Hüseyin Erbay: “Bugüne kadar sosyal yardım kuruluşlarına aktarılan paraların bir kısmı ile köylerimizin yolundan internetine kadar birçok sorunu giderilebilirdi.”

Hüseyin Erbay: “Bugüne kadar sosyal yardım kuruluşlarına aktarılan paraların bir kısmı ile köylerimizin yolundan internetine kadar birçok sorunu giderilebilirdi.”

  • Sizi tanıyabilirmiyiz?

Hüseyin Erbay: 1978 Edirne doğumluyum. Edirne’nin Büyük Gerdelli Köyündenim. İyi Parti Süloğlu İl Genel Meclis üyesiyim. Evliyim, iki çocuk babasıyım.

  • Ne işle meşgulsünüz?

Hüseyin Erbay: Kasap ve lokanta işletiyorum. Hayvan alım satımı ile de uğraşıyorum. Ayrıca çiftçilik ve hayvancılıkta yapıyorum. Edirne İl Genel Meclis Üyeliğini iş olarak saymıyorum. O bir iş değil görevdir. Halkımız bana görevi verdi elimden geldiğince işimden gücümden, aileme ayıracağım zamandan feragat ederek yapmaya çalışıyorum. İl Genel Meclis Üyesi seçildiğim anda parti rozetimi çıkardım. Çünkü ben sadece mensup olduğum partiyi değil bütün Süloğlu halkını, Edirne halkını temsil ediyorum. Görev sürem bittiğinde benden daha iyi yapabilecek bir arkadaşa devredeceğim.

  • Şu an ki konjonktür açısından çiftçilik ve hayvancılık üretimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sektörlerde sıkıntılar var mı?

Hüseyin Erbay: Edirne İl Genel Meclisi olarak Kasım ayı bizim bütçe ayımız. Bu nedenle çeşitli toplantılarımız oluyor. Bu toplantılar la ortaya çıkan durum hiç iç açıcı görünmüyor. Hükümetin bazı yanlış yürüttüğü politikalar var. Ülkemizde işsizlik gitgide artmakta. Gençlerimiz geçim sıkıntısından dolayı köylerden şehre göç ediyor. Köylerde üretim bittiği gibi maalesef şehirde de iş sahası yok. 100 dekar arazi işleyen bir çiftçinin masraflar çıktıktan sonra eline kalan para 20.000 TL civarında. Bu çiftçinin borcu var, ekip işlediği sürece harcamak zorunda olduğu giderleri var. Çiftçi evini zor geçindirir duruma geldi. Bu da çiftçiliği bitirme noktasına getirdi. Zira hayvancılıkta aynı şekilde. Geçtiğimiz Ramazan ayında 40 TL olan etin kesim fiyatı, artması gerekirken 36 TL’ye düştü. Yani Et Balık Kurumu’nun açıkladığı fiyatlarla giderler birbirini karşılamadı. Yem fiyatları geçtiğimiz ramazan ayı zamanların da 70 TL civarlarındayken kesim 40 TL bandındaydı. Şu an yem fiyatları 135 TL oldu, kesim ise 36 TL ye düştü. Yem fiyatlarına o zaman dan bu zamana kadar iki kere 30-40 TL bazında zam gelirken %100 lük bir zam fiyatı uygulan. Fakat aynı zam fiyatı kesim fiyatlarına yansımadı. Artacağına 36TL’ye düştü. Aynı tür sıkıntılar buğday da yaşanıyor. Ben, hasat zamanı 30 ton buğdayı 1,650 TL’ye verdim şu an 2,400 TL. Yaklaşık 21.000 TL zararım var. Tüccarlar düşük fiyattan aldıkları ürünleri depolarına beklettiler. Eğer zamanında taban ve tavan fiyatları açıklansaydı bu zararlarımız olmayacaktı. Keza Ayçiçeği fiyatlarında da aynı şekilde bir tablo yaşandı. Bu gibi olaylar karşısında büyük işletmeler ayakta dururken küçük işletme sahibi köylülerimiz bitiyor. Ayrıca desteklemelerin zamanın da yatmaması, üretimdeki yaşanan sıkıntılar, kurak geçen bir senenin ardından beklenenden düşük verim alınması, çiftçinin borcunun bulunması gibi nedenler hayvancılığı da zora sokmuş durumda. Bu zor ekonomik durumdan kurtulmak isteyen köylülerimiz ya tarlalarını satmak zorunda kalıyor ya da hayvan işletmesini kapatacak ve ayakta durmaya çalışacak. İki tane seçeneği var. Köylünün en büyük destekçisi olması gereken Yağlı Tohumlar Satış Kooperatifi ve Tarım Kredi Kooperatifi’ne gittiğinizde gübre fiyatları olsun tohum fiyatları olsun yüksek meblağlar da satılıyor. Bunlar çiftçinin kuruluşu. Çiftçinin yanında olması gerekirken tüccarı zengin etme düşüncesindeler. Bu kuruluşlar denetlenmiyor. Bütün bunlar hükümetin yanlış Tarım Politikasından kaynaklanıyor.

Ben halkın içinden geldim. İnsanların mağduriyetinin canlı şahidim oldum. Nasıl zenginlediğini de nasıl fakirleştiğini de gördüm. Köylerimiz de tarımla ve hayvancılıkla uğraşan genç nüfus kalmadı denecek kadar az. Bu tür sorunlardan dolayı köyden şehre göç etmekteler. Asgari ücretle çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Köylerde yaşayan 60-65 yaş üstü bireyler tekrardan çiftçiliğe başladı. Bu nüfus bu işi daha ne kadar sürdürebilecekler. Şehre göç edenler 3 sene 5 sene sonra babalarına borcunu ödeyemediklerini söyleyip köydeki tarla ve hayvanlarını satıp borçlarını kapamasını istiyorlar. Baba da çocuğunun geçimi devam ettirmesi için evliyse aile düzeni bozulmasın diye satıp borçlarını kapatıyor. Satmasa yardım edecek durumu da yok. Satmak zorunda kalıyor. Ülkemizde ki boşanma sayısı her geçen yıl dikkat çekici artış kaydediyor. Bunların temel nedeni geçim sıkıntısı. Köylerde, köy okullarının kapatılması ve taşımalı eğitime geçilmesi yanlış bir politikaydı. Gençler tarım ve hayvancılık gibi işlerden uzaklaştırıldı. Köyde eğitimini sürdürme olanağı olsa idi çocuk çiftçiliği de hayvancılığı da bilecekti sevecekti. Şu an arabamın torpidosun da üniversite mezunu 15-20 tane gencimizin iş başvuru belgeleri var. Bilgisayar sertifikasından güvenlik sertifikasına kadar her türlü belgeleri mevcut. Bu gençler için her ne kadar girişimlerde bulunuyor olsak ta pandeminin de getirmiş olduğu sıkıntılardan dolayı gençlerimizin çoğuma iş bulamıyoruz. Ben şahsen bu zamanda, bu şartlarla evladımı okutmazdım. Çünkü okuduğu süre zarfın da kaybı var. Tanıdığım geçler var, 4 yıl üniversite okumuş inşaat mühendisi olmuş fakat maalesef ki iş bulamıyor. Türkiye’de 70.000 bin tane işsiz inşaat mühendisi evladımız var. Bu mezun olan evlatlarımız günümüz şartlarında okuduğu bölüm doğrultusunda iş bulamadıklarından ötürü ayak işlerinde asgari ücrete talim ederek çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu evlatlarımızın boşuna üniversite okuyorlar. Boşuna geçen yıllarının yanında günümüz şartların bu çocuklar üzerine getirdiği psikolojik etkilerinden bahsetmiyorum bile.

Tarım ve hayvancılığa dönersek, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevine bu işin içinden gelen, bu tür işleri bilen tecrübeli kişiler getirilmeli. Görevdeki arkadaşlar sadece büyük işletmelerin değil köylünün kurduğu küçük işletmelerin de arkasında durması gerek. Çeşitli projeler üretiliyor. Hibe olarak koyun veriliyor. Fakat bu hibe hayvan destekleri iktidar yandaşlarının tanıdıklarına çıkıyor ve dağıtılıyor. Şehirden köye geri dönüp bu işe kalkışmayı düşünen kişiler kredi alabilseler dahi bu seferde o kişilerin karşısına yüksek yem ve bakım masrafları çıkıyor. Bu tarz projeler büyük işletmelerin ve iktidar yandaşlarının altından kalkabileceği tür projeler. Küçük çiftçiyi kalkındırma projeleri değil.

  • Peki, bu sorunların çözümü nedir ve ne yapılması gerekir?

Hüseyin Erbay: Kriterlerin iyi belirlenmesi lazım. Kurumların başına işi bilen, tecrübeli kişilerin getirilmesi ve bu kurumların her ay düzenli olarak denetlenmesi gerekiyor. Köylerde yaşayan nüfusun arttırmaya yönelik projelerin planlaması lazım. Bunun için Köy Okullarının tekrar eğitime kazandırılması lazım. Bu okullar sadece köylere faydası olmayacaktır, açıkta atanmayı bekleyen öğretmen adaylarımıza da iş kapısı açacaktır. Köylerin geliştirilmesi için maddi yatırımlar gerçekleşmeli. Bugüne kadar sosyal yardım kuruluşlarına aktarılan paraların bir kısmı ile köylerimizin yollundan internetine kadar birçok sorunu giderilebilirdi. Öyle ki bu tür kurumlarda denetim eksikliği olduğu için, sosyal yardımlaşmadan yardım alan insanların bir kısmı bunu geçim kapısı olarak görüyor ve hiçbir sigortalı işte çalışmıyor. Bu tür yardımlar insanları bir noktada tembelliğe itiyor. Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sigorta maliyetlerini düşürmesi lazım. Ara eleman yetiştirme kurslarının açılması lazım. Örneğin kasap ustası için iş başvurusu yapan kişilerin çoğu işi bilmiyor. 2-3 yerde çalışmış kişiler eti kesmeyi bilmiyor. Şu an da benim bünyemde 12 tane personel çalışıyor. Bir personelin maliyeti yaklaşık 4.000 TL.  Aylık 60.000 TL giderim var. Çalışanlarım başladığında iş hakkında bilgisiz ve eğitimsizlerdi. Bünyemizde yetiştirdik ve işi öğrettik. Bu şekilde topluma meslek sahibi bireyler kazandırmaya çalışıyoruz. Bu tür şeyleri elbette ki bizde yapacağız. Fakat bu tür atılımları devletin yapması önemli. Sadece tarım ve hayvancılık konusunda değil, sanayi konusunda da bu tür sıkıntılar yaşamaktayız. Eskiden Çıraklık Eğitim Okulları vardı. Biz bunları öldürdük. Meslek Liselerini öldürdük. Bu tarz mesleki okulların üstüne düşülmediğinden dolayı burada okuyan öğrenci sayıları gün geçtikçe azalmakta. Bu sebeplerden ötürü kaynakçı, mobilyacı, torna tesviye ustası, motor ustası da yetişmiyor. Bu tür sorunların önüne en kısa sürede geçilmediği takdir de bizleri daha da zor günler bekliyor.

  • Süloğlu İl Genel Meclis Üyesisiniz. Bölgenin sorunları neler? Çözüm yolu bulabiliyor musunuz?

Hüseyin Erbay: Bölgemizin içme su hatları, kanalizasyon hatları gibi sorunları mevcut. Hatların döşenmesinden günümüze kadar uzun süre geçtiği için yetersiz gelmeye başladı. Çökmeler başladı. KÖYDES ten gelen ödenekler kısıtlı. 2 sene önce 600.000 TL destek geldi. Fakat 10 tane köyümüz var. Köy başına 60.000TL düşüyor. Bu parayla döşenecek boruyu dahi alamayız. Üzerine basa basa söylüyorum, Sosyal Yardımlaşma Kurumlarına aktarılan paralar köylerimiz için kullanılmış olsaydı şu an da hiçbir köyümüzün sıkıntı kalmazdı.

  • Köylerin kalkındırılması için başka ne tür projeler yapılmalı?

Hüseyin Erbaş: Çiftçilerimiz çoğu bankalar nezdinde kırmızı kalemli. Bu yüzden köylerde hayvancılık işletmesi açacak veya açmış olan her kişiye devlet 10’ar tane hayvan desteğiyle teşvik vermesi lazım. Bunların her türlü ihtiyaçlarına da destekte bulunması lazım. Örneğin, veteriner hizmetleri çok pahalı. Ayrıca şu an köylerimizde toplulaştırma yapılıyor. Her köye ahır yerleri ayrılıyor. Çok güzel bir proje, fakat alt yapılarını yapmadığı için ahırları kurmaya çoğu köylümüzün maddi gücü yetmez. Bu tür bir projenin hayata geçirilme maliyeti minimum 100.000 TL Bunun altından kalkmak geçimini zar zor sağlayan köylü için mümkün bile değil.

Çocuklarımızı geri kazanmalıyız. Onlara tekrardan köy işlerini hayvancılığı, ekip biçmeyi, çiftçiliği öğretmeliyiz. Topraklarımızı büyük işletmeler satın alıyor. Bu büyük şirketleri devlet daha da besliyor. Çoğu büyük işletmenin para kaynaklarının nereden geldiği malum. Azerbaycan savaşa topraklarını kazanırken biz savaşmadan kaybediyoruz. İlerleyen zamanda topraklarımızı toplayan bu işletmeler çocuklarımızı asgari ücretle işçi olarak çalıştıracak. Yazık değimli?

  • Türk Milliyetçiliğini bize tarif edebilir misiniz?

Hüseyin Erbay: Milliyetçi kişi bana göre inancını yitirmeyen, hak ve hakkaniyet yolunda ilerleyen kişidir. Türk milliyetçiliği için sağcıymış solcuymuş bu önemli değil. Önemli olan vatanına sahip çıkacak. Vatanı için canını ortaya koyacak. Yaptığı her işi ahlakıyla hakkıyla yapan kişidir, halkını rahat ettirebilecek, halkın mücadelesini verebilecek, ülkemizdeki gençler için güzel bir gelecek sağlama amacı taşıyan kişiler benim için Türk Milliyetçisidir. Türk Milliyetçiliği mantığının partisi yoktur. Edirne’de HDP hariç bütün partilerin mensupları Türk Milliyetçisidir. Partisiz vatandaşlarda Türk Milliyetçisidir. Bu nedenle Edirne’de doğduğum, Edirne’de yaşadığım ve Edirne’li olduğum için çok mutluyum. Edirne’li olmayı Allah’ın bahşeti olarak kabul ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: