Ferdi Özdemir: “Edirne’nin tanıtım konusunda da sınıfta kaldığını görüyorum”

Ferdi Özdemir: “Edirne’nin tanıtım konusunda da sınıfta kaldığını görüyorum”

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Ferdi Özdemir: 1991 yılında Amasya’da doğdum. 2005 yılına kadar Amasya’da yaşadım. İzmir Anadolu Lisesinde okuduktan sonra, 2009 yılında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nde matematik bölümünde okudum; iki yıl orada okuduktan sonra, tekrar üniversite sınavına girdim ve 2011 yılında Trakya Üniversitesi matematik bölümüne yerleştim. Burada lisans eğitimimin sonrasında yüksek lisansımı tamamladım ve doktora için hazırlıklarımı yapıyorum. Çeşitli akademik çalışmalara katılmaktayım. Bunun yanında teknoloji ve yazılım bilimleri ile alakalı farklı platformlarda ve farklı konularda eğitimler aldım.

Amacım ülkem adına ses getirecek işler yapmak ve akademik kariyerimi devam ettirmek. Hayattaki en büyük amaçlarımdan birisi hep daha fazla insana dokunmak ve onlara yardımcı olmak…

  • 2009 yılından beri Edirne’de yaşayan birisi olarak bu şehirdeki eksikler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ferdi Özdemir: Edirne’de bazı hususlardaki eksikler diğer eksikleri tetikliyor zannımca. Şehrin devamlı surette süre gelen altyapı problemi var. Bu nedenle sanayi yatırımları biraz daha geri planda kalmakta… Altyapısı olmayan bir şehre sanayiciler de yatırım yapmıyorlar tabi ki. Sadece altyapı değil altyapının tamamlanmamasından dolayı üstyapılar ve yollar ile enerji iletim hatlarına ilişkin yapım ve diğer konularda eksiklikler tamamlanamıyor. Bu da maalesef sanayiciyi yatırım yapmaktan kaçırıyor.

Bir diğer taraftan bacasız sanayi diye tabir edebileceğimiz bir diğer önemli husus ise turizm. Özellikle Kapıkule sınır kapısı gibi bir fırsatımız var. Yurtdışında yaşayan vatandaşların izin zamanlarında Edirne turizmi çok büyük patlama yaşıyor. İnsanlar araçlarını park edecek bir küçücük aralık için adeta saatlerce Edirne içinde dolaşıyorlar. Bakın en basitinden araçlarımızı park edecek yer bulamıyoruz; bilhassa merkezde. Göze çarpan en büyük problemlerden biri de bu husus gibi durmakta.

Öte yandan Edirne’nin tanıtım konusunda da sınıfta kaldığını görüyorum. İstanbul’da Feshane Tanıtım Günleri’nde illerimizin tanıtım günleri düzenlendi. Orada bazı etkinliklerde köyleri temsilen muhtarlar bile vardı fakat Edirne’nin böyle bir faaliyetle temsil edildiğini göremedik. İstanbul yakın diye olabilir ancak bunu Ankara’da yapabiliriz. Özellikle insanların ziyaret ettikleri yerlerde yapabiliriz. Turistlerin yoğun zamanında Antalya’da yapabiliriz. Basit bir örnek bu sadece… Edirne’yi bilen biliyor, bilmeyenin de umurunda değil.

Edirne kırmızısı, literatüre daha yeni kazandırıldı. Şehir konusunda, Edirne’ye özgü çalışmaların daha fazla yapılması gerektiği düşüncesindeyim. Belki daha Edirne’ye özel, buraya has neler çıkacak neler. Bu noktada tabi Edirne tarihi, kültürü ve edebiyatı çalışanlara yani akademisyenlere büyük iş düşüyor.

Bir şehrin en önemli gelişmişlik göstergeleri; tarihi, turizmi ve kültürüdür. Edirne bir açık hava müzesi olmasına rağmen bu eserleri daha iyi tanıtmak gerekiyor. Edirne dediğimizde insanların aklına Kapıkule, Selimiye ve Kırkpınar geliyor. Köprülerimizi ve diğer tarihi eserlerimizi bilen yok. Muradiye Camiini, Eski Camiyi tanıyan yok. Şehrin yöneticileri; atanmış ya da seçilmiş fark etmez, Edirne’ye daha fazla dokunmak zorunda. Biz misafirlerin buradan memnun ayrılması için elimizden geleni yapmak zorundayız. Fakat gereken adımların atılmadığı kanaatindeyim.

Bu sorunların çözümü bence iki kelimede gizli: İş Birliği… Bir sorunu belirledikten sonra her camiadan insana danışmak ve meclis kurmak zorundayız. Akademisyenler, seyahat yetkilileri, esnaf, acenteler, otel temsilcileri, meslek odaları bu çalışmalara müşterek olarak katılmalı. Edirne’de hatırı sayılır kişilerle resmi görevliler bu işi organize ederek iş birliği çerçevesinde sorunlara çözüm bulmalı. Şahsım, bilgilerim ve yeteneklerim ile imkânlarım ölçüsünde buna daim hazır olduğumu buradan ifade etmek isterim. Edirne’de biz beraber yaşıyoruz. Burası bizim şehrimiz. Nerede yaşıyorsun diye sorduklarında şu dörtlüğü söylüyorum:

Şehr-i Rumeli’de nöbet kulübem benim,

Hem Bulgar hem Yunan sağ ve sol yanım,
Tek Selimiye’de nefes alır şu canım,
Batı kale, serhat Edirne’deyim.

Bu sebepten ötürü mesele Edirne olduğunda diğer meselelerin rafa kalkması gerektiği düşüncesini taşıyorum. Muhabbet ve hürmetlerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: