Bahçeli’nin 2028 Formülü: Erdoğan Yürütmede, MHP Yasamada Ne İstiyor?

Bahçeli’nin 2028 Formülü: Erdoğan Yürütmede, MHP Yasamada Ne İstiyor?
- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2028 seçimleri için açıkladığı yeni siyasi formül, Cumhur İttifakı’nın geleceğine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. Erdoğan’ın yeniden adaylığına destek veren Bahçeli, MHP’nin ise Türkiye’nin birinci partisi olmasını hedefliyor. Peki, bu çıkış Meclis’te yeni bir güç paylaşımının işareti mi?
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 6 Ekim 2026 tarihinde TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşma, Türk siyasetinde 2028 sonrasına ilişkin yeni bir tartışmanın kapısını araladı.
Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığını desteklerken MHP’nin yasama organındaki etkinliğinin artırılması gerektiğini savundu.
Ortaya koyduğu siyasi formül ise dikkat çekiciydi:
“Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı.”
İlk bakışta Cumhur İttifakı ortakları arasında bir görev paylaşımı önerisi olarak algılanabilecek bu sözler, konuşmanın tamamı incelendiğinde daha kapsamlı bir siyasi hedefe işaret ediyor.
Bahçeli, yürütmede Erdoğan’ın devamını isterken MHP’nin TBMM’de daha güçlü temsil edilmesini, yasama faaliyetlerinde belirleyici olmasını ve Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükselmesini amaçlıyor.
MHP ARTIK MECLİS’TE DAHA FAZLA SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTİYOR
Bahçeli’nin açıklamalarındaki en dikkat çekici bölüm, MHP’nin yasamaya ilişkin üç temel hedefini ortaya koymasıydı.
Bunların ilki temsil gücü. MHP, oy oranını yükseltmeyi, milletvekili sayısını artırmayı ve ülkenin birinci partisi olmayı hedefliyor.
İkinci hedef kurumsal güç. Parti, TBMM’nin yönetim organları ve komisyonlarında daha fazla görev üstlenmek istiyor.
Üçüncü hedef ise siyasal güç. MHP, kanun yapım süreçlerinde ve ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasi politikalarının belirlenmesinde daha etkin bir rol üstlenmeyi amaçlıyor.
Bu hedefler, Bahçeli’nin açıklamasının yalnızca bir seçim sloganından ibaret olmadığını gösteriyor.
MHP, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde yasamanın daha güçlü olması gerektiğini savunurken bu gücün önemli bir bölümünü kendi siyasi temsil kapasitesiyle oluşturmak istiyor.
CUMHUR İTTİFAKI DEVAM EDECEK, ANCAK PARTİLER ARASINDAKİ DENGE DEĞİŞEBİLİR Mİ?
Bahçeli’nin konuşmasında Cumhur İttifakı’nın sürdürülmesi gerektiği açıkça vurgulanıyor.
Dolayısıyla bu çıkışı, MHP’nin AK Parti’den ayrılma veya Cumhur İttifakı’nı sona erdirme kararı olarak değerlendirmek doğru değil.
Ancak dikkat çekici bir siyasi gerçek var.
MHP, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını desteklemeyi sürdürürken Meclis’teki ağırlığını artırmayı hedefliyor. Hatta yalnızca milletvekili sayısını yükseltmekle yetinmeyip ülkenin birinci partisi olmayı amaçlıyor.
Bu hedef gerçekleşirse ittifak içindeki siyasi ağırlık ve karar alma ilişkileri de değişebilir.
Elbette bu, henüz gerçekleşmiş bir güç değişimi değil. Seçmenin vereceği karara bağlı siyasi bir hedef.
Bahçeli’nin önerdiği yapı, yürütmede süreklilik ile yasamada MHP’nin artan etkinliğini aynı siyasi denklem içinde buluşturuyor.
MECLİS BAŞKANLIĞI MHP’YE Mİ BIRAKILACAK?
Açıklamanın ardından gündeme gelen sorulardan biri de TBMM Başkanlığının MHP’ye bırakılıp bırakılmayacağı oldu.
MHP kaynakları, Bahçeli’nin sözlerinin doğrudan bir Meclis Başkanlığı talebi anlamına gelmediğini belirtti.
Aynı kaynaklara göre esas hedef, MHP’nin Meclis’te daha güçlü temsil edilmesi ve yürütme karşısında denge-denetim işlevinin artırılması.
Ancak bu değerlendirmelerin isimleri açıklanmayan parti kaynaklarına dayandığı unutulmamalı.
Bahçeli’nin resmî konuşmasında TBMM Başkanlığının MHP’ye verilmesi yönünde açık bir talep bulunmuyor.
ERDOĞAN’IN 2028 ADAYLIĞINDA KRİTİK ANAYASA MADDESİ
Bahçeli’nin siyasi formülünün bir diğer önemli boyutu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı.
Mevcut anayasal düzenlemede bir kişinin kural olarak en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceği belirtiliyor.
Ancak Anayasa’nın 116. maddesi önemli bir istisna içeriyor.
Cumhurbaşkanının ikinci döneminde TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilirse mevcut cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabiliyor.
Bunun gerçekleşmesi için 600 üyeli TBMM’de en az 360 milletvekilinin seçimlerin yenilenmesi yönünde oy kullanması gerekiyor.
Bahçeli de bu nedenle TBMM’nin uygun zamanda ve geniş bir uzlaşmayla seçimleri yenileme kararı almasını istiyor.
Üstelik seçimlerin yine 2028 yılı içerisinde yapılmasını öneriyor.
Burada önemli bir hukuki ayrım bulunuyor: Olağan seçim takviminin işlemesiyle TBMM’nin anayasal yetkisini kullanarak seçimlerin yenilenmesine karar vermesi aynı şey değil.
Ayrıca Cumhurbaşkanının kendi kararıyla seçimleri yenilemesi, 116. maddede ikinci dönem cumhurbaşkanına tanınan yeniden adaylık istisnasını doğurmuyor.
Yüksek Seçim Kurulunun 30 Mart 2023 tarihli ve 2023/316 sayılı kararında ise 2018 öncesindeki cumhurbaşkanlığı döneminin yeni sistemdeki görev süresi hesabına katılmadığı belirtilmişti.
Dolayısıyla 2028 adaylığı tartışmasında anayasal usulün nasıl işletileceği belirleyici önem taşıyor.
MECLİS’TEKİ SAYILAR NE SÖYLÜYOR?
13 Ekim 2026 itibarıyla TBMM’nin resmî sandalye dağılımına göre AK Parti’nin 280, MHP’nin ise 46 milletvekili bulunuyor.
İki partinin toplam milletvekili sayısı 326.
Anayasa’nın 116. maddesi kapsamında seçimlerin yenilenmesi için gereken 360 oya ulaşılabilmesi bakımından bu iki partinin toplamının dışında en az 34 milletvekilinin daha desteğine ihtiyaç duyuluyor.
Elbette diğer siyasi partilerin ve milletvekillerinin nasıl bir tutum alacağı şimdiden kesin olarak bilinmiyor.
Bu tablo, Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açabilecek Meclis kararının yalnızca AK Parti ve MHP’nin mevcut milletvekili sayılarıyla alınamayacağını gösteriyor.
YAĞMUR STRATEJİSİ NEDİR?
Bahçeli, açıklamalarını ‘Yağmur Stratejisi’ olarak adlandırdığı siyasi yaklaşım çerçevesinde dile getirdi.
Bu stratejinin merkezinde devlet kurumlarının güçlendirilmesi, siyasi istikrarın korunması, hukuk düzeninin geliştirilmesi ve yasama, yürütme ile yargının anayasal görevlerini uyum içinde yerine getirmesi bulunuyor.
Bahçeli, kuvvetler ayrılığına dikkat çekerken yasama organının denetleme ve politika üretme kapasitesinin geliştirilmesini savunuyor.
Konuşmasının tamamı incelendiğinde yolsuzlukla mücadele, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, ekonomik ve sosyal reformlar ile Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin de yeni dönemin başlıca gündemleri arasında bulunduğu görülüyor.
MHP’nin yasamada daha güçlü olma talebi, bu politika başlıklarında daha fazla belirleyicilik kazanma isteğiyle de ilişkilendirilebilir.
MHP, İKTİDARI DENETLEYEN BİR İTTİFAK ORTAĞI MI OLMAK İSTİYOR?
Bu noktada yeni bir tartışma ortaya çıkıyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yürütme yetkisi cumhurbaşkanına ait. Yasama yetkisini ise Türk milleti adına TBMM kullanıyor.
MHP’nin Meclis’te daha fazla milletvekiline sahip olması, kanun teklifleri, bütçe görüşmeleri, komisyon çalışmaları ve Meclis denetimi bakımından partiye daha geniş bir siyasi hareket alanı sağlayabilir.
Kulis haberine göre de MHP çevrelerinin bu denetim işlevine önem verdiği aktarılıyor.
Haberde, AK Parti’nin denetim alanındaki uygulamalarının MHP içinde eleştiri konusu olduğu belirtiliyor.
Bu değerlendirme, parti kaynaklarına dayanan siyasi bir kulis bilgisi niteliğinde.
Diğer taraftan Cumhur İttifakı’nın devamını savunan bir partinin yürütme üzerindeki denetimini ne ölçüde bağımsız kullanabileceği de tartışılması gereken bir konu.
Bu sorunun yanıtı yalnızca milletvekili sayısına değil, Meclis’in anayasal yetkilerinin nasıl kullanılacağına ve partilerin somut siyasi tutumlarına bağlı.
AK PARTİ’DEN UZAKLAŞAN SEÇMENE MHP SEÇENEĞİ Mİ?
Ankara kulislerinde tartışılan bir diğer yorum ise MHP’nin seçmen tabanını genişletme arayışı.
Özellikle ekonomik sorunlar ve fon soruşturmasına ilişkin tartışmalar nedeniyle iktidar cephesinde seçmen kaybı endişesi yaşandığına yönelik değerlendirmeler yer alıyor.
Bu çerçevede Bahçeli’nin çıkışı, AK Parti’den uzaklaşabilecek muhafazakâr ve milliyetçi seçmene Cumhur İttifakı içinde başka bir siyasi seçenek sunma arayışı olarak da yorumlanıyor.
Ancak bunun MHP yönetiminin resmen açıkladığı bir seçmen kazanma planı değil, siyasi kulislerde dile getirilen bir değerlendirme olduğunu belirtmek gerekiyor.
MHP’nin hangi seçmen gruplarından ne ölçüde destek alabileceği ise ancak güvenilir kamuoyu araştırmaları ve seçim sonuçlarıyla değerlendirilebilir.
YASAMA YETKİSİ BİR PARTİYE DEVREDİLEMEZ
Bahçeli’nin kullandığı siyasi ifade ile Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Anayasa’nın 7. maddesine göre yasama yetkisi Türk milleti adına TBMM’ye aittir ve devredilemez.
Bu nedenle herhangi bir partinin Meclis’te çoğunluk sağlaması veya yasama faaliyetlerinde daha etkili hale gelmesi, yasama yetkisinin hukuken o partiye ait olduğu anlamına gelmez.
Bahçeli’nin sözleri de bu anayasal çerçevede, MHP’nin gelecekteki siyasi temsil ve etkinlik hedefi olarak değerlendirilmelidir.
2028’E GİDERKEN ASIL SORU
Devlet Bahçeli’nin açıklaması, Cumhur İttifakı’ndan ayrılık ilanı değil. Ancak MHP’nin ittifak içindeki konumunu daha güçlü hale getirme hedefini açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu siyasi yaklaşımın önümüzdeki dönemde üç önemli sonucu tartışılacak.
Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda TBMM’de gerekli anayasal çoğunluğun oluşup oluşmayacağı, MHP’nin seçmen desteğini ve milletvekili sayısını artırıp artıramayacağı, güçlendirilmesi savunulan yasama organının yürütme üzerindeki denetim görevini nasıl yerine getireceği.
Bahçeli’nin ortaya koyduğu formül, bütün bu soruları 2028 seçimleri tartışmasının merkezine taşıyor.
Sonuç olarak MHP, yürütmede Erdoğan’ın devamını savunurken yasamada kendi siyasi ağırlığını büyütmek istiyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise seçim sonuçları, Meclis aritmetiği ve anayasal süreç belirleyecek.