Emirhan Demir: “Edirne hayaller şehri, gerçekleşebilir mi? Evet”

Emirhan Demir: “Edirne hayaller şehri, gerçekleşebilir mi? Evet”

  • Kendinizi tanıtırmısınız?

Emirhan Demir: Babam Gaziantepli Mehmet, annem Edirne’li. Edirne Satranç Eğitim Merkezi Gençlik Spor Kulübü(Esem Gsk) Başkanı Hatice Demir. Ben Edirne doğumluyum. Bir yıl İngilizce hazırlık okuduktan sonra Beykent Kolejini bitirdim. Daha sonra İstanbul Aydın Üniversitesi Otomotiv Teknolojisi Bölümü’nde okurken amcam Cevat Demir vefat edince Edirne’ye dönüp Sanayi Sitesinde ki yedek parça dükkânın başına geçmek zorunda kaldım. Bir aile şirketimiz var, babam Mehmet, abim Alihan ve amcamın kızları ile birlikte çalışıyoruz. Çıkma yedek parça, yeni yedek parça, hayvancılık, https://www.trakyamarketim.com/ sitesinde e ticaret ile uğraşıyoruz ve yeni bir iş kolumuz olarak müteahhitliğe adım atmak için çalışmalarımız var.

  • Satranç sporuna olan ilginizden bahsedermisiniz? Satranç sporunun faydaları nelerdir?

Emirhan Demir: Geçmişte satranç sporunda dereceler elde ettim. Ama son zamanlarda işlerimin yoğunluğu nedeni ile yeterli zaman ayıramadım. Faydalarını çok gördüm, şöyle sıralayabilirim,

– Kötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur.

– Planlı hareket etmenin önemini ve gerekliliğini kavratır.

-Süratli, doğru ve çabuk düşünebilmeye yardımcı olur, olaylara doğru yorumlarla yaklaşabilme yeteneklerini geliştirir.

– Kişiliği ve karakteri olumlu yönde etkiler ve geliştirir.

-“Kendine güven” duygusu aşılar ve bunu geliştirir.

– Kendi güç ve yeteneklerini daha iyi tanıyarak,  bireysel güç ve yetenekleri açığa çıkarmaya ve bireysel doğru kararlar alabilmeye yardımcı olur.

– Dikkatini tek konu üzerinde yoğunlaştırabilme alışkanlığı kazandırır.

-Diğer ders konularının daha iyi anlaşılıp kavramasına yardımcı olur. Bilimselliği ön plana alarak araştırmalar yapmaya yönlendirir.

– Konulara karşı şüpheci yaklaşımı benimsetir, onları ezberci zihniyetten arındırır.

– Kişileri düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar haline getirir ve yaratıcılıklarında özgür bırakan bir ortam hazırlar.

– Başarıya ancak ve ancak sistemli ve disiplinli bir çalışmayla varılabileceğini gösterir.

– Mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmanın gerekliliğini benimsetir.

– Başarısızlıklar karşısında yılmamayı, başarı için daha da çok çalışmanın gerekli olduğunu öğretir.

– Başarılardan büyük hazlar duyarak daha da başarılı olmaya yönlendirir.

– Yepyeni hedefler göstererek bu yeni hedefler doğrultusunda motivasyon sağlar.

– Kişilerin olumsuz bir yönünü, eksikliğini veya bir davranış bozukluğunu hızlıca ortaya çıkarır.

– Kurallara uymayı, dostça oynamayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir.

– Yakın dostluklar kurup daha çok sosyalleşmeye ve sosyal yaşamının zenginleşmesine yardımcı olur.

– Satrancın yararlarını gösteren bütün bu maddeler, Milli Eğitimin de temel amaçlarındandır, Türk Milli Eğitimi’nin öğrenciler tarafından kazanılmasını istediği temel davranışlardır. Bu kadar pozitif etkisi olan bir araç kesinlikle bir ‘EĞİTİM ARACI’dır. Yeryüzünde başka hiçbir araç, bu kadar olumlu davranışların hepsini birden bireylere kazandıramaz.

Öyleyse, çocuklarımızın olabildiğince küçük yaştan başlayarak ‘Kişilik gelişiminde satrancın pozitif etkilerinden yararlanma’ amaçlanmalı, çocuklarımızın olumlu davranışlar sergilemelerini sağlamaya çalışmalı bu amaç bir  ‘görev’ olarak benimsenmelidir diyebilirim.

  • Edirne’de doğdunuz, Edirnede büyüdünüz ve Edirnede yaşı Genç bir girişimci olarak iyisi ile kötüsü ile Edirne’yi değerlendirirmisiniz? Bize bu konuda ki hayallerinizi anlatırmısınız?

Emirhan Demir: Korona virüs dolayısı sadece Edirne veya Türkiye değil, bütün dünya sancılı günler yaşıyor. Bir an önce normal hayata dönmemiz için dua ediyorum. Bu anlatacaklarım normal hayata döndükten sonra gerçekleşebilecek hayallerim.

Edirne’de nehirlerimiz konusunda da çalışmalar yapmak zorundayız. Edirne işgaller öncesinde Londra, Paris, Napoli’den sonra dünyanın en büyük dördüncü şehri idi. İnsanlık ve uygarlık tarihine yön veren Edirne’miz bunu biraz da nehirlerine borçlu idi. Su medeniyet ve uygarlık demektir. O dönemde nasıl ki gondollar ile saltanat kayıkları ile bu nehirlerimizde gezinmiş isek, etrafında kasırlar, insanlar için mesire yerleri oluşmuş ise bizler de Edirne’de aynı ortamın oluşturulması hayalim. Bunun için çalışmaların devam ettiğini görüyorum. Edirne’nin en büyük sorunu alt yapı. Eğer altyapı sorunları halledilirse, gerisi zaten gelecektir. Belediye’nin bu konuda da çalışma yaptığını görüyorum.

Edirne’nin her mahallesi bir kültür, her mahallesi bir değer. Edirne sanayi sitesi ile ilgili çalışmalar yapılması lazım. Bu çalışmaların sanayi sitesindeki arkadaşlarımızın talepleri doğrultusunda olması gerekiyor. Kaynakçı ile LPG tamircisi yan yana duruyor. Bu hoş değil. İki eli ile çalışan ustamızın yanında galerici çalışıyor. Bu ekonomik anlamda kira konusunda küçük esnafımızı zora sokuyor. Farklı farklı yerlerde toplanmaları gerekir. Yağmur yağıyorsa sanayi içinde gezmeniz mümkün değil. Buradaki altyapı sorununu da çözmesi gerekiyor. Bu konuda da devam eden çalışmaları takdirle izliyoruz. Bunun dışında hurdacıların da sıkıntıları var, onların da belirli bir yerde toplanması gerekiyor. Eski Sanayi Sitesinin çevre güvenliğinin sağlanması konusunda sıkıntılar var. Edirne’de Zeplin Hangarı (Balon binasını) var burası tuz deposu filan gibi çeşitli amaçlarla kullanılarak ziyan ediliyor. Bir an önce turizme kazandırması gerekiyor. Asker hastanesini canlandırmak, tarihi dokunun tekrar yaşatması gerekiyor. Burası şehit yakınları ve gazilerimiz için rehabilitasyon merkezi ve sosyal tesis olarak hizmeti verebilir. Çok alanda kullanıma müsait. Edirne’nin en büyük ve çözüm bekleyen sorunlarından birisi de otopark sorunumuz. Olmazsa olmazlarımızdan, bunun da bir an önce çözülmesi gerekiyor. 40-50 araçlık projeler bizi kurtarmaz. Edirne’ye 3000-4000 araçlık projeler gerekiyor. Bunun için kızanlık bahçesi denen, orduevi karşısındaki alanı müsait. Orası kamulaştırılarak, yer altında, tarihi dokuyu bozmayacak şekilde, otopark yapılırsa harika olur. Set boyundaki eski kerestecilerin bulunduğu yerde otopark yapılabilir. Her şekilde bu sorunu çözülebilir. Zaman içinde çözüleceğine inanıyorum. Cumartesi pazarı yağmurlar dolayısıyla çöktü. Burayı komple yıkıp, altını kapalı otopark, üstünü de modern bir Pazar yeri yapması adeta bütün Edirne’nin hayali. Karaağaç bölgesinde açık bir halk pazarına ihtiyacımız var. Belki orada dünyanın en güzel fasulyesi, biberi, patlıcanı yetişiyor. Orada bir konserve fabrikasına yönlendirme, kooperatifleşme ile insanların ürettiklerini değerlendirmek konusunda projeler hazırlanması gerektiğine inanıyorum. Edirne trafik sorununun da bir an önce çözülmek zorunda. Birçok yerde baktı çıktı yapılarak sorun çözülebilir. Şu an çevre yollarımız açıldı ama HillyHotel’in, Lalapaşa, Süloğlu istikameti ile kesiştiği noktada her gün trafik oluşuyor. Bu her geçen gün artıyor ve artmaya devam edecek. Sırt bölgesinde bir alt geçit ile kuzey-güney yönü tamamen araç beklemeksizin hızlandırılabilir. Bunun gibi şehir merkezinde de Trakya Birlik gibi, İstasyon kavşağı gibi, Tıp Fakültesi gibi alanlarda gerek üst geçitler ile gerekse battı çıktılarla trafiği rahatlatacak projeler yapılarak sorunun çözülebileceği kanısındayım. Edirne halkı isterse, Edirne’ye turizm amacıyla gelen otobüsler, Edirne girişinde bir noktada toplanarak oradan insanların servis aracılığıyla Edirne’nin her noktasına ulaşacağı, bu arada çayını kahvesini içip, dinleneceği bir sistem de oluşturulabilir.

  • Edirne bir turizm kenti. Size göre Edirne’nin turizm konusunda eksikleri nelerdir?

Emirhan Demir: Edirne’de onarılmayı bekleyen koruma altındaki binalar, zamanın acı kuvvetine mağlup oluyor. Osmanlı İmparatorluğu’na 92 sene baş şehirlik yapan, her gün binlerce turistin ziyaret ettiği Edirne’de, birçok tarihi eser bulunuyor. Osmanlı’dan izler taşıyan şehirde, sivil mimarlık örneği 535 yapı bulunurken, ibadethane, idari binalar, askeriyeler, mezarlıklar, abideler ve kalıntılar olmak üzere toplam bin 355 adet tarihi eser mevcut… Tarihi eser zenginliği bakımından dünyada Floransa’dan sonra 2. sırada yer alan Edirne’mizin, başta Kaleiçi ve Karanfiloğlu semtleri, Eski İstanbul Caddesi olmak üzere birçok mahallesinde bulunan özel mülkiyete ait binalar, koruma altına alındıktan sonra, kendi haline terk edilirken, bazıları da henüz onarımına başlanmadan ağır ağır çöküyor. Bugün Edirne turizmini başta Bulgarlar, sonra Yunanlar ihya ediyor. Yabancı turistin Edirne ekonomisine çok büyük katkısı var. Şunu söylemeye çalışıyorum turizm dendiğinde alışveriş ve inanç turizmi akla gelmemeli. Örneğin, Kaleiçi’ndeki evlerin durumunu düşünelim. Turizme kazandırılırsa Edirne için muhteşem olur. Avrupa’da hemen hemen her şehrin bir oldtownu yani eski şehri var. Turistler özellikle onu görmeye gelirler.

Kaleiçi Edirne’mizin ‘oldtown’u.  Birkaç proje ile bu ruh kazandırılabilir. Bunun için ilk etapta 20 ev belirlenerek, röleve ve restorasyon projeleri hazırlanabilir. Bunun için Belediye bünyesinde Proje Ofisi oluşturulabilir. Bununla ilgili Türkiye’de Göynük, Beypazarı, Mudurnu, Safranbolu, Odunpazarı, Ankara Hamamönü örnekleri var. Kültür Bakanlığı, Trakya kalkınma ajansı, AB Projeleri finansman sağlamanın dışında girişimcilerimize, Edirne’mizin turizm elçisi olan ciğerci, mis meyve sabuncu,  badem ezmecilere, Yap İşlet Devret Modeliyle vasıtasıyla bu 20 ev bitirilip, Turizme kazandırılabilir.

Üç Şerefeli Cami’nin arka tarafında kalan Karanfiloğlu semtinde de durum aynı. Şehrimizin görsel açıdan kötü durumda olduğu ortada. Estetik bir kaygı gidilmiyor şehir yapılanmasında. Sadece bina yapılıyor, sosyal aktivite yapacağınız alanlar oluşturulmuyor. Turizm konusunda öncelikle tanıtım şart. Bunun için de öncelikle kendi insanımıza Edirne’yi layığı ile tanıtmak zorundayız. Şu an röportaj yaptığımız mahallenin ismi Gülbahar Mahallesi… Şu an çıkıp mahallenin isminin neden gülbahar olduğunu sorsak bize kaç kişi cevap verebilir? Nereden geliyor Gülbahar adı? Fatih Sultan Mehmet’in annesinin adı Gülbahar Hatun. Zamanında Gülbahar hatun tarafından ihya edilen bu mahalle, Fatih’in annesinin ismini almış. Kıyığa çıkarken olan rampaya tophane bayırı diyoruz ama İstanbul’u fetheden, İstanbul’u alan topların büyük kısmının orada döküldüğü konusunda çok kişi fikir sahibi değil. Biraz daha ileriye gidelim, Menzilahır mahallesinin nereden geldiği hususunda, çok fazla bilgi yok ama tophanede üretilen topların deneme atışlarının burada yapıldığını, menzilin son noktası Menzilahır Mahallesi buranın eski zamanlarda bir eğitim yeri olduğunu kaç kişi biliyor. Demem o ki bu işin başı tanıtım. Ama önce siz tanıyacaksınız. Dünya’da pek az şehre nasip olacak tarihi ve kültürel güzelliklerle dolu bir şehirde yaşıyoruz. Burası Floransa’dan sonra kilometre kare başına en çok eser düşen şehir. Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ilde yaşıyoruz ama bunun idrakinde değiliz. Sarayiçi şu an hak ettiği yerde değil, Kırkpınar güreşlerimiz bir panayırdan daha sıkıntılı hale geldi. Fatih’in doğduğu sarayın hemen başındaki Yeni İmaret Mahallesini düşünelim. Yeni İmaret Mahallesi aslında hem Tunca nehrinin geçtiği bir yer hem de Edirne sarayının ve Edirne saray çalışanlarının bulunduğu bir yer. Oraya baktığımızda Osmanlı Saray Mezarlığı var ama maalesef ki neredeyse yok edilmiş. İçine bakıldığında Maksut Baba gibi, Aşçı Yahya Baba gibi Osmanlı âlimlerinin bulunduğu bir saray mezarlığından bahsediyoruz. Hemen yanına baksak,16.yüzyılda yapılmış şifa hanemiz, Beyazıt Külliyemiz, bugünkü haliyle sağlık müzemiz var. Avrupa’da akıl hastaları içinde cin var, şeytan var diye türlü eziyetlere maruz kalırken, şifa hanemizde musiki ile su sesi ile psikolojik rahatsızlıkların tedavi edildiğini biliyoruz. Edirne bu yönü ile 1500’lü yıllardan itibaren bir sağlık merkezi aynı zamanda. Burada zamanın en büyük tıp adamları yetiştirilmiş. Ancak şu anki haline bakıyoruz, orada araç park edecek yer bile yok. Biraz daha yukarıya çıkacak olursak Edirne sarayının üst noktasında Kapalı cezaevi olarak kullanılan yer, hemen padişahın sarayının bitişiğinde olan yerden bahsediyorum. Sarayı ve padişahı koruyan ordunun kışlası burası. Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun kışlası eskiden burada bulunurmuş. Eskiden kışla olarak kullanılan bu yer, maalesef dökülmek üzere. Buradaki cezaevi yeni yerine taşındıktan sonra bir şekilde turizme kazandırılmalı. Orada 30 dönümlük bir arazi var. İçine ne isterseniz yaparsınız. 1000 yataklı bir otel konumuna dönüştürülebilir. İstihdam konusunda katkı sağlayacağı gibi Edirne’mizin konaklama sorununa da çok ciddi bir çözüm olur. Bunun dışında, Kırkpınar dönemi dışında, yaz dönemi dışında kongre turizmi açısından da kullanılabilir. Yapılacak tüm kongrelerimiz yer olmadığı için ya Antalya’da ya da Afyon gibi illerde yapılıyor. Biz bunu burada, Edirne’de yapmak zorundayız ki insanlar Edirne’yi tanısın, buraya gelsin. Bir başka konu da zamanın bin yataklı askeri hastanesi, zamanında Balkan Savaşlarında, Çanakkale Savaşlarında yaralananların tedavi edildiği, Doktor Rıfat Osman Bey’in başhekim olduğu bin yataklı askeri hastanemiz var. Muazzam mükemmel bir bina ve 19.yüzyılın en büyük hastanesi. Yani o dönemde de Edirne, Balkanların sağlık merkezi. Aynı zamanda Karaağaç bölgesinde de büyük bir askeri hastanemiz var. 1000 yataklı askeri hastanenin taşları birer birer sökülüyor, maalesef bir tarih yok oluyor. Bunları kurtarmamız gerekiyor. 1000 yataklı askeri hastanemizin yanında da Çanakkale ve Balkan Savaşlarından gelip tedavi edilen, tedavi esnasında şehit olup, defnedilen, Türkiye’nin ikinci büyük şehitliği mevcut. Hemen biraz altında maalesef kara yollarının bir dönem tuz deposu olarak kullandığı, bir dönem bazı insanların hayvan baktığı, maalesef bir dönem yağmalanan balon binamız, zeplin binamız var. Balkan Savaşlarında, Almanlarla beraber inşa edilmiş. Düşmanın ilerleyişini görmek için balo uçurma faaliyeti yapılmış ancak zamanında helyum gazı yeterli olmadığı için bir defa uçurulmuş bir daha da kullanılması mümkün olmamış. Ama öyle mükemmel, öyle tarihi bir bina şu an kaderine terk edilmiş durumda. Edirne’mizin her yeri tarih, her yeri kültür. Saraçhane köprüsünden geçmeye kalksanız, taşlar, köprüler o kadar kötü durumda ki araçlar geçemeyecek durumda. Taşlar erimiş, korkuluklar devrilmiş. Saraçhane köprüsünün durumu ortada! Yıldırım, Yeni İmaret bölgesinde oturan vatandaşlarımızın özel araçları yoksa toplu ulaşım tercih etmiyorlarsa, yürüyerek, karanlıkta buradan nasıl geçecekler? Bu köprülerimizin acilen bakımının yapılması, ışıklandırılmasının yapılması gerekiyor. Bu köprüler gece yaya gidecekler için can güvenliğini tehdit eder durumda. Bunların da bir an önce Meriç ve Tunca köprüleri gibi şaha eser hale getirileceğine inanıyorum.

Korona salgını öncesi Edirne’ye gelen turist sayısının üç milyon küsur olduğu ifade ediliyor. Bunları nicelik olarak değil, nitelik olarak değerlendirelim. Transit geçiş yapanlar da bu hesaba dâhil. Edirne’ye nitelikli turist gelmesi gerekiyor. Sadece ciğerci ile badem ezmesi ile turizm yapılmaz. Bizler Edirne’ye gelen turistlerin ciğerciye, badem ezmecisine uğrayarak buradan ayrılmasını arzu etmiyorum, burada konaklamasını da istiyorum. Edirne’ye ekonomik katkı sağlayacak projelerin gerçeklemesi gerekiyor.

Edirne Kaleiçi bölgesinin de eskisi gibi ihtişamlı olmasını arzu ediyorum, o bölge hak ettiği değeri görmeli ve tarihi evlerin yenilenmesi ile daha fazla turist çekmeli. Edirne’de turizm dendiğinde akla gelen yerlerden birisi olmalı. Edirne’nin her yeri tarih, Edirne’nin her yeri müze… Kaleiçi’ndeki evlerimizin yıkılmasına izin vermemeliyiz, onları ayağa kaldırmak için uğraşmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: