T. Ü. Yüksek Lisans Öğrencisi Selene Cabalar’dan Yahya Kemal’in yaşam öyküsü

T. Ü. Yüksek Lisans Öğrencisi Selene Cabalar’dan Yahya Kemal’in yaşam öyküsü

Türk Ocakları Edirne Şubesi mensupları Ocakbaşı Sohbetinde bir araya geldi… Türk Ocakları Edirne Şubesi’nde gerçekleşen sohbete konuşmacı olarak katılan Türk Dili ve Edebiyatı Lisans Öğrencisi Selene Cabalar, ”Yahya Kemal’in hayatında ve Eserlerinde Türk Milliyetçiliği’nin İzleri” konulu sunumu ile Ocaklıları bilgilendirdi.

Yahya Kemal’in muhtelif eserlerinden örnekler vererek sunumunu gerçekleştiren Selene Cabalar, Yahya Kemal’in yaşam öyküsüne dair şunları ifade etti:

” Yahya Kemal’in Türklük ve İslam sentezi doğrultusundaki ilk öğretilerini annesinden aldığını söylemek mümkündür. Annesi ona daha küçük bir çocukken ‘Peygamber efendimizi ve Murad efendimizi sev’ derdi. Bu, Türkleri Balkanlara yerleştiren; Sırpları, Slavları mağlup eden; Üsküp’te ulu camiler yücelten Türk büyükleri ve Balkan Türklerinin hafızasındaki Murad’dan başkası değildir. Paris’e gittiği esnada hayatının iki yol ayrımında bulunduğunu söyleyen Yahya Kemal, ya babasına vadettiği gibi yalnızca tahsiline devam edecek ya da Genç Türkler’in muhitine girip Namık Kemal’in fikirlerinden beri içinde var olan Türkçülüğü hür sesiyle söyleyecek, hür konuşacak, hür yazacak mevcut idarenin baskısından ayrılacaktı. O dönemlerde Paris’te bulunan bir genç, vatan hissinden ne kadar ayrılıyorsa Yahya Kemal o kadar bu hisle birleşiyor, hemhal oluyordu. Yahya Kemal’in tarihi merakı da çok kısa bir süre zarfında Türkçülüğü daha yakından tanımasına yol açmış, Paris’te bulunduğu sıralarda Albert Sorel’in dersleri, ona tarih ortasında Türklüğü aramak ve bulmak gibi sonsuz bir heves vermişti.”

Yahya Kemal Beyatlı’nın Türk Ocaklarının önemli bir mensubu olduğunu ve bu camiada Türkçülük faaliyetlerini yürüttüğünü ifade eden Cabalar, şunları söyledi:

” 1912’de, bir semtinde bile bütün vatanı gördüğü, hatta bazen vatanın kendisini tek bu şehirle sınırlandırdığı İstanbul’a döndüğünde Yahya Kemal’in milli ve manevi duyguları tam manasıyla şekillenmiştir. Türk Ocağı ve Bilgi Derneği’ndeki konferanslarla Türkçülüğü öğretmeye başlar. Paris’te bulunduğu esnada Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp ile tanışıklığını daha ileriye taşıyan Yahya Kemal verdiği derslerde de milliyetçiliğin tarihine değil milletin tarihine düşkün olduğunu sık sık dile getirmiştir. Öyle ki Ziya Gökalp ile fikir ayrılıkları olmasına rağmen Türkçülük üzerine sohbet etmekten keyif aldıklarını hatıralarında yazmış, Türk neslinin aklından çıkmaması gereken, kılavuz edinmemiz gerektiği ‘kökü mazide olan atiyim’ sözünü Ziya Gökalp’in kendisine yönelttiği ‘Gözün mâzidedir âtî değilsin’ lafına karşılık söylemiştir. Şüphesizdir ki Yahya Kemal, Balkanlar’ı temel edinen, batıyı iyi tanıyan ama asla batıdan olmayan, batıda geçirdiği yılları Türkçülük üzerine araştırma ve çalışmaya adayan, vatana döndüğünde bunları hür sesiyle söylemekten vazgeçmeyen bir fikir adamıdır.”

Sohbetimize Hars Heyeti Üyemiz Muzaffer Doğan’ın yanı sıra ocak mensuplarımız da katıldı. Katılım gösteren herkese teşekkürlerimizle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: