz. Öğrencilerimize üniversite sınavına hazırlıyoruz.

  • Sizce, Türkiye’de eğitim öğretim alanında neden kurslara ihtiyaç duyuldu? Tecrübeli bir eğitimci olarak bu süreci kendi açınızdan anlatmanızı rica ediyoruz.

Özgür Koçak:  Sınav sistemi test mantığına yönelik olduğu için kurslara her daim ihtiyaç var. Yenilenen sınav sistemiyle birlikte; test mantığı kadar, çocuğun gündelik hayatta ihtiyacı olan bilgileri ve okulda öğrendiği bilgileri de ölçmeye yönelik bir sınav sistemi oluşturulduğunu görmekteyiz. Yani, derste öğrendiği bilgileri günlük hayatta kullanması gerekiyor, öğrencilerimizin… Bunlara öğretmenlerin tabiriyle, ‘yeni nesil sorular’ diyoruz. Fakat sınav sistemi ne kadar değişirse değişsin, neticede üniversite yerleştirme sınavı çoktan seçmeli test sınavı şeklinde yapılıyor. Lisede eğitimini devam ettiren çocuklarımız müfredat ve sınavlarda genel itibariyle klasik, açık uçlu sorular sorulduğu için çocuklarımız da ister istemez test mantığıyla hareket eden, sorular üzerinden gidilen bir sisteme ihtiyaç duyuyor ve bu yüzden özel öğretim kurslarını tercih ediyorlar.  Çocuklar, aynı zamanda farklı okullardaki arkadaşları ile bir arada olarak, kendi seviyesini diğerleriyle mukayese ediyor ve bu motivasyon yükseltme açısından çok değerli.

Öğrenci ilk bilgiyi okulda alıyor. Biz öğretilen bilgiyi pekiştiren tarafta duruyoruz. Bizim gibi kurumlar, öğrenciye pratikleşme imkanı sunuyor. Bu pekiştirmeyi de test usulü üzerinden yürütüyoruz.

  • Hocam, uzun yıllardır idarecilik yaptığınız için eğitim konusunda gözlem yapma şansınız hepimizden daha yüksek. Bu doğrultuda, sistemde gördüğünüz eksikleri sorsak, ne söylersiniz?

Özgür Koçak:  Pek tabi benim de arkadaşlarımın da gördüğü birçok sıkıntı mevcut. Ancak bu durum her yıl telafi edilmeye, düzeltilmeye çalışılıyor. Eğitim sisteminde yapılan yeniliklerle birlikte sıkıntılar çözülmeye çalışılıyor. Daha iyiye gidiyor ama düzeltilmesi gereken birçok husus var. Nüfus kalabalık olduğu için, devletimizin işi gerçekten çok zor. Eğitim seviyemizi yurtdışı ile mukayese ederken, karşı tarafı da çok abartmamak gerekiyor. Yurtdışına seyahatlerim oldu ve öğrencilerimi de yurtdışına götürdüğüm etkinlikler oldu. Bu geziler esnasında şunu fark ettim, eğitim konusunda eksiğimiz yok, fazlamız var. Bunu pratikte gerçekleştirme konusunda sıkıntılar yaşıyoruz sadece.

Türkiye’de aileler okul ile bütün sorunların çözüldüğüne inanıyor. ‘Özel okul ya da devlet okuluna çocuğumu yerleştirdim, iş bitti’ kafası ile hareket ediyoruz. Ancak yurt dışında bizden farklı olarak aileler, çocuklarının okulunu sahipleniyor. Müdür seçimleri dört yılda bir yapılıyor ve atama bu şekilde yapılıyor. Demokrasi havası okullarda oldukça hakim. Ayrıca okul aile birliği kurumu, Türkiye’dekinden çok daha aktif çalışıyor. Veliler komisyonunun içerisinde öğretmen alımları ile alakadar oluyor. Dolayısıyla aslında özel okul gibi çalışıyorlar. Her veli muhakkak bir gün okula giderek ders dinliyor. Dolayısıyla insanlar okulları sahiplendikleri için eğitimin kalitesi de artıyor.

Bununla beraber öğrenciler çok daha aktif olarak okullarda hayatın içinde olmayı öğreniyorlar. Tulumlarını giyerek okullarını boyuyorlar, tamir ediyorlar, eksiklerini kapatıyorlar. Etkinlik saatlerinde ekmek mayalıyorlar, balık tutuyorlar, yoğurt mayalıyorlar, öğretmenleri ile futbol maçı yapıyorlar, ok atıyorlar, bahçede çiçek yetiştiriyor, halatlarla duvara tırmanarak arama-kurtarma faaliyeti öğreniyorlar… Her etkinliğin başında da bir öğretmen bulunuyor. Kısacası her daim hayatın içindeler ve öğrendiklerini pratik olarak uyguluyorlar. Biz bilgi konusunda belki onlardan ileriyiz ama bu gibi konularda geri olduğumuzu söylemek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk dönemlerinde uygulamaya koyduğu köy enstitüleri bu ihtiyacı karşılıyordu ancak köy enstitüleri kapatıldıktan sonra bu ihtiyacı maalesef ikame edecek bir alternatif oluşturamadık.

Burada yalnızca eğitim sistemini eleştirmek doğru değil. Çekirdek aile kavramı da dejenere oldu. Geçmişte, dedelerimiz, ninelerimiz bize kültürel bir eğitim verir, genetik kodlarımıza işlerdi. Bu geleneksel kopuş yüzünden aileler çocuklarla yeteri kadar ilgilenmemeye başladı ve teknolojinin de hayat içine girmesi ile doğal yaşam ortadan kalktı. Burada yapılması gereken sistemin içine eskiden olduğu gibi aileyi de katarak hareket etmek.

  • Edirneli bir öğretmen, idareci olarak Edirne’yi değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Özgür Koçak: Edirne şehrinde yaşadığımız ve işimizi burada yaptığımız için şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve insan kalitesi konusunda. Bu şehirde ulaşılırlık oldukça yüksek. Örneğin, milli eğitim müdürü ya da belediye başkanı ile görüşmek istediğiniz vakit bunu kolaylıkla gerçekleştirebiliyorsunuz. Burası tarihi ve kültürel açıdan oldukça potansiyeli yüksek bir şehir. Bu da insan kalitesini olumlu manada etkilemiş. Bilinçli öğretmen, veliler ve öğrencilerle çalışıyoruz. Öğrenciler ve veliler kendisini nasıl yetiştirmesi gerektiğinin bilincinde. Bu da bizi elbette mutlu ediyor ve şanslı hissediyoruz.

  • Edirne’yi bir turizm kenti olarak değerlendirmenizi rica ediyoruz.

Özgür Koçak: Edirne’yi bir turizm kenti olarak değerlendirdiğimiz vakit elbette birçok eksik ön plana çıkıyor. İlk aklıma gelen Meriç nehrinin durumu. Nehrin diğer yakasında, komşularımızın nehri daha turistik amaçlarla kullanabildiğini görüyoruz. Bu konuda çalışma yapmak gerekiyor. Restoran ve düğün yerleri dışında Meriç nehrinin bölgesinde daha fazla turistik tesise ihtiyaç var. Ailece gidilecek bir sosyal tesise, profesyonel olarak balık tutulabilecek alanlara ihtiyaç var. 624 yıl hüküm sürmüş Osmanlı devletine 88 yıl başkentlik yapmış Edirne’de yaşıyoruz. Ancak biz bu potansiyeli yeteri kadar kullanamıyoruz. En büyük eksik, tanıtım ve organizasyon olarak öne çıkıyor. Edirne’ye dışarıdan kafileler halinde misafirlerimiz geliyor ancak biz onları ağırlama noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Örneğin rehber eksikliği bana göre oldukça ciddi bir sorun. 24 tane kokartlı rehber, bir başkent şehri için oldukça yetersiz. Kültür turizm müdürlüğünün Turist Bilgi Bürolarında da daha fazla materyal ile misafirlerimize yardımcı olması gerektiğini düşünüyorum, bana göre onların da çalışmaları yetersiz. Kültür müdürlüğüne daha çok maddi kaynak ayrılıp çalışmalarının yeterli düzeye getirilmesi gerekiyor.

Kırkpınar bizim için oldukça önemli bir aktivite olmasına rağmen orada da ciddi sorunlar var. Ulaşım zayıf, etkinliğin yapıldığı yer yeterince temiz değil ve köprü üzerindeki insan yığılmasının önüne geçilemiyor. Daha fazla personel çalıştırarak, özellikle temizlik sorununun önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: